Ana içeriğe atla

KOPERNİKTEN SEVGİLERLE

2215 Yılının ocak ayı günlerden Çarşamba, not defteri tutmak yasak, ancak savunma bakanlığımdaki üst düzey görevimden dolayı böylesi bir lükse şimdilik sahibim diyebilirim. Benim adım “Ç”  yaşadığımız fanusta insanlara herhangi bir isim verilmeyeli yüz yıldan fazla bir süre oluyor. Kişiler kodlanan harfleri ile çağrılıyor. Ben erkek “Ç” kişiliği tamamen silinmek üzere olan cinsel arzuları yasaklanan robot ve insan karışımı bir canlı.

Kara kapaklı defteri kapattığında gözleri dolmuştu. Duygu yasak, kitap okumak, aşık olmak, tarihi kaydetmek yasaktı. Bu yasakların sorumlusu ne bir devlet ne de ülke olabilmiş bir yer. Bu yerin adı; Kopernik. Cama doğru yaklaştı gökyüzü gri ve renksizdi. Dışarı çıkmak, insanlara özel olarak oluşturulan bölgelerden uzaklaşmak ölümcül olduğundan erkek Ç gökyüzünü pencereden seyretmek zorundaydı. İşe gitmek ve sevgilisi dişi Ç’yi görmek için sabırsızdı, masanın üzerinde duran evrakları özensizce çantasına koydu ve işe gitmek üzere yaşadığı fanustan çıktı.

Dişi “Ç” devlet adına çocukları yetiştiren bir kurumda çalışıyordu. Cinsel ilişki yasaklandığından çocuklar yeni nesil teknolojinin yardımı ile üretiliyor ve geliştiriliyordu. Kopernikte ırk ayrımı bu yüzden kalmamıştı, bütün bebeklerin göz rengi, boyu ve ten rengi gen ayıklama sistemleri ile düzenleniyordu. Dün gece savunma bakanlığındaki yakışıklı delikanlıyı düşünüp yasaklara aldırış etmeden mastürbasyon yapmıştı. Ben dişi “Ç” arzu yasak, erkeklere yaklaşmak ya da aşık olmak kısacası bildiğimiz anlamda canlı olmak yasak. Burası kopernik! çocukların çocuk olabilmesi yasak!
Elini henüz bacaklarından çekmemişti ki buluşma saatinin yaklaştığını fark ederek telaşla iç çamaşırını giydi. Kendisine biraz sinirliydi tüm yasakları ihlal ediyordu. Üst düzey bir devlet çalışanı olmanın bazı rahatlıkları olsa da sıradan koperniklilerden farklı bir yasaya tabi değillerdi. Sadece iki sıkı dost bu yasak aşkı biliyordu.

   ÇOCUK KOROSU:

çok az insan gördüm,
çok azı canlıydı,
betondan kalelerin içerisine saklanmış korkakları gördüm!
kollarımda son nefesini veren kadınları,
kulaklarımda yankılanan keman seslerini,
çok az ışık gördüm!
ve çok az duydum insanlığın sesini…*


Buluşma yerine ilk gelen erkek Ç olmuştu heyecanlıydı etrafı tedirginlikle gözlüyordu. Yakın arkadaşı E’ye yapacaklarını anlatıyor, dişi Ç ile nasıl kıyafet değiştireceklerini ve kameralardan nasıl kaçılacağını anlatıyordu. Savunma bakanlığındaki Asi devrimci deşifre olmuştu. Operasyon özellikle iki çiftin buluşmasının izlenmesi uğruna bekletiliyordu. 

Kıyafetlerini çıkarırken E’den utanıyordu. Ancak çaresizdiler E özür dilercesine kıyafetlerini dişi Ç’ye uzattı. Kapı kapanmıştı daracık odada çığlık atmaya fırsatı kalmamıştı. Kanlar süzülürken tanrının bacaklarından adet sancısıydı sanki yaratılışın fısıltısı. Buluştuklarında iki aşık birbirlerine sarılmadan soyunmuşlardı bile. Sevişmek için aceleci olmamalı insan, kumru kuşu hani şu soyu tükenen kuş, ürkek adımlarla yaklaşırdı dişisine.
Özel kuvvetler iki aşığı uzaktan izliyordu. General ateşli sevişme sahnesini bozmak istemiyordu. Emri geciktiriyor takipte olduklarından habersiz olan ona göre iki haini hırsla ve zevkle gözlüyordu. Beklenen emir geldi;

 ÇOCUK KOROSU:

Çiçek düştü karın soğuk bağrına;
Dağlarda yankılandı erkeğinin sesi!
Kim ilk asıldı tetiğe?
Kim bozguna uğrattı melekleri?
Kayığına asıldı son bir çabayla dişisini kurtarmak için erkek.
Tanrı izliyordu olup biteni,
Süzülüyordu bacaklarından kan,
Adet sancısıydı,
Tanrı bilmiyordu,
Tanrı aslında dişiydi!*


Bacaklarının arasından içine doğru süzülen sertliğin yıkıcı etsini duydu ilk, sonra ruhundaki dalgaların erkeğinin omuzlarına çarptığını duyuyordu. Kan süzülüyordu insanlığın üzerine… İlk darbe tutunduğu omuzlara gelmişti, yıkılmıyordu hayali dağları direniyordu darbelere süzülürken kan dudaklarından yıkılmıyordu erkeği. Defalarca çarpıyordu bedenine ölüm. Gözlerini kapatmamıştı sanki bir daha göremeyeceğini bilerek….

Oda görülmemiş bir telaşın girdabı içerisindeydi. Çocuklar ağlıyor sürekli bağırıyorlardı. Hemşire ve doktorlar çocukları sakinleştiremiyordu. Ölüm odaya dolmuştu, çocuklar çığlıklarıyla kovalıyordu ölümü… Nefesi kesilen ve ateşler içerisinde yatan minik beden için çırpınıyorlardı.
Gözlerini yavaşça araladığında hemşirenin sesini duyuyordu. Yaşıyor! Doktor bey yaşıyor! Korkmuştu ölmüş müydü kopernik neresiydi? Defalarca kendisine yönelen soruları bertaraf etmek istiyordu. Açılan damarından süzülen kanın ılık sıcaklığını duyuyordu kolunda. Kendisine doğru yaklaşan hemşireye fısıldadı… KOPERNİKTEN* SEVGİLERLE



*Kopernik: Nicolaus Copernicus (Lehçe: Mikolaj Kopernik; Almanca: Nikolaus Kopernikus; Türkçe: Nikolas Kopernik; 19 Şubat 1473 - 24 Mayıs 1543), rönesans matematikçisi ve Dünya yerine Güneş'in merkezde bulunduğu Güneş merkezli evren modelini formülleştiren astronom.
1543 yılında ölümünden kısa bir süre önce yayımlanan kitabı De revolutionibus orbium coelestium (Göksel Kürelerin Devinimleri Üzerine) bilim tarihinde önemli bir olay olarak kabul edilmektedir. Bu kitap Kopernik Devrimini başlatmıştır ve bilimsel devrime önemli ölçüde katkı sağlamıştır.
Kopernik, 1466 yılından beri Polonya Krallığı'nda bir bölge olan Royal Prussia'da doğmuş ve ölmüştür. Kopernik’in kilise hukuku üzerine doktorası vardı ve aynı zamanda diplomasız olarak bir doktor, polyglot (çok dil bilen insan), klasik âlim, vali, diplomat ve ekonomide günümüze kadar temel bir kavram olan Miktar Teorisi’ni yazıya döken ve Gresham Yasasının bir versiyonunu Gresham’dan önce 1519 yılında formülleştiren bir ekonomistti.
*Çocuk korosunun seslendirdiği şiirler yazarın kendisine aittir ve tüm hakları saklıdır.Şiirler Çağdaş Gökbel

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KİMSESİZLER TRAGEDYASI

Buralarda Sonbahar sokakları derler yalnız ve karanlık köşelere. Ellerim ceplerimde ve karşımda Cihat etmeye hazır suratlar. Fanatizmi yenemediğimiz saatleri devirirken aklım, kediler çığlık çığlığa  mırıldanırken ve  kesinlikle havada sex kokarken, ruhumu mengeneyle sıkan baskıya rağmen bağırarak şarkı söylüyorum. Yürümek düşünmesini bilen insanın tek silahıdır. Toplumlarımız karanlık çağın ağırlığı altında ezilirken, insanın belki de son sığınağı bilmediği bir boşluğa yürümektir. Bir erkeğin kalbi olmamalıdır, doğuştan yasaklıdır ona ağlamak. Travması hep ağırdır erkeğin. Emin olmalı birileri artık erkek kediler, erkek insanlardan özgürdür. Şehir insanın ruhuna küstüğünde, kent kollarını sadece paraya açarken, beş parasız bir meczup saçlarını okşatamadığı anların intikamını yıldızlardan çıkarıyor. Orta doğu sokakları kan, gözyaşı ve tecavüz. Büyük babalar böyle istedi diye kilit vurduk dudaklarımıza, inanç belledik insan öldürmeyi. Boğaza kadar fanatizme battık. Kitles...

KÜÇÜK ADAMIN HİKAYESİ

INTRO Daha önce hiç tanımadığım bir tat dilimin ucundaki. “Yeni mi çıkarmışlar bu dondurmayı?” gülümsüyor, çok eğleniyor, damağımdaki tadın yarattığı şaşkınlıkla eğleniyor. Sucuk gibi terlemişim, topun peşinde koşmaktan. Babam hep bu komik deyimi kullanırdı, belki de beni kırmak yerine güldürmeyi tercih ederdi. Küçük kız yanındaki erkek çocuğuyla uzaklara dalıyor ve gülümsüyordu, gündüz vakti kendini gösteren Ay’a bakarak. Şimdi karanlığı geçtik, şimdi intronun sonuna yaklaşırken Elele tutuşup dünyanın ekseninde dönüyorduk. Şimdi dünya bizdik, sarıldık! Ayrılmayı yediremedik! Sustuk! Ve gülmedik… PEMBE PLASTİK TOP Kahvaltının sonuna gelirken gözüm heyecanla dışarıdaydı. Bu durumu kimseye çaktırmak istemezsin özellikle evdekilere. Ama anne ve baba her şeyi bilir ve hisseder. Gelen arkadaşın ardından hızla çıkılır evden. Annenin tüm uyarılarından kaçabilmenin tek yolu hızla ayakkabıları giyip uzaklaşmaktır. Dün patlayan topun yerine pembe plastik bir top gelmiştir. Çok güldü...

EROS VE UYGARLIK

Modern dünya; hepimizin yaşadığı, elektronik ağlarla çevrili ve bir bölümü tamamı ile çöplüğe dönmüş olan uygar gezegenimize verdiğimiz bir ad. Yaşadığımız hayat, buharlı makinelerin ardından insanlığın kendi yarattığı metaların kontrolüne girdiği, duygu dünyasının, düşünce ve akıl eksenin büyük oranda ters düz olduğu muazzam bir yapay zeka medeniyeti. Korkmayın bu yazı bir filmin senaryosundan ya da hazırlanmakta olan bir belgeselden alınmamıştır. İdeoloji; kimine göre korkutucu, kimine göre var olduğu yaşama yönelik olarak geliştirdiği düşünüş biçimi ve bazı sığ düşünürlere göre ideoloji komünizm anlamına gelmektedir. Küçük bir not; yaşadığımız yüzyılda herkes kendisini önemli bir düşünür sanmaktadır. İdeoloji; çevremizde bulunan her an ve her dakika gördüğümüz ve yaşadığımız sistemin aslında ta kendisidir. Reklam panoları, büyük alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları, yazılı ve görsel medyada yer alan mesajlar özetle zihnimize aktarılan her çeşit bilgi ideolojidir. Birey, ...