Ana içeriğe atla

ARAF

Her şey ses dalgalarının titreşerek kulağınızda yaptığı yankı ile başladı. İnsan ne şekilde ve nasıl evrim geçirdi tartışmalarını bir kenara bırakırsak, yüce İsa’nın doğumunu küçük bir titreşime indirgeyebiliriz. Bugünün penceresinden evrene bakmak, şaşı gözlerle Afrodit’e bakmaya benziyor.  Parçalı bir seyir izleyeceğim tıpkı; kilise duvarlarında yankılanan ilahi melodileri ya da ezgisi gibi. Çılgınca bir rızanın içerisinde sürükleniyoruz. Hegemonya damarlarımızda hızla ilerlerken, sosyal medya üzerinden muhalif ilahiler söylemeye devam ediyoruz. Uzun bir iç çekiş ve ardından gelen arınma kısacası; ruhsal asaletini kaybetmiş uslar evreninde, çamura batmış bir tekerleğin mekanik paradoksunu yaşamaktayız.

Her şey kısa bir pişmanlıktan sonra başladı. Karşı devrim işlenen cinayetin intikamını almaya kararlıydı. Küçük memeler, büyük memelere galip gelmişti. Suçlu arzu duyulan cinsellik ya da doğa değildi. Tek bir suçlu vardı o suçlu erkeği zehirleyen kadının kendisiydi. Yargılamanın sonunda acılı bir bekaret perhizi düştü payına. Tutulan en acılı oruç belki de yıllar boyu beklenen bir cinsellikti. Alışmayan beden zevk yerine acı duyacaktı. İnsanlık acıyı keşfetti ve acıdan zevk almayı. Köleler ayaklandı, Zeus tanrılar dağından olanları hüzünle izledi ve oldukça sinirlendi. Yıldırım Spartaküs’ün başına düşecekti. Kölelik gizli bir fetiş ve zevk aracı haline geldi. Teknik ilerlemenin, gözlerimizi ışık huzmeleri ile kör ettiği bir çağın içerisindeyiz. Sesler sıkıştırılmış, kalitesini kaybetmiş ve opera salonlarının yerini giderek daralan ve kulağa sıkıştırılan mikro boyutlu cihazlar almıştır. Köleler basit zevklerin ve milliyetçi düşlerin içerisine hapis edilmiştir. Zihinleri, bastırılan köleler cinsel dürtülerinde etkisiyle bir yığın fantezinin esiri haline getirilmiştir. Aşk evrenin ya da romantik dünyanın sonunda, mekanik dünyanın ise tam içerisindeyiz. Kelepçeli canilerin, deri eldivenli ve deri iç çamaşırı giyen milyonlarca insanın saldırısı altındadır uygarlık. Kafkaesk bir durumla karşı karşıyayız.
                                                      "İDEOLOJİ VE TARİH"

Bu toplumumuzun dekadansındır. Artarak devam eden cinayetlerin ve tecavüzlerin çığlığıdır. İnsanlığın sonlara doğru hızla ilerlediği şu günlerde yazmak ya da notaları bir araya getirerek üretime katılmak tersine bir etki yaratacağından zararlı olabilir. Cennet yakında, cehennem ise yanı başımızda, tarihi eserlere verilen tahribatlar tesadüf değildir. Birileri insanlığın hafızasını silerken esprili bahanelerle müdahalede bulunan hakim asalaklar, şimdi tam tersine yıkımın karşısında sadece izlemekteler. Bu yalnızca basit bir deneydir, gerçek anlaşıldığında övündükleri opera salonları, müzeler ve sanat galerileri yakın bir gelecekte insanlığın başına yıkılacaktır. Avrupa toplumu ve sözde eğitim düzeyi yüksek toplumlar tarihi eserlere yönelik olarak yapılan bu vahşice katliama duyarsız kalmaktadır. Fonda Çaykovski’nin çalıyor olmasının artık hiçbir manası kalmamıştır. İnsanlık artık geçmişten gelen bu çığlıklara kulağını tamamen tıkamıştır.

Her şey basit bir Facebook paylaşımı ile başladı. Toplumumuzu ilgilendirmeyen pek çok içi boş konu bireyleri ilgilendirir hale geldi. Askerdeki sevgiliye duyulan özlem (eskiden bu işler mektup vasıtası ile halledilirdi, Şimdi sanal sex yöntemleri ile askerdeki sevgili güvenli bir şekilde rahatlatılıyor) sosyal ağ üzerinden yüzlerce arkadaşa iletildi. Özetle; içi boşaltılmış duygusal hezeyanların ve ajitasyonların evrenindeyiz. Kadın dizlerinin üzerine çöker ve hep aynı sesi kulaklarınızda işitirsiniz. Kadın mücadelesi, yeşil görünümlü çevreci hareketler vs. vs. Yaşadığımız evrenin tek ideolojisi tüketim olduğu için farklı şekillerde ve tonlarda mücadele yöntemleri ile karşı karşıyayız. Hiç biri ama hiç biri hedefine ulaşamayacaktır. Bu örgütler ideolojik çizgisi olmayan ve popüler kültürün ürünü haline gelmiş örgütlerdir. Mevcut bu yapıların hiç biri derinlere yani bireyin yaşadığı evrene yolculuk yapmak istemez. Çünkü bu karmaşık ve çözülmesi zor bir evrendir. Unutulmamalıdır ki kadın ya da erkek fark etmeksizin kısacası cins ayrımı yapmadan mevcut sorunları ele almak zorundayız. Kara çarşafı tercih eden kadını yadırgamak ya da garipsemek akıllı telefonlarınızın beyni ile düşündüğünüzün açık bir örneği olabilir. Örgütsüz ve ideolojisi olmayan bir toplumda tekil mücadele vermek felsefi açıdan sadece bir mastürbasyona tekabül eder. Siz bir kadını kurtarır ya da ona kucak açarsınız ve bunun sonucunda gizil bir orgazm yaşarsınız. Sıradan bir insanın anlayamayacağı gerçeklerdir bunlar. Sözde okumuş ya da entelektüel insanlarında. Tutsaklık olarak görülen ya da sizin öyle algıladığınız nesneler, karşı taraf için rahatlama, mutluluk hatta zevk alma yolu olarak da görülebilir. Şiddet karşılıklı olarak yapılan bir faaliyettir. Bir kişi kendisine şiddet uygulayabilir, ancak atlanan bir gerçek var ki oda şiddetin tıpkı cinsel ilişki gibi olduğudur (Mazoşizm). Şiddeti uygulayanda ya da şiddete maruz kalanda zevk alabilir. Tüm bunların dışında kurtarmak istediğiniz kişi sizin onu kurtarmanızı istemeyebilir. Ben bu durumun adını anlaşılmayan gerçekler olarak tanımlıyorum.

Bu yüzden büyük holding sahiplerinin kadın sorununa yönelik olarak bol şarkılı ve ağlamalı kampanyalarına aldanmamak gerekmektedir, büyük harflerle kendi isimlerinin reklamını yapmaktadırlar. Her şeyin çirkin bir biçimde reklama ya da paraya çevrildiği dünyamızda bizzat insanın kendisi de bir para kazanma aracı (meta) haline gelmiştir. Ses yükselmiştir ve şarkının finalinde çığlık atabileceğimiz kadar bile süre kalmış mıdır bilemem. Ancak söylemekte yarar var kimimiz cennette, kimimiz cehennemde, birçoğumuz ise Araf’tayız

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEĞERSE AŞK...

Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu. Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar. Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime,  arsızlığımda  saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda. Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda.                                        ...

BİR ŞEYLER VE ÇOK ŞEYLER

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." (Sisifos Söyleni-Albert Camus)                 Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olan yazarlardan bir tanesidir Albert Camus. Felsefeyi edebiyatla özdeşleştirmeyi seven, başkaldırının devinimi içerisinde sessizce ilerleyen ender insanlardan. Günümüz dünyasına bakarken, bize göremediğimiz pek çok ayrıntıyı gösterecektir Camus. Geriye gidişimizin temelleri bir yüzyıl öncesinde atılmaya başlanmıştır. İkinci dünya savaşı bu manada milat olmuştur. Hz.İsanın doğumunun takvimlere olan yansıması ile ilgilenmiyorum. Nazilerin yarattığı insan ötesi bir başkaldırı ile ilgilenmek zorunda olduğumuzu düşünenlerdenim. 1945 ve savaş sonrası dönem gerçek bir savaşımın yeni başladığını bizlere kanıtlayan örneklerle dolu. Evrimsel sürecimizin üst skalasında insanlığın nihai erginliğine ulaştığını d...

KARANLIĞIN SONUNDA

Güneş süzülürken uğur böceklerimin kanatlarının arasından, seni soruyorum dudaklarımı öpen rüzgara. Penceremden eğilip kedilerimi gözetliyorum, oyun derdinde ikisi de her şey yolunda. Geceden kalma son izleri de silebilmek için banyoda buluyorum kurtuluşu. Çıplaklığım da arıyorum unuttuğum merhametin huzursuz izlerini. Kalp atışlarımı düzene soktuktan sonra çıkıyorum. Kahvaltı ritüeli için masaya oturup çayımı yudumluyorum. Onu düşünüyorum, mesajını görüyorum ışıklı ekranın camından, boynumda nefesinin dolaştığını hisseder gibiyim tebessüm ediyorum... Telefonda duyuyorum sesini çağırıyorsun. Düşünmeden çıkıyorum, ponponlu bereyi ıslak saçlarıma örtü yapıyorum. Üşümüyorum, ruhum titrerken adımlıyorum yorgun kaldırımları. Şimdi o tek başına ve biz iki kişi. O işleri iyi yapıyor, biz biraz yarım… Siz hiç bulutları takip ettiniz mi? Şimdi gökyüzünde hiç bulut yok. Sıkıntı çöktükçe uzaklaşıyorum kendimden. Yanımda yürürken göz ucuyla izliyorum saçlarını. Zaman aleyhime işlerken,...