Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi
birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu.
Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma
günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun
dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar.
Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına
kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime, arsızlığımda saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda.
Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar
kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda.
" KESİK MİNARE-ANTALYA"
Kadın: Sayıklıyordu adını, cinayetler işliyordu
ruhunda, haftalarca çağırdı onu... kalbine uğrasın bir dakikalığına diye…gelemiyordu
gurbette, gelemiyordu tutsaktı kalbinde hatıraları…
Zaman: Akrep ve yel kovandan ibaret sansarlar da seni! Ayrılığın tek gerekçesi sensin oysa. Ailesi basmış eski aşkları…Duydun mu tutucularmış! Meğer ne zormuş sevmek, meğer ne zormuş kollarında uyumak, kalbini duyumsamak.
Yaklaştı kulağına doğru; seviyorum dedi. Yüzünde
oluşan tebessümü saklamadı erkek. Arkasını döndü, uykudaydı düşteydi ruhu, gerçekliğinde saklıydı acıları…Oysa, uzatmış parmaklarını dokunamamıştı kalbine…
kim bilir bu teknolojinin ortasında...meğerse aşkmış onların ki…
*Aşkın diyalektiği notlar...
Yorumlar
Yorum Gönder