Ana içeriğe atla

KARANLIĞIN SONUNDA

Güneş süzülürken uğur böceklerimin kanatlarının arasından, seni soruyorum dudaklarımı öpen rüzgara. Penceremden eğilip kedilerimi gözetliyorum, oyun derdinde ikisi de her şey yolunda. Geceden kalma son izleri de silebilmek için banyoda buluyorum kurtuluşu. Çıplaklığım da arıyorum unuttuğum merhametin huzursuz izlerini. Kalp atışlarımı düzene soktuktan sonra çıkıyorum. Kahvaltı ritüeli için masaya oturup çayımı yudumluyorum. Onu düşünüyorum, mesajını görüyorum ışıklı ekranın camından, boynumda nefesinin dolaştığını hisseder gibiyim tebessüm ediyorum...


Telefonda duyuyorum sesini çağırıyorsun. Düşünmeden çıkıyorum, ponponlu bereyi ıslak saçlarıma örtü yapıyorum. Üşümüyorum, ruhum titrerken adımlıyorum yorgun kaldırımları. Şimdi o tek başına ve biz iki kişi. O işleri iyi yapıyor, biz biraz yarım…

Siz hiç bulutları takip ettiniz mi? Şimdi gökyüzünde hiç bulut yok. Sıkıntı çöktükçe uzaklaşıyorum kendimden. Yanımda yürürken göz ucuyla izliyorum saçlarını. Zaman aleyhime işlerken, soğuk taşların üzerine uzanıyoruz…

Karanlık sarılırken üşüyen bedenlerimize, kalbim dudaklarını defalarca öpmek isterken, hiçbir şey yapamıyorum. Sadece daha çok kavga ediyorum ve daha anlamsız cümleler kuruyorum. Yol ayrımına geldiğimizde sarılıyoruz. Yolumu bilerek uzatıyorum, kendime daha fazla işkence edebilmek için belki de. Hayat çelme takmaya hazırlanıyor, çimlerin üzerinden gölgemi takip ediyorum. Sevdiğimi... onu çok sevdiğimi söylüyorum, gölgemle dertleşiyorum. Lunaparkın ışıkları yüzümde dans ederken, küçük bir çocuk ellerini uzatıyor sarılmak ister gibi. Eğilirken kararıyor her şey ve tüm ışıklar sönüyor.



Gözümü açtığımda bir büfenin içinde meraklı onlarca rahatsız edici bakışın altında iyi olduğuma herkesi ikna etmeye çalışırken buluyorum kendimi. Telefonumu bulamıyorum çalınmış ya da düşmüş. Herkesi seferber ediyorum. O küçük çocuğa sarılırken ve her şey kararırken, telefonu bulduğumuzda yolun kenarına düşmüş olduğunu görüyoruz. Tuşlarına dokunduğumda kapalı olduğunu anlıyorum. Benim gibi şimdi o da kendini kapatmıştı. Ambulans çoktan çağrılmış, gürültüsü korkunç bana ölümü hatırlatıyor. Kapı açılıyor içeri alıyorlar ağlıyorum o anı beklermiş gibi ağlıyorum. Ya on dakika önce onun yanında olsaydı diye ağlıyorum. Sakinleştirip sedyeye uzanmamı istiyorlar, hiçbir şey anlatmıyorum doktorun telaşlı bakışları karşısında direniyorum. Nabız normal, ateşim çıkmamış hastaneye gitmek istemiyorum. Israr ediyorlar ama daha kötü olacağımı söylüyorum ikna oluyorlar. Sakinleştirici yapıp eve bırakıyorlar. Evdeki telaşlı baskıyı doktorun sayesinde atlatıp karanlık odanın rahatlatıcı ortamında gözlerimi yumuyorum. Rüyaya yetişmem uzun sürmüyor. Defalarca sarılıyorum dudaklarına onun, omuzlarımla güneşe siper oluyorum yüzünü korumak ister gibi… Ama en çok gözlerini görüyorum, karanlığın sonunda renk değiştiren gözlerini.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEĞERSE AŞK...

Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu. Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar. Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime,  arsızlığımda  saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda. Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda.                                        ...

BİR ŞEYLER VE ÇOK ŞEYLER

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." (Sisifos Söyleni-Albert Camus)                 Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olan yazarlardan bir tanesidir Albert Camus. Felsefeyi edebiyatla özdeşleştirmeyi seven, başkaldırının devinimi içerisinde sessizce ilerleyen ender insanlardan. Günümüz dünyasına bakarken, bize göremediğimiz pek çok ayrıntıyı gösterecektir Camus. Geriye gidişimizin temelleri bir yüzyıl öncesinde atılmaya başlanmıştır. İkinci dünya savaşı bu manada milat olmuştur. Hz.İsanın doğumunun takvimlere olan yansıması ile ilgilenmiyorum. Nazilerin yarattığı insan ötesi bir başkaldırı ile ilgilenmek zorunda olduğumuzu düşünenlerdenim. 1945 ve savaş sonrası dönem gerçek bir savaşımın yeni başladığını bizlere kanıtlayan örneklerle dolu. Evrimsel sürecimizin üst skalasında insanlığın nihai erginliğine ulaştığını d...