Ana içeriğe atla

APTALI SEVMEK (21.YÜZYILDA EVLİLİK KURUMU ÜZERİNE SÖYLEV)


Peri kızı Ekho, güzelliği ile herkesi büyüler, kendine aşık sayısız erkeğe kayıtsız kalır ve onları reddedermiş. Ekho yalnız başına dolaşırken, birden karşısına yakışıklı mı yakışıklı bir avcı çıkıverir. Bu yakışıklının adı Narkissos’dur. Yakışıklı avcıya ilk görüşte aşık olan peri kızı aşkına karşılık bulamaz. Bu durum karşısında Ekho aşkından günden güne erir ve karasevda içinde hayatını kaybeder. Vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda ‘eko’ dediğimiz yankılara dönüşmüştür. Olimpos dağında yaşayan tanrılar Narkissos’a kızarlar ve onu cezalandırmak için harekete geçerler. Günlerden bir gün av izindeki Narkissos yorgun düşmüş ve susamıştır. Nehirden su içmek için eğildiğinde, Narkissos kendi güzel ve yakışıklı yüzüne çılgınlar derecesinde aşık olur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar sevmiştir kendi görüntüsünü, olduğu yerde çakılır kalır. O günden sonra yemeden ve içmeden kesilen Narkissos günden güne erir ve sadece kendini izleyerek ömrünü tüketir. Narkissos’un bedeni öldükten sonra nergis çiçeğine dönüşür ve kendini beğenmenin bedelini ağır biçimde öder.

21.Yüzyıl insanını Narkissos tarif ediyor, en naif ve doğal biçimi ile. Yüzyıllardır insanlar evlilikler yaparak nesillerini devam ettiriyorlar. Üreme tüm inanç sistemlerinde ve bunun yanında doğal süreçler içerinde,  kutsal sayılan olgulardan birisidir. Tanrılar Narkissos’a sevmediği için değil, kurdukları sistemi temellerinden sarstığı için kızmışlardır.
1789 Fransız ihtilalinden bu yana yaratılan yeni sistem, kendi kurallarını insanlara dayatmıştır. Kendi dinsel anlayışını, kendi kültürünü bireylere kabul ettirmeyi başarmıştır. Günümüzde gelinen noktada sevgiyi ve aşkı sistemin yarattığı narsist bireylerin egemenliği altında yok etmeye başladık. Çevrenize bir bakın ne kadar çok kendiyle ilgilenen insan göreceksiniz. Yaratılan kadın tipolojisinin, kozmetik sektörüne hizmet etmekten başka bir derdinin olmadığını görüyoruz. Gelin iktisadı terminoloji ile yolumuza devam edelim, süslenme olgusu kendini güzel gösterme çabasının bir pazarlama yöntemi olduğunu kısa bir süre için düşünelim. Göze hoş gelmeyen bir tespit olduğunu düşünmekle birlikte, gerçeklerin hepimizin canını acıttığını yadsıyamayız. 19.Yüzyıl insanın romantizmle olan bağlamı, istek ve arzuları bireyleri zorunlu olarak edebiyata yöneltiyordu. Feodal kültürün henüz yok olmadığı, insanların başkalarını da düşündükleri dönemler yaşanıyordu, destansı aşklar ve aldatmalar çağındaydık. Karanin ailesi bir aşk uğruna felaketlere uğrayabiliyordu (Anna Karanina Tolsoy). Yazar aslında o dönemlerden sesleniyor bize, edebiyatın gücü ile evlilik kurumunu insanlara sorgulatıyordu. Bugün geldiğimiz noktada ise işler artık o zamanlar gibi masum durmuyor. Evliliğin kıstaslarını araba ve ev sayısına göre belirliyoruz artık. Bireysel hazlar ve bireysel ihtiyaçlar benmerkezci insan profil ’ini her gün yeniden üretip piyasaya sunuyor. İnsanal ilişkiler arz ve talep dengesine göre sınırlandırılıyor. Yetişkin olmadan önce, ilişki yaşayan bireyler sevgi ve aşk çerçevesinin dışında, kar ve zarar hesaplarıyla birbirlerine yaklaşıyorlar. Kadın erkeğin cüzdanına göz dikerken, erkek cinsel tatmine gözlerini dikiyor. Yaratılan yeni kadın dünyadaki tek Güzel’in kendisi olduğunu varsayıyor, çevresindeki herkese tepeden bakıyor, herkesin onun için çırpındığı algısına kendisini kaptırıyor. Bunda Türkiye özelinde erkeklerin payının çokça fazla olduğunu söyleyebiliriz. Cinselliğe olan özgür erişimin kısıtlığı, zaten toplumsal baskılardan afallamış olan kadını mutasyona uğramaya zorluyor. Zihinsel mutasyondan bahsediyoruz. Narsizmin bataklığına batan bireyler, bu hastalıklı yapılarını yatak odalarına kadar sokuyorlar. En iyi sevişen erkek ve olağan üstü sevişen kadın olarak, yatağımızı terk ediyoruz. Ortaya çıkan insan profili korkutucu derecede bencil ve megaloman. O artık sadece kendini haklı görüyor, ikili ilişkilerinde sevgilisini köle kendini hükümdar yapıyor. Tartışmalarda hep o haklı oluyor, o istediği ölçüde sevişiyor, o istediği zaman geziyor ve kavga ediyoruz. Erkekler isteme safasın da sadece sevişme boyutundadırlar, o yüzden geriye kalan tüm yönlendirme gücü kadının elinde toplanmaktadır. Son yıllarda ise giderek muhafazakârlaşan toplumumuzda, kadın yerini sağlamlaştırma mücadelesi ile karşı karşıya kalıyor. Ataerkil değerlerin giderek sarsılıyor olması, erkekleri tedirgin ediyor, bu neden kadına yönelik şiddet sarmalının genişlemesine, çatışmanın kadın ve erkek denklemi üzerinden sertleşmesine neden oluyor. Evlilik sözleşmesi burada bir özgürlük belgesi olmaktan çıkıp, kişileri zincirlere vuran hareket imkânını kısıtlayan ve ruhsal çöküntülere sebep olan ağır bir yükümlülük halini alıyor. Bugün gelinen noktada evlilik kurumun temelden sarsıldığını ve yıkılmaya yüz tuttuğunu görüyoruz. Toplumda yaratılan tek eşlilik algısı, kapitalin hırçın saldırıları altında parçalanıyor ve anlam kaybediyor. Artık günümüzde şunu fark etmekteyiz ki, insanların tek eşli yaşamaları zor görünmektedir. Genetik olarak taşıdığımız kodlar, kadın veya erkek fark etmeksizin bizi tek eşlilik cenderesinde sıkışmaya zorlayan biyolojik nedenler olarak karşımızda vücut buluyor. Narsizmin etkisiyle kadını tek olmaya ya da erkeği tek bir eşle yaşamaya zorluyor, dahası karşımızdaki insanı aldatarak büyük felaketlere yol açıyoruz. Sorunun çözümü ise evlilik kurumun artık eskidiği gerçeğinde yatmaktadır. Belli süreler bir arada yaşayan çiftlerin evli sayılması ve onlardan olan çocukların yasal haklar elde etmesi günümüz şartlarında rasyonel bir çözüm olarak karşımızda durmaktadır. Mesele bireylerin birleşmesinde değil ayrılmasındadır. Ayrılmayı beceremeyen bizim gibi toplumlarda ise bunun sonucu daha vahim ve can yakıcı olabiliyor. Tüm bu nedenlerden ötürü birlikte yaşayan çiftler nasıl evli olarak kabul ediliyor ise, yaşam alanlarını ayırdıkları zamanda ise otomatik olarak boşanmış görünmeleri evlilik kurumunu bugün ki şartlara daha uygun hale getirecektir. Bu konun teknik bazı sıkıntılarına şimdilik eğilme taraftarı değilim. Zaten günümüzde metropoller de yaşayan insanların özgürce aynı evde kaldıkları gerçeğini göz önüne alırsak, bugün kuramsal olarak dayatılan evlilik kurum ununda manası kalmamaktadır. Şartlar eskiye nazaran ikili ilişkilerde baştanbaşa çıkar düzeyine indirgenmiş durumdadır. Zengin kız fakir oğlan edebiyatı bugün bizim için fanteziden öteye geçemez durumdadır. Sen kadınsın tüm güç sende güzellik Afrodit’ten bu yana seni temsil etmekte, zihinlere aşılanan televizyonlarda sürekli pompalanan ve narsizm propagandası halini alan durumun sonuçları akıl almaz derecede korkutucudur. Erkek kendini Zeus ilan ederken, kadın kendine rol model olarak Afrodit’i almaktadır. Artık Tanrıları kıskandıracak derecede narsizmin batağına saplanmış durumdayız. Suya bakıp kendini delicesine sevmek aptalı sevmektir. Paylaşmanın hazzını bilmeyen alçak gönüllüğün, yardım severliğin, tadına hiç bakmamış insanlarla dolu çevremiz. Günümüz kadını artık erkeğine, toplu taşıma araçlarında yaşlılara yer vermemeyi öğretiyor. Kendince sebep buluyor ve cevap veriyor metropol yaşama alışacaksın sevgilim. Sen benim düşmanımsın çünkü beni kendime delice aşık olmamdan alıkoyuyorsun. Kıskançlık nöbetlerim, hayatı sana zindan edişim hep bu yüzden. Üzgünüm erkeğim ben aptalı seviyorum!

                  ÇAĞDAŞ GÖKBEL 14.02.2013

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KİMSESİZLER TRAGEDYASI

Buralarda Sonbahar sokakları derler yalnız ve karanlık köşelere. Ellerim ceplerimde ve karşımda Cihat etmeye hazır suratlar. Fanatizmi yenemediğimiz saatleri devirirken aklım, kediler çığlık çığlığa  mırıldanırken ve  kesinlikle havada sex kokarken, ruhumu mengeneyle sıkan baskıya rağmen bağırarak şarkı söylüyorum. Yürümek düşünmesini bilen insanın tek silahıdır. Toplumlarımız karanlık çağın ağırlığı altında ezilirken, insanın belki de son sığınağı bilmediği bir boşluğa yürümektir. Bir erkeğin kalbi olmamalıdır, doğuştan yasaklıdır ona ağlamak. Travması hep ağırdır erkeğin. Emin olmalı birileri artık erkek kediler, erkek insanlardan özgürdür. Şehir insanın ruhuna küstüğünde, kent kollarını sadece paraya açarken, beş parasız bir meczup saçlarını okşatamadığı anların intikamını yıldızlardan çıkarıyor. Orta doğu sokakları kan, gözyaşı ve tecavüz. Büyük babalar böyle istedi diye kilit vurduk dudaklarımıza, inanç belledik insan öldürmeyi. Boğaza kadar fanatizme battık. Kitles...

KÜÇÜK ADAMIN HİKAYESİ

INTRO Daha önce hiç tanımadığım bir tat dilimin ucundaki. “Yeni mi çıkarmışlar bu dondurmayı?” gülümsüyor, çok eğleniyor, damağımdaki tadın yarattığı şaşkınlıkla eğleniyor. Sucuk gibi terlemişim, topun peşinde koşmaktan. Babam hep bu komik deyimi kullanırdı, belki de beni kırmak yerine güldürmeyi tercih ederdi. Küçük kız yanındaki erkek çocuğuyla uzaklara dalıyor ve gülümsüyordu, gündüz vakti kendini gösteren Ay’a bakarak. Şimdi karanlığı geçtik, şimdi intronun sonuna yaklaşırken Elele tutuşup dünyanın ekseninde dönüyorduk. Şimdi dünya bizdik, sarıldık! Ayrılmayı yediremedik! Sustuk! Ve gülmedik… PEMBE PLASTİK TOP Kahvaltının sonuna gelirken gözüm heyecanla dışarıdaydı. Bu durumu kimseye çaktırmak istemezsin özellikle evdekilere. Ama anne ve baba her şeyi bilir ve hisseder. Gelen arkadaşın ardından hızla çıkılır evden. Annenin tüm uyarılarından kaçabilmenin tek yolu hızla ayakkabıları giyip uzaklaşmaktır. Dün patlayan topun yerine pembe plastik bir top gelmiştir. Çok güldü...

EROS VE UYGARLIK

Modern dünya; hepimizin yaşadığı, elektronik ağlarla çevrili ve bir bölümü tamamı ile çöplüğe dönmüş olan uygar gezegenimize verdiğimiz bir ad. Yaşadığımız hayat, buharlı makinelerin ardından insanlığın kendi yarattığı metaların kontrolüne girdiği, duygu dünyasının, düşünce ve akıl eksenin büyük oranda ters düz olduğu muazzam bir yapay zeka medeniyeti. Korkmayın bu yazı bir filmin senaryosundan ya da hazırlanmakta olan bir belgeselden alınmamıştır. İdeoloji; kimine göre korkutucu, kimine göre var olduğu yaşama yönelik olarak geliştirdiği düşünüş biçimi ve bazı sığ düşünürlere göre ideoloji komünizm anlamına gelmektedir. Küçük bir not; yaşadığımız yüzyılda herkes kendisini önemli bir düşünür sanmaktadır. İdeoloji; çevremizde bulunan her an ve her dakika gördüğümüz ve yaşadığımız sistemin aslında ta kendisidir. Reklam panoları, büyük alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları, yazılı ve görsel medyada yer alan mesajlar özetle zihnimize aktarılan her çeşit bilgi ideolojidir. Birey, ...