Ana içeriğe atla

PİSLİK DENİZİNDE BOĞULMAK

Ülkemizin siyasi atmosferi, iki yıldır yüksek gerilim hattı seyrinden çıkabilmiş değil. Geçmişten taşınan, kirli tarihimizin ve kötü tecrübelerin sonuçlarını kapanmayan yaralar olarak karşımızda bulmaktayız. Türkiye’nin aydınlık yüzünün, karşısındaki büyük tehdit ’in ciddiyetinin farkında olmadığı ortada. Karanlık dönemlerde olduğu gibi sol siyaset yeni maceralara atılmaktan çekinmiyor. Karşımızdaki olgu cahil cesareti ile açıklanabilecek düzeyde, büyük bir vahamet taşımaktadır. Gezi sürecinden bugüne dek sokağa çıkmanın bedelini çocuklarımızda dahil olmak üzere Pek çok insanımız canıyla ödemiş durumda. 1 Mayıs yaklaşırken bayramdan ziyade savaş ortamına hazırlanan inatlarla bezeli siyasetin karşısında, tertemiz gençlerin çaresizliğini görmekten derin bir üzüntü duymaktayım. İktidarın ortamı geren açıklamalarının yanında, karşısındaki gücün seçeneksiz bir restleşmeye girmiş olması, işçi sınıfı mücadelesinin tek bir meydana haps edildiği gerçeğini örtmeyecektir. Sendikalı işçi sayısının ülke nüfusuna oranla düşük olduğu aşikârdır.  Bugün toplum, iktidarı ve muhalefeti ile siyasi bir buhran içerisindedir. Yaşanan her ölümde toplum sokaklardan biraz daha uzaklaştırılmaktadır. 12 Eylül sürecine benzeyen, ancak kendine has dinamikleri olan bir dönemden geçmekteyiz. Sol cenah tarihin tekerrürü denebilecek hatalara yeniden düşmektedir. Askeri darbeden önce sokaklarda estirilen terör sonucu insanlar dışarı çıkamaz hale gelmiş ve darbe süreci hazırlanmıştı. İnatlaşmanın sonucu yeni canların yitirilmesi sonucunu doğuracaktır. Örgütsüz hale gelmiş, toplumu örgütleme çabasında olan; partiler, sendikalar ve sivil toplum örgütleri kendi kibir ve gösterişleri uğruna toplumsal algıyı ikinci plana atmaktadır. Anadolu insanı korku imparatorluğunun esiri olmuş durumdadır. Bu korkuları pekiştirici her hamle korkuyu yaymak isteyenlerin ekmeğine yağ sürecektir. Maalesef karşımızda çürümüş bir riyakârlık var. Aydınlık gençlerimizin sayısı böylesine azken ölümden bir çıkış sağlanamayacağını ivedilikle görmek gerekmektedir. Çekilmek taviz vermek, stratejik bir durumdur. Toplumda yaratılan korku duvarını yıkmak istiyorsak, sokaklarda çatışmadan uzak durmak ve meydanların güvenliğini sağlamak iktidar kadar, karşısındaki kuvvetlerinde görevidir. Aksi takdirde gençlerimiz bu siyasi iklimde pislik denizinde boğulacaklardır.  



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEĞERSE AŞK...

Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu. Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar. Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime,  arsızlığımda  saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda. Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda.                                        ...

BİR ŞEYLER VE ÇOK ŞEYLER

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." (Sisifos Söyleni-Albert Camus)                 Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olan yazarlardan bir tanesidir Albert Camus. Felsefeyi edebiyatla özdeşleştirmeyi seven, başkaldırının devinimi içerisinde sessizce ilerleyen ender insanlardan. Günümüz dünyasına bakarken, bize göremediğimiz pek çok ayrıntıyı gösterecektir Camus. Geriye gidişimizin temelleri bir yüzyıl öncesinde atılmaya başlanmıştır. İkinci dünya savaşı bu manada milat olmuştur. Hz.İsanın doğumunun takvimlere olan yansıması ile ilgilenmiyorum. Nazilerin yarattığı insan ötesi bir başkaldırı ile ilgilenmek zorunda olduğumuzu düşünenlerdenim. 1945 ve savaş sonrası dönem gerçek bir savaşımın yeni başladığını bizlere kanıtlayan örneklerle dolu. Evrimsel sürecimizin üst skalasında insanlığın nihai erginliğine ulaştığını d...

KARANLIĞIN SONUNDA

Güneş süzülürken uğur böceklerimin kanatlarının arasından, seni soruyorum dudaklarımı öpen rüzgara. Penceremden eğilip kedilerimi gözetliyorum, oyun derdinde ikisi de her şey yolunda. Geceden kalma son izleri de silebilmek için banyoda buluyorum kurtuluşu. Çıplaklığım da arıyorum unuttuğum merhametin huzursuz izlerini. Kalp atışlarımı düzene soktuktan sonra çıkıyorum. Kahvaltı ritüeli için masaya oturup çayımı yudumluyorum. Onu düşünüyorum, mesajını görüyorum ışıklı ekranın camından, boynumda nefesinin dolaştığını hisseder gibiyim tebessüm ediyorum... Telefonda duyuyorum sesini çağırıyorsun. Düşünmeden çıkıyorum, ponponlu bereyi ıslak saçlarıma örtü yapıyorum. Üşümüyorum, ruhum titrerken adımlıyorum yorgun kaldırımları. Şimdi o tek başına ve biz iki kişi. O işleri iyi yapıyor, biz biraz yarım… Siz hiç bulutları takip ettiniz mi? Şimdi gökyüzünde hiç bulut yok. Sıkıntı çöktükçe uzaklaşıyorum kendimden. Yanımda yürürken göz ucuyla izliyorum saçlarını. Zaman aleyhime işlerken,...