Ana içeriğe atla

Kayıtlar

KOPERNİKTEN SEVGİLERLE

2215 Yılının ocak ayı günlerden Çarşamba, not defteri tutmak yasak, ancak savunma bakanlığımdaki üst düzey görevimden dolayı böylesi bir lükse şimdilik sahibim diyebilirim. Benim adım “Ç”  yaşadığımız fanusta insanlara herhangi bir isim verilmeyeli yüz yıldan fazla bir süre oluyor. Kişiler kodlanan harfleri ile çağrılıyor. Ben erkek “Ç” kişiliği tamamen silinmek üzere olan cinsel arzuları yasaklanan robot ve insan karışımı bir canlı. Kara kapaklı defteri kapattığında gözleri dolmuştu. Duygu yasak, kitap okumak, aşık olmak, tarihi kaydetmek yasaktı. Bu yasakların sorumlusu ne bir devlet ne de ülke olabilmiş bir yer. Bu yerin adı; Kopernik. Cama doğru yaklaştı gökyüzü gri ve renksizdi. Dışarı çıkmak, insanlara özel olarak oluşturulan bölgelerden uzaklaşmak ölümcül olduğundan erkek Ç gökyüzünü pencereden seyretmek zorundaydı. İşe gitmek ve sevgilisi dişi Ç’yi görmek için sabırsızdı, masanın üzerinde duran evrakları özensizce çantasına koydu ve işe gitmek üzere yaşadığı fanustan ç...

ARABESK KÜLTÜR VE TOPLUM

           Prof.Dr.Nazife Güngör "Her insanı, her kültürü, her  estetik hazzı, her sanatsal yaratıyı kendi toplumsal, kültürel ve ekonomik  koşulları içerisinde değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum.  Herkes ancak kendi kategorisi içerisindekilerle karşılaştırılabilir ve de güç yarışına girebilir. " Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Nazife Güngör ile Arabesk kültür ve son dönemlerde bu kültür üzerine yaşanan tartışmaları ele aldık. -Arabesk kültür nedir? Kısaca bize anlatır mısınız? Sorunun yanıtına geçmeden önce “arabesk” sözcüğünün anlamına kısaca bakmakta yarar var. Sözcüğün, anlam itibarıyla Arabik olanı çağrıştırdığı açık. Arap kültürü ve sanatı içerisinde, özellikle de mimari alanında  estetik bir tarz olduğu bilinmektedir. Endülüs  Emevilerinin İspanya’da bir dönem kurmuş oldukları uygarlık içerisinde doğan mimari bir dekorasyon tarzıdır. Mimaride Arap tarzına özgülüğü anlatması için türetilmiş bir ter...

ANNE BEN ASEKSÜELİM!

Toplumsal gelişim süreçlerini incelerken, pek çok disiplinden yararlanılabilir. Ancak toplumsal ya da bireysel olgularda bireyin, kişisel deneyimlerinin gerçeğe yakın sonuçlar verdiğini yadsıyamayız. Türkiye örnekleminden hareketle sevgi, cinsel yoksunluk ve kadın, erkek ilişkilerini değerlendirmeye, bu veriler ışığında “kutsal şiddete” doğru uzanan yolun takibini yapmaya çalışacağım. Modern batı toplumlarındaki iletişim biçimlerini unutun. Yaşadığınız coğrafyanın gerçekliğini okuduğunuz çoğu kitabın içerisinde aramaya çalışmayın, lakin bu çabanız beyhude bir çaba olabilir ve hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Doğu toplumlarında sevgi, şiddet  ögelerini  içinde barındıran bir ruh halidir. Modern batı toplumlarına ilişkinde aynı tespiti yapmak yanlış olmayacaktır. Ancak buradaki temel paradoks şiddetin boyut değiştirmesinde yatmaktadır. Mülkiyet, mantalitesinin bireyin ruh dünyasındaki hakimiyeti göz önünde bulundurulduğunda, geldiğimiz noktada doğu toplumlarının kutsal ...

ÖLÜM YOKUŞU

Her zaman belirli hayaller kurarız, bazılarımız hayal kurmayı unutmuş olsa da konuşmaya çalışırız kimsesiz çocuklarla. Güneş doğarken, içini titreten soğuğa benzer hayal kurmak, mutlu eder ancak can yakar ve köpek gibi titrersin karanlığında. Biradan bir yumdum aldıktan sonra sigaraya uzandı titreyen parmaklarım, nefessiz kalmış herkesin son sığınağıdır sigara. Yapılan kötü huylu reklamlara kanma canın neyi istiyorsa yeri geldiğinde onu yapmasını bil. Giderek dönüyordu dünya, sarhoşluk hissine yakındı düşlerim, zaman akarken sanki onun bacaklarından akıyor gibiydim. Ellerim ceplerimde Kaleiçi sokaklarında yürürken, sarı sokak lambasının aydınlattığı taşlara bakıyor ve düşlere dalıyordum. Kaldırımda yalnız bir kadın yanında onlarca şişe eşlik etmek istersin bir iç çeker sonra yoluna devam edersin. Tecavüz kokar, mütedeyyin kokar, isyan kokar, biber gazı kokar sokakları memleketin. Fahişeler için kart basma vakti gelir gecenin ilerleyen saatlerinde  çalışma koşulları korkutucudur, a...

ARAF

Her şey ses dalgalarının titreşerek kulağınızda yaptığı yankı ile başladı. İnsan ne şekilde ve nasıl evrim geçirdi tartışmalarını bir kenara bırakırsak, yüce İsa’nın doğumunu küçük bir titreşime indirgeyebiliriz. Bugünün penceresinden evrene bakmak, şaşı gözlerle Afrodit’e bakmaya benziyor.  Parçalı bir seyir izleyeceğim tıpkı; kilise duvarlarında yankılanan ilahi melodileri ya da ezgisi gibi. Çılgınca bir rızanın içerisinde sürükleniyoruz. Hegemonya damarlarımızda hızla ilerlerken, sosyal medya üzerinden muhalif ilahiler söylemeye devam ediyoruz. Uzun bir iç çekiş ve ardından gelen arınma kısacası; ruhsal asaletini kaybetmiş uslar evreninde, çamura batmış bir tekerleğin mekanik paradoksunu yaşamaktayız. Her şey kısa bir pişmanlıktan sonra başladı. Karşı devrim işlenen cinayetin intikamını almaya kararlıydı. Küçük memeler, büyük memelere galip gelmişti. Suçlu arzu duyulan cinsellik ya da doğa değildi. Tek bir suçlu vardı o suçlu erkeği zehirleyen kadının kendisiydi. Yargılaman...

YALANLAR

07:30 Gözlerini yavaşça araladı, gün yeni ortaya çıkıyordu. Güneş utangaçtı ve bulutların arasından aydınlatmaya çalışıyordu karanlığı. Ayaklarını yere uzattığında parmaklarına hücum eden soğuğun etkisiyle tüm bedeni titredi. Yatakta çıplak uyuyan kadın, onun bu hareketlerine aldırış etmiyordu. Az önce yaşanan orgazmın etkisiyle gevşekti bedeni. Zihninde canlanan erkeğinin ahengi halen gözlerinin önündeydi. Sedat pencereye yaklaştı, masanın üzerinde duran gazetenin manşetindeki  yalanları okuyup gülümsedi. Kadını tüm benliği ile onu çağırırken, o pencerenin önünde ülkesinin geleceğinden kaygılı, sevişebilecek kadar da şanslı görüyordu kendisini. Sedat neredesin? Sedat kim? Aklına hücum eden sorularla boğuşuyordu delikanlı. Zorunlu askerliğini yapmamış bir kahraman aynı zamanda esaslı bir hain adayı idi. Çıplak pencerenin önünde durmanın topluma yöneltilmiş bir silah olduğunu düşünüyordu ki, Birden kendisini ahmakça buldu, silahında yeterince mermi kaldığına yönelik inancı yoktu....

MEĞERSE AŞK...

Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu. Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar. Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime,  arsızlığımda  saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda. Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda.                                        ...