Prof.Dr.Nazife Güngör
"Her insanı, her kültürü, her estetik hazzı, her sanatsal yaratıyı kendi toplumsal, kültürel ve ekonomik koşulları içerisinde değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Herkes ancak kendi kategorisi içerisindekilerle karşılaştırılabilir ve de güç yarışına girebilir. "
Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Nazife Güngör ile Arabesk kültür ve son dönemlerde bu kültür üzerine yaşanan tartışmaları ele aldık.
Sorunun yanıtına geçmeden önce “arabesk” sözcüğünün anlamına kısaca bakmakta yarar var. Sözcüğün, anlam itibarıyla Arabik olanı çağrıştırdığı açık. Arap kültürü ve sanatı içerisinde, özellikle de mimari alanında estetik bir tarz olduğu bilinmektedir. Endülüs Emevilerinin İspanya’da bir dönem kurmuş oldukları uygarlık içerisinde doğan mimari bir dekorasyon tarzıdır. Mimaride Arap tarzına özgülüğü anlatması için türetilmiş bir terimdir. Arabesk terimi daha sonra genelleştirilerek sanatta, Arap kültürünü çağrıştıran motiflerin kullanıldığı her form için kullanılır hale gelmiştir. Bizde ise müzik alanında kullanıma girerek popülarite kazandığı bilinmektedir. 1960’lı yıllarda Orhan Gencebay vb. müzisyenlerin müzikte yeni bir form geliştirmek için başlattıkları müzikal hareketin adı olarak belirdiği bilinmektedir. Yerli motiflere Arap motiflerinin de eklenmesiyle geliştirilen müziğe arabesk adı verilmiştir.
Herkes kendi açısından haklı. Farklı kültürel ve toplumsal kesimlerin birbirlerini kabul edişleri kolay olmuyor. Ancak diğer yanıyla da hiçbir taraf tam olarak haklı değil aslında. Çünkü toplumda nasıl ki farklı kültürel kesitler var, nasıl ki farklı yaşam biçimleri, farklı tarzlar var, buna bağlı olarak da farklı beğeniler oluşmuştur. Her beğeniye uygun da sanatsal formlar, dolayısıyla da müzikal formlar söz konusudur. Fazıl Say’ın müzik eğitimi ile arabesk müzikle ilgilenen müzisyenlerin eğitimi aynı değildir, yetenekler ve beğeniler de farklıdır. Dahası her bir müzisyenin beğeni kitleleri de farklı olduğuna göre herkes kendi hedef kitlesi, kendi etki alanı içerisinde sanatını icra etmelidir. Birinin ötekini dışlaması, aşağılaması diye bir şey söz konusu olamaz. Fazıl Say kendi müzikal alanında çok başarılı, çok önemli bir müzisyen. Ama O’nun müziğini toplumun sıradan kitlelerinin dinleyebilmesi, algılayabilmesi, beğenebilmesi o kadar da kolay değil. Fazıl Say’ın beğeni kitlesi ile arabesk müzik sanatçılarının beğeni kitleleri birbirinden zaten farklı olduklarına göre aralarında bir karşılaştırma yapmak, dahası onların birbirlerini kalite ve kalitesizlik noktasında eleştirmeleri de biraz anlamsız geliyor doğrusu. Bu tür tartışma ve çatışma ortamlarının entelektüel bir çabadan çok duygusal ve ruhsal yanı ağır basan birtakım tavır ve davranışlar olduğunu söylemek yanlış olmaz. Her insanı, her kültürü, her estetik hazzı, her sanatsal yaratıyı kendi toplumsal, kültürel ve ekonomik koşulları içerisinde değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Herkes ancak kendi kategorisi içerisindekilerle karşılaştırılabilir ve de güç yarışına girebilir.
" İnşaat işçisi de emekçidir, piyano ustası da, tiyatro sanatçısı da, üniversite hocası da"
Arabesk kültürü emekçi kitlelerle özdeşleştirmek çok doğru bir ilişkilendirme olmaz diye düşünüyorum. Burada özellikle emekçi kitleler kavramı zaten tartışılmalı. İnşaat işçisi de emekçidir, piyano ustası da, tiyatro sanatçısı da, üniversite hocası da. O halde arabesk kültürü emekçi kitlelerle özdeşleştirmek doğru olmaz. Ancak arabesk kültürle toplumun lümpen kesimi arasında bir ilişkilendirme yapılabilir. Kır kökenli geleneksel değerlerinden hayli kopmuş, ancak kent kültürünün rafine alanına da tam olarak dahil olamamış, ara yerde duran, toplumdaki mevcut hiçbir kültürel kesite tam olarak ait olmayan kitlelerle arabesk kültürü ilişkilendirmek mümkündür. Arabesk kültürün, kaotik bir kültürel dönemin yansıması oluşu, lümpen kesimin de yine toplumsal değişimin henüz tamamlanmamış lığını temsil eden kitlelerden oluşması arasındaki örtüşmeyi kabul etmek daha doğru olur diye düşünüyorum.
Toplumlar ve de kültür hareket halindeki yapılardır. Sürekli değişir ve gelişirler. Bu değişim ve gelişim süreçlerinde kaosların yaşanması da oldukça normaldir. Bizim toplumumuzda da 1960’larda belirginlik kazanan ve adına arabesk denilen kültürel kaos bugün hala devam etse de zaman içerisinde bu kaotik durumun sona ereceği ve taşların yerine oturacağı kanısındayım. Ama özellikle de bizim gibi gelişme sürecini henüz tamamlayamamış toplumların kültürlerinin de sürekli olarak dış müdahalelere, dıştan karışmalara ve eklentilere açık olduğunu, bunun da kaos tehlikesini sürekli canlı tuttuğunu belirtmek gerekir. Toplum, gerek ekonomik gerekse de siyasal sistem açısından yerleşik bir yapıya kavuşmadığı sürece kültürel gidişatın da kaos tehlikesinden uzak kalması mümkün görünmüyor. Burada öncelikli belirleyicinin ekonomik olduğunu da belirtmekte yarar var. Toplumlar maddi açıdan gerekli ve yeterli doyum noktasına ulaşamadıkları sürece kültürel karakterin biçimlenmesi mümkün değildir. Dolayısıyla da eğer arabesk , kültürel karmaşa veya kaosun adıysa, bizim toplumumuzda bunu aşmanın görünürde çok da mümkün olmadığı söylenebilir.
"Her insanı, her kültürü, her estetik hazzı, her sanatsal yaratıyı kendi toplumsal, kültürel ve ekonomik koşulları içerisinde değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Herkes ancak kendi kategorisi içerisindekilerle karşılaştırılabilir ve de güç yarışına girebilir. "
Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Nazife Güngör ile Arabesk kültür ve son dönemlerde bu kültür üzerine yaşanan tartışmaları ele aldık.
-Arabesk kültür nedir? Kısaca bize anlatır mısınız?
Sorunun yanıtına geçmeden önce “arabesk” sözcüğünün anlamına kısaca bakmakta yarar var. Sözcüğün, anlam itibarıyla Arabik olanı çağrıştırdığı açık. Arap kültürü ve sanatı içerisinde, özellikle de mimari alanında estetik bir tarz olduğu bilinmektedir. Endülüs Emevilerinin İspanya’da bir dönem kurmuş oldukları uygarlık içerisinde doğan mimari bir dekorasyon tarzıdır. Mimaride Arap tarzına özgülüğü anlatması için türetilmiş bir terimdir. Arabesk terimi daha sonra genelleştirilerek sanatta, Arap kültürünü çağrıştıran motiflerin kullanıldığı her form için kullanılır hale gelmiştir. Bizde ise müzik alanında kullanıma girerek popülarite kazandığı bilinmektedir. 1960’lı yıllarda Orhan Gencebay vb. müzisyenlerin müzikte yeni bir form geliştirmek için başlattıkları müzikal hareketin adı olarak belirdiği bilinmektedir. Yerli motiflere Arap motiflerinin de eklenmesiyle geliştirilen müziğe arabesk adı verilmiştir.
Doğrusunu söylemek gerekirse mevcut kültürel kategoriler
içerisinde arabesk kültür olarak adlandırılabilecek bir kültürel olgu ve de
alanın varlığından söz edilemez.
Toplumsal değişim ve dönüşüm
süreçleri içerisinde zaman zaman
kültürel alanda kaotik dönemlerin yaşanması söz konusu olabilmektedir. Arabesk
olgusunun da bizim kültürümüzdeki kaotik bir dönemin adı olduğunu söylemek
olanaklıdır. Öncelikle bir müzikal form
adı olarak beliren arabesk sözcüğünün daha sonra giderek bir dönemin kültürel
biçimlenmesine de ad olmasının temelinde
tam anlamıyla kaotik bir tıkanma durumunun olduğunu görüyoruz. Şöyle ki Türkiye’de
1950’lerden itibaren başlayan sanayileşme süreci ve buna koşut olarak da hız
kazanan iç göç (kırdan kente) hareketiyle toplum ister istemez bir karmaşa
sürecine girmiştir. Geleneksel yaşamdan bir anda çıkan kitlelerin modern kent
yaşamına hemen uyum sağlamaları zaten olanaksızdı. Diğer yandan Türkiye’de zaten henüz çok cılız
olan kent kültürü içerisinde geleneksel kültürden çıkıp gelen kitlelere yer
açılması olanağı da kısa vadede mümkün görünmemekteydi. Bu da ister istemez
çatışma, kabullenmeme ve hatta ötekileştirme sorunlarını doğurdu. Toplumun
henüz küçük bir kesiti bile olsa, kent ortamında yaşayan, kentlilik kültürünü
içselleştirmiş olanlar, kent çevrelerini dolduran bu yığınları kabul etmekte
epey zorlandılar. Kır nüfusu kente aktıkça, kentin asıl sahipleri onları
kendilerinden uzak tutmak için evlerini, köşklerini, villalarını yüksek
duvarlarla çevirerek kendilerini koruma altına
alırlar. Diğer yandan kırdan
kente göçen kır kökenli insanlar
da yeni ortama alışmak, kendilerine kentte bir yaşam kurmak için kentlilerin bu yüksek duvarlarla çevrili
yaşamlarına bir biçimde dahil olabilmek için koşulları zorlamakta
kararlıdırlar. Ancak çok kolay olmaz elbette.
Ötekileştirme, kendinden uzak tutmak çabasına karşılık diğer tarafın,
peşinden koşmak, benzemeye çalışmak, alanı zorlamak yönündeki çabası zaman
zaman toplumsal ve kültürel çatışma
ortamlarının doğmasına yol açsa da zaman içerisinde küçük bir seçkin kentlinin
dışındaki nüfusun karşılaşması, birbirine karışması söz konusu olur. Bu karşılaşma
ve karışma alanlarında kırın geleneksel
kültürüne ilişkin öğelerle kent kültürüne özgü öğelerin karışması söz konusu
olur. Ancak bu karışma uzun süre bir senteze dönüşemeyip eklektik, karmaşık bir
yapı biçiminde biçimlenir. Senteze dönüşmesi, birbirinin içerisine sinerek
sentezik bir yapı oluşturması için on yıllar geçmesi gereken bu kaotik yapının
adına dönemin müzikal formunun adı konularak arabesk kültür adı verilir.
"Yerli motiflere Arap motiflerinin de eklenmesiyle geliştirilen müziğe arabesk adı verilmiştir"
2-Fazıl Say'ın arabesk kültüre ilişkin tartışma yaratan
açıklamalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
Herkes kendi açısından haklı. Farklı kültürel ve toplumsal kesimlerin birbirlerini kabul edişleri kolay olmuyor. Ancak diğer yanıyla da hiçbir taraf tam olarak haklı değil aslında. Çünkü toplumda nasıl ki farklı kültürel kesitler var, nasıl ki farklı yaşam biçimleri, farklı tarzlar var, buna bağlı olarak da farklı beğeniler oluşmuştur. Her beğeniye uygun da sanatsal formlar, dolayısıyla da müzikal formlar söz konusudur. Fazıl Say’ın müzik eğitimi ile arabesk müzikle ilgilenen müzisyenlerin eğitimi aynı değildir, yetenekler ve beğeniler de farklıdır. Dahası her bir müzisyenin beğeni kitleleri de farklı olduğuna göre herkes kendi hedef kitlesi, kendi etki alanı içerisinde sanatını icra etmelidir. Birinin ötekini dışlaması, aşağılaması diye bir şey söz konusu olamaz. Fazıl Say kendi müzikal alanında çok başarılı, çok önemli bir müzisyen. Ama O’nun müziğini toplumun sıradan kitlelerinin dinleyebilmesi, algılayabilmesi, beğenebilmesi o kadar da kolay değil. Fazıl Say’ın beğeni kitlesi ile arabesk müzik sanatçılarının beğeni kitleleri birbirinden zaten farklı olduklarına göre aralarında bir karşılaştırma yapmak, dahası onların birbirlerini kalite ve kalitesizlik noktasında eleştirmeleri de biraz anlamsız geliyor doğrusu. Bu tür tartışma ve çatışma ortamlarının entelektüel bir çabadan çok duygusal ve ruhsal yanı ağır basan birtakım tavır ve davranışlar olduğunu söylemek yanlış olmaz. Her insanı, her kültürü, her estetik hazzı, her sanatsal yaratıyı kendi toplumsal, kültürel ve ekonomik koşulları içerisinde değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Herkes ancak kendi kategorisi içerisindekilerle karşılaştırılabilir ve de güç yarışına girebilir.
3-Arabesk kültürün emekçi kesimler arasındaki yaygınlığına
bakarak bu kültürün topluma olan etkileri nelerdir?
Arabesk kültürü emekçi kitlelerle özdeşleştirmek çok doğru bir ilişkilendirme olmaz diye düşünüyorum. Burada özellikle emekçi kitleler kavramı zaten tartışılmalı. İnşaat işçisi de emekçidir, piyano ustası da, tiyatro sanatçısı da, üniversite hocası da. O halde arabesk kültürü emekçi kitlelerle özdeşleştirmek doğru olmaz. Ancak arabesk kültürle toplumun lümpen kesimi arasında bir ilişkilendirme yapılabilir. Kır kökenli geleneksel değerlerinden hayli kopmuş, ancak kent kültürünün rafine alanına da tam olarak dahil olamamış, ara yerde duran, toplumdaki mevcut hiçbir kültürel kesite tam olarak ait olmayan kitlelerle arabesk kültürü ilişkilendirmek mümkündür. Arabesk kültürün, kaotik bir kültürel dönemin yansıması oluşu, lümpen kesimin de yine toplumsal değişimin henüz tamamlanmamış lığını temsil eden kitlelerden oluşması arasındaki örtüşmeyi kabul etmek daha doğru olur diye düşünüyorum.
4-Son olarak sizin eklemek istedikleriniz nelerdir?
Toplumlar ve de kültür hareket halindeki yapılardır. Sürekli değişir ve gelişirler. Bu değişim ve gelişim süreçlerinde kaosların yaşanması da oldukça normaldir. Bizim toplumumuzda da 1960’larda belirginlik kazanan ve adına arabesk denilen kültürel kaos bugün hala devam etse de zaman içerisinde bu kaotik durumun sona ereceği ve taşların yerine oturacağı kanısındayım. Ama özellikle de bizim gibi gelişme sürecini henüz tamamlayamamış toplumların kültürlerinin de sürekli olarak dış müdahalelere, dıştan karışmalara ve eklentilere açık olduğunu, bunun da kaos tehlikesini sürekli canlı tuttuğunu belirtmek gerekir. Toplum, gerek ekonomik gerekse de siyasal sistem açısından yerleşik bir yapıya kavuşmadığı sürece kültürel gidişatın da kaos tehlikesinden uzak kalması mümkün görünmüyor. Burada öncelikli belirleyicinin ekonomik olduğunu da belirtmekte yarar var. Toplumlar maddi açıdan gerekli ve yeterli doyum noktasına ulaşamadıkları sürece kültürel karakterin biçimlenmesi mümkün değildir. Dolayısıyla da eğer arabesk , kültürel karmaşa veya kaosun adıysa, bizim toplumumuzda bunu aşmanın görünürde çok da mümkün olmadığı söylenebilir.
KATKILARINDAN DOLAYI ANIL TALAY TEŞEKKÜRLER...


Yorumlar
Yorum Gönder