Ana içeriğe atla

Kayıtlar

KARA MİZAH...

Kimsesizliğin meşru olduğu, bireylerin yalnızlaştırıldığı bir girdabın içinden geçiyoruz. Devlet elini her alandan çektikçe bireyin can güvenliği azalmakta. Paran kadar güvenlik ve paran kadar sağlık diyen bir sistemin pençesindeyiz. Seksen sonrası gelişen politik iklimin sancılarını  yaşıyoruz. Neo liberalizmin safralarını geçtiğimiz her dakika toprağın altından çıkan cesetlerle kusuyoruz. Dünyayı bir tiyatro sahnesine benzetmek mümkün. Sahnede olanları hayretle ve tutsağı haline geldiğimiz soysuz cahilliklerimizle izliyoruz. Rollerimiz daha doğduğumuz an bizlere veriliyor. Kapitalizm; minicik bedenlerimize, gözümüzün yaşına bakmadan her birimizi ateşin içine atıyor. Türkiye de bir ilçe 'SOMA' o ilçede yaşayan proleterlerin hazin hikayesini tüm dünya hayretle izliyor. Global köyümüzün riyakar insanları gözlerini dört açmış emekçilerin dramına kilitleniyor. Sorunlarımızı dile getirmekten yine uzak bir medya anlayışının, duygusal retoriği ile beraber, ülkece sedyede çi...

ÇOCUKLUĞUMDAN İZLER...

Bir tren garında tanıştık, mutluluğu ve sevgiyi arayan o yüce adamla. Okumak istemeyen bir toplumun içinde yaşayan yorgun çocuklardık hepimiz.Enerjimiz topun peşinde koşmaya ya da sadece misket atmaya yetiyordu. O zamanlar düşüncelerimizde bedenlerimiz gibi küçük ve masumdular.İlk kitabımı elime aldığımda, kendimi sonsuzluk treninde bulacağım, o küçük garda tanıştım sessizlikle.Daha çocukken anlıyordum hayatı yavaşlatmak gerektiğini.Hayallerim, jetgiller ailesinin yaşam tarzına imrenmekten, nostaljik bir havaya bürünmeye başlıyordu.Büyük at arabaları, gaz lambaları, ahşap bir çalışma masası ve sonu gelmez balolar artık düşlerimi süslemekteydi.Minyatür bir Rus soylusu yaratıyordum kendimden.Aslında çok istiyordum gücü elimde tutmayı. İktidar çıplak ayakla toprağa basarken canınızı yakan arsız bir dikendir diyordu küçük kalbim.Ağlamakla barışık dönemlerden geçiyordum.İnsanlara aradıkları mutluluğu vermek isteyen kafası karışık yaramaz bir çocuktum. Ancak hep geride kalmayı yavaş olma...

ESKİ ŞARKISI

Genç ve güzel bir kız yerde uzanmış, çevresindekiler telaş içerisinde, kızın gözleri umutla açılıyor, bakışlar endişeli ve zor nefes alıyor. O sıra bir kuş tüyü konuyor saçlarına, kızın kolunda A rh + yazıyor. Bir damla gözyaşı ve çıkmış bir ayakkabı. Görüntüler Gezi olaylarına kadar sürüklüyor bizi. Ağaçların arasına atıyor ruhsuz bedenlerimizi, elele tutuşup sevgiyle sarılmayı öğretiyor bize bir çadırın içinde. Sonra geliyor karanlığın şövalyeleri, sonra öldürmek için sevgiyi harekete geçiyorlar. Özel sandığımız hayatımız açılıyor bir anda kamuya. Binlercesi yığılıyor ormana, kaçacak yeriniz kalmıyor ve dünyanın en doğal şeyini salgılıyor vücudunuz korkuyu… *Güzel olan ağaçlar diyorsunuz belki de, karanlık içine çekiyor tüm kötülüğü. Gözlerinizi kapatıp hazırlanıyorsunuz en kötüsüne. Üzerinize boca edilen milyonlarca kuş tüyü ile hafifliyor ruhunuz. Grup üyeleri özgürce söyleyebiliyorlar şarkılarını, ama artık bir dehşetin içindesiniz. Uyanmak için fazlası ile beklediğiniz bi...

PİSLİK DENİZİNDE BOĞULMAK

Ülkemizin siyasi atmosferi, iki yıldır yüksek gerilim hattı seyrinden çıkabilmiş değil. Geçmişten taşınan, kirli tarihimizin ve kötü tecrübelerin sonuçlarını kapanmayan yaralar olarak karşımızda bulmaktayız. Türkiye’nin aydınlık yüzünün, karşısındaki büyük tehdit ’in ciddiyetinin farkında olmadığı ortada. Karanlık dönemlerde olduğu gibi sol siyaset yeni maceralara atılmaktan çekinmiyor. Karşımızdaki olgu cahil cesareti ile açıklanabilecek düzeyde, büyük bir vahamet taşımaktadır. Gezi sürecinden bugüne dek sokağa çıkmanın bedelini çocuklarımızda dahil olmak üzere Pek çok insanımız canıyla ödemiş durumda. 1 Mayıs yaklaşırken bayramdan ziyade savaş ortamına hazırlanan inatlarla bezeli siyasetin karşısında, tertemiz gençlerin çaresizliğini görmekten derin bir üzüntü duymaktayım. İktidarın ortamı geren açıklamalarının yanında, karşısındaki gücün seçeneksiz bir restleşmeye girmiş olması, işçi sınıfı mücadelesinin tek bir meydana haps edildiği gerçeğini örtmeyecektir. Sendikalı işçi sayısı...

KIRIK MEKTUPLAR...

Dün gece sokakta tek başına yürüyordun. Kimsenin suratına bakmıyordun, umutlarını avuçlarının içinde saklıyordun. Telaşlanıyorum seni böyle gördükçe, ruhumdaki kaleleri yıkıyorsun her sokak lambasını arkanda bıraktığında. Otobüsten indiğimde seni çoktan kaybetmiştim. O gece çok aradım sensizliğimi. Ellerim ceplerimde kocaman ve sonsuz bir karanlığın içinde kalp atışlarımdan gelen çığlığı dinliyordum. Kaldırımları aşarken bir bir ilk bahar esintisi tüm vücudumu serinletiyordu. Seni bulamamak yormuştu ruhumu, bu mektubu kaleme alırken, geçmişimin yoksulluğu ardımdan yakama yapışıyordu. Mürekkep kağıda doğru süzülürken, kalemim cümlelerime direniyordu. Gözlerimden akmıyordu sessiz yaşlar, kırmızı bir bisikletti önümüzden geçen, hayatımın kirli yolları tek tek arkamda kalıyordu. Bir çocuk gördüm o gece tek başına... oyuncağı ile baş başa, usulca yaklaştım yanına... beni gördüğünde korkuyordu küçük gözleri... soran bakışlarla eğildim ona doğru iyi misin?... birden koştu kollarıma ...

SOL STRATEJİNİN ÇÖKÜŞÜ

  Türkiye, tarihi bir seçimin ardından, kritik bir sürecin içine girmiş bulunmaktadır. Ortaya çıkan kasetlerin, yolsuzluk iddialarının kıymeti harbiyesinin olmadığı sonuçlarla beraber yüzümüze bir tokat gibi çarptı. Sosyolojik bir çıkarım yapmanın güç olduğu aşikardır. Kolay olan söylem; halkı suçlamak ya da halka ağır ithamlarda bulunmaktır. Seçimler bize şunu açıkça göstermiştir, sol hareketin politikaları ve siyasi manevraları çökmüştür. 12 Eylül askeri darbesi sonucunda, doksanlı yıllardan sonra ortaya çıkan sol hareketler hastalıklı kuruluşlardır. Yıllarca süren Kürt halkına destek politikaları, solu Türk halkından uzaklaştırmış, geniş kitlelerin sahiplendiği değerlerden uzak bir sol anlayış ortaya çıkmıştır. Türk dili konusunda bile doğru düzgün bir tavır alamaz durumdadır bugünkü sol. İktidarını işçi sınıfı ile kuracak olan hareket işçi sınıfını tamamı ile muhafazakar kesimin eline bırakmıştır. Kendi toplumuna yabancı bir sol cenahla karşı karşıyayız. Yörük kültüründen, ege...

AHLAKSIZLIĞIN SOY KÜTÜĞÜ ÜZERİNE!

Sizler kimsiniz? Siz bu toplumdaki elit tabakasınız. İnsanlara yukarıdan bakan onlara göbeğinizi kaşıyorsunuz diyen adamlarsınız sizler. Kimden bahsediliyor, tabiide ülkemizin bin bir zorluklarla yetiştirebildiği sanatçılardan. Elit olmak: kitap okumak, iki satır aşka ya da dünyaya dair şeyler karalamak olmuş. Kavramların böylesine karıştırılması, birbirlerine girift yapılar haline gelmesi bizim gibi toplumlarda olağandır. Sizlere kısaca elit diye tabir edilen kişilerin ne anlama geldiğini açıklama zorunluluğunu, yükünü ve sorumluluğunu üzerimde hissetmekteyim. Elit: Gecekondu Mahallelerinin karşısına metrelerce duvar örüp gökdelen dikmektir. O gökdelenlerin içinde oturan insanlar elit insanlardır. Birilerinin çocukları tozun ve toprağın içinde oyunlar oynarken, birilerinin çocukları da dikenli tellerin ardında rahat ve huzurlu biçimde oyunlar oynamaktadır. Oysa topluma dayatılan elitlik olgusu okumuşluk ve kültür bilgisiyle doğrudan orantılıdır ve bu kötürüm bir hal almaktadır. Bi...