Ana içeriğe atla

AHLAKSIZLIĞIN SOY KÜTÜĞÜ ÜZERİNE!

Sizler kimsiniz? Siz bu toplumdaki elit tabakasınız. İnsanlara yukarıdan bakan onlara göbeğinizi kaşıyorsunuz diyen adamlarsınız sizler. Kimden bahsediliyor, tabiide ülkemizin bin bir zorluklarla yetiştirebildiği sanatçılardan. Elit olmak: kitap okumak, iki satır aşka ya da dünyaya dair şeyler karalamak olmuş. Kavramların böylesine karıştırılması, birbirlerine girift yapılar haline gelmesi bizim gibi toplumlarda olağandır. Sizlere kısaca elit diye tabir edilen kişilerin ne anlama geldiğini açıklama zorunluluğunu, yükünü ve sorumluluğunu üzerimde hissetmekteyim. Elit: Gecekondu Mahallelerinin karşısına metrelerce duvar örüp gökdelen dikmektir. O gökdelenlerin içinde oturan insanlar elit insanlardır. Birilerinin çocukları tozun ve toprağın içinde oyunlar oynarken, birilerinin çocukları da dikenli tellerin ardında rahat ve huzurlu biçimde oyunlar oynamaktadır. Oysa topluma dayatılan elitlik olgusu okumuşluk ve kültür bilgisiyle doğrudan orantılıdır ve bu kötürüm bir hal almaktadır. Bir ülkede, okumayan insan sayısının %80 olduğu düşünülürse elbette okuyan birey ayrıcalıklı bir konuma sahiptir ama bu ayrıcalık sınıfsal bir ayrımı teşkil etmemektedir. Yaşanan tüm bu olumsuz gelişmelere baktığımda aklıma çok özel bir kitap geldi. Acaba Niçe Türkiye’de yaşasa başına neler gelirdi? Hemen arka sokağımızda oturuyor ve durmadan düşünceler üretip yazdığını hayal edebiliyor musunuz?  Doğrusu ben hayal edebiliyorum, sonu ya Nazım hikmet gibi sürgün ya da çoğu aydınımızın başına geldiği üzere hapse düşmek olurdu. Bugünün ahlak değerlerini var eden temel oluşuma baktığımızda karşımıza çıkanın, elitler ya da olması gerektiği tabirle burjuvalar veya Türkçe karşılığı itibariyle kentsoylular olduğunu görmekteyiz. Bu üç kavramında aynı halt olduğunu aynı pislik olduğunu unutmayalım. İnsanın bağırsağından yayılan kötü bir koku gibi dayanması güç ve çirkinler. Şimdi toplumdaki bazı ahlaki kavramların üzerine gidelim. örneğin; hırsızlık kötü ve yapılması toplum tarafından lanetlenmiş bir kavramdır. Peki ya bizim paralarımızla, vergilerimizle, hatta emeğimizi sömürerek yapılan hırsızlık… Bunun toplumda karşılığı yoktur, hatta varlıklı insan saygıdeğer üzerinde tüm iyilikleri barındıran ulu bir insandır. Liberaller sürekli tekrar eden bu ahlaksızlığın azgınca ve artarak devam edebilmesi için çalışırlar ve utanmazca halkın parası ile o halkın yarattığı değerlere aydınlara umarsızca saldırırlar. Bu piç kurularına (bu küfrün cüretini NİÇE ’den almaktayım) cevaplarını zamanında Dostoyevski vermiştir, meraklısı varsa lütfen açıp iki satır kitap okusun. Tekrar esas konumuza dönecek olursak bu elitler istedikleri gibi ahlaksızlık yapacaklar, paralarıyla her tür kapıyı açacaklardır. Ancak tüm bu olanlara rağmen toplum içerisinde kızlık kavramı cezalandırıcı konumunu sürdürmeye devam edecektir. Madem böylesi bir ortam var ve o zaman yaratılan tüm bu kuralların amacı nedir? Kısaca açmak gerekirse; toplumları sorunsuzca yönetebilmek ve onları kör edebilmektir. Günümüzde okumak, düşünmek ve sorgulamak insanların ayıpladığı aşağıladığı bir etkinlik halini almış durumda. Makas aralığının böylesine daraldığı toplumlarda aydınlarında nefes alabildiği ortamlar azalmakta kendilerine yeteri kadar yaşam alanı bulamamaktadırlar. Kendinize ve çocuklarınıza karşı dürüst olun bırakın uyduruk ahlaksal bazı kuralları zaten o kurallara sizden başkası saygı duymuyor. Sizlerin hayatlarını kısıtlayanların dünyasında cinsel tabular, ahiret korkusu ve kişisel ızdıraplar yok. Çıkarın şu size takılan gözlüğü de etrafınıza iyice bir bakın işte o zaman fark edeceksiniz ahlaksızlığın soy kütüğünü.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEĞERSE AŞK...

Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu. Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar. Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime,  arsızlığımda  saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda. Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda.                                        ...

BİR ŞEYLER VE ÇOK ŞEYLER

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." (Sisifos Söyleni-Albert Camus)                 Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olan yazarlardan bir tanesidir Albert Camus. Felsefeyi edebiyatla özdeşleştirmeyi seven, başkaldırının devinimi içerisinde sessizce ilerleyen ender insanlardan. Günümüz dünyasına bakarken, bize göremediğimiz pek çok ayrıntıyı gösterecektir Camus. Geriye gidişimizin temelleri bir yüzyıl öncesinde atılmaya başlanmıştır. İkinci dünya savaşı bu manada milat olmuştur. Hz.İsanın doğumunun takvimlere olan yansıması ile ilgilenmiyorum. Nazilerin yarattığı insan ötesi bir başkaldırı ile ilgilenmek zorunda olduğumuzu düşünenlerdenim. 1945 ve savaş sonrası dönem gerçek bir savaşımın yeni başladığını bizlere kanıtlayan örneklerle dolu. Evrimsel sürecimizin üst skalasında insanlığın nihai erginliğine ulaştığını d...

KARANLIĞIN SONUNDA

Güneş süzülürken uğur böceklerimin kanatlarının arasından, seni soruyorum dudaklarımı öpen rüzgara. Penceremden eğilip kedilerimi gözetliyorum, oyun derdinde ikisi de her şey yolunda. Geceden kalma son izleri de silebilmek için banyoda buluyorum kurtuluşu. Çıplaklığım da arıyorum unuttuğum merhametin huzursuz izlerini. Kalp atışlarımı düzene soktuktan sonra çıkıyorum. Kahvaltı ritüeli için masaya oturup çayımı yudumluyorum. Onu düşünüyorum, mesajını görüyorum ışıklı ekranın camından, boynumda nefesinin dolaştığını hisseder gibiyim tebessüm ediyorum... Telefonda duyuyorum sesini çağırıyorsun. Düşünmeden çıkıyorum, ponponlu bereyi ıslak saçlarıma örtü yapıyorum. Üşümüyorum, ruhum titrerken adımlıyorum yorgun kaldırımları. Şimdi o tek başına ve biz iki kişi. O işleri iyi yapıyor, biz biraz yarım… Siz hiç bulutları takip ettiniz mi? Şimdi gökyüzünde hiç bulut yok. Sıkıntı çöktükçe uzaklaşıyorum kendimden. Yanımda yürürken göz ucuyla izliyorum saçlarını. Zaman aleyhime işlerken,...