Ana içeriğe atla

SOLDA BARIŞ

‘BİR HAYALİN İZDÜŞÜMÜ’
Tarih bize öğretilenlerden ibaret, fantastik konulara dayanan, fetihler ve kahramanlıklarla örülü masalsı bir dünya değildir. Tarih belgelere dayanan, kazılarla elde edilen bulguların incelenebilmesi için oluşturulmuş bir bilim dalıdır (Arkeoloji vb. alt dallara ayrılır). Objektiflik ilkesi hayati bir önem taşır, objektif olmayan bir tarih yazını bilimsellikten uzaklaşır. Marksist tarih anlayışı ise tarihi sınıflar savaşı olarak yorumlamıştır.
Sınıflı toplum, günümüz modern dünyasında burjuvalar (zengin zümre) ve proleterler (işçi sınıfı) diye tanımlanan toplumsal yapıdır. Tarihi ise; iktidarda bulunan sınıflar diledikleri gibi yazma konusunda son derece cömert olmuşlardır. Bugün sol diye tanımladığımız kesimler; toplumda ötekileştirilmiş, kendini yalnız hisseden herkese kucak açan, entelektüel birikimleri yüksek insanların kümelendikleri ve örgütlendikleri alanlar olarak tanımlayabiliriz. Kitap üzerinde böyle bir tanım yapmak hem gerçekçi hem hayalci bir durumu ortaya koymaktadır. Kısacası ülkemizdeki durum paradokslar yumağı içerisinde bulanıklaşmaktadır. Sol içi kavga Lenin’in ölmesi ile şiddetlenmiştir. Sovyetlerde yaşanan iktidar çatışmaları Marksist dünyayı bıçak gibi ikiye bölecekti. İktidar savaşı çetin geçecek, sosyalizmin yarattığı tüm değerler kenara itilip sanatçıların, düşünürlerin zulme uğradıkları bürokratik bir diktatörlük rejimi haline gelecekti. Devrimin önemli figürlerinden Troçki katledilecek, enternasyonal’in kapılarına kilit vurulacaktı. ‘tek ülkede sosyalizm’ uğuruna. Şimdilik Troçki ve Stalin kutuplaşmasına fazla değinmeyi uygun görmüyorum, kısaca çatışmanın özüne ışık tutmak için bu bilgiler özet niteliği taşıyacaktır.
Bugün Türkiye solu apansız bir kriz içerisindedir. Bunun temelini oluşturan yenilgilerin dışında iç çatışmalarda bu krizi tetiklemektedir. Takım tutan devrimciler aramızda fink atıyor. En iyi fikir, En güzel bayrak, En büyük düşünür bizde diyorlar. Sadece bununla da kalmıyor, devrim nasıl olacak, sosyalist mi? Burjuva demokratik mi? Kafaları bulandırmaya lüzum yok. Sol ukalalık ülkemizde almış başını gidiyor. Her birey kendi örgütünü yüceltiyor, belirli semboller ve simgelere dayalı ritüeller geliştirip dogmatik bir zihin yapısına yuvarlanıyor. Bilimsel sosyalizmden bahsedenler bilimde mutlak doğru diye bir durumun olamayacağını kavrayamıyor. Sol kesim kitlelerden uzaklaştıkça ve içine kapandıkça katılaşıyor, hâkim sınıflarla mücadele gücü bulamayınca kendi içine dönerek, taraftar kavgasına girişiyor. Tarihe bakarken bu insanlar sadece kahramanlık görüyor. Gerçek bir yüzleşme söz konusu değil. Küba devrimi ülkedeki tüm renkleri birleştirmesi ve kucaklaması sayesinde başarıya ulaştı. Sol cahillik korkunç boyutlarda. Toplumumuzda ötekileştirilmiş insanları kucaklayamayan, gezi parkı ruhu bizim sayemizde ortaya çıktı diye böbürlenen, akılları kendinden menkul insanlar topluluğu gerçekleri ideolojik gözlükleri altında tozpembe görmeye devam ediyor. İçinden çıkamadığı durumlarda yaftalıyor, sesini yükseltiyor kafanın içindeki boşluğun tınısı ile Troçkistler diye yırtınıyor. Frankfurt okulunu tek bir kitap okumadan bir çırpıda yırtıp atıyor. Birilerinin artık bu insanlara kitle iletişim araçlarının icat edildiğini ve kültür endüstrisi diye bir kavramın gayet bilimsel veriler taşıdığını anlatmasının vakti geldi. Dinlemeyeceklerdir deneyenler olmuştur. Devrimcilikten dem vuranlar mangalda kül bırakmayanlar, sevgi yoksunu evinde karısına her türden zulmü reva görüp, dışarıda kadın hakları konusunda ahkâm kesen bir yığın sosyopatla birlikte aynı mücadeleyi vermek size acı bir tablo olarak mı göründü. Kendine bakmayan, aynada kendini göremeyen sol elbette önünü göremeyecektir. Geçmiş yüzyıllardan kalma teorilerden beslenmek pek tabi doğaldır. Ancak yaşadığın yüz yıla dair yeni taktikler ve teoriler geliştirememek kısaca popüler tabir ile vizyonsuzluk, Türkiye de solu tükenmişlik noktasına getirmiştir. Artık sol girdiği dogmatik bataklığın içinde hızla batmaktadır. Solda barış sağlanacak ve bir birleşme doğacaksa bu ancak bilimsel anlayışı yeniden yakalamak, sosyalizm tarihi ile objektif bir biçimde yüzleşmek ve eleştirmekle mümkündür. Tüm bunların haricinde yönetici kadroların dahi okumadığı, edebiyattan uzak romanlardan bir haber insanların yönettiği oluşumlar, her gün kâbuslarımızı pekiştirmekte, iktidarı elinde bulunduran sömürücü sınıfların değirmenine su taşımaktadır. Şekerlerini ellerinden alıp bu insanları tasfiye etmenin zamanı gelmiştir. Türkiye de sol barış bir hayaldir ve bu yazı da o hayalin izdüşümüdür.
Çağdaş gökbel.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEĞERSE AŞK...

Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu. Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar. Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime,  arsızlığımda  saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda. Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda.                                        ...

BİR ŞEYLER VE ÇOK ŞEYLER

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." (Sisifos Söyleni-Albert Camus)                 Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olan yazarlardan bir tanesidir Albert Camus. Felsefeyi edebiyatla özdeşleştirmeyi seven, başkaldırının devinimi içerisinde sessizce ilerleyen ender insanlardan. Günümüz dünyasına bakarken, bize göremediğimiz pek çok ayrıntıyı gösterecektir Camus. Geriye gidişimizin temelleri bir yüzyıl öncesinde atılmaya başlanmıştır. İkinci dünya savaşı bu manada milat olmuştur. Hz.İsanın doğumunun takvimlere olan yansıması ile ilgilenmiyorum. Nazilerin yarattığı insan ötesi bir başkaldırı ile ilgilenmek zorunda olduğumuzu düşünenlerdenim. 1945 ve savaş sonrası dönem gerçek bir savaşımın yeni başladığını bizlere kanıtlayan örneklerle dolu. Evrimsel sürecimizin üst skalasında insanlığın nihai erginliğine ulaştığını d...

KARANLIĞIN SONUNDA

Güneş süzülürken uğur böceklerimin kanatlarının arasından, seni soruyorum dudaklarımı öpen rüzgara. Penceremden eğilip kedilerimi gözetliyorum, oyun derdinde ikisi de her şey yolunda. Geceden kalma son izleri de silebilmek için banyoda buluyorum kurtuluşu. Çıplaklığım da arıyorum unuttuğum merhametin huzursuz izlerini. Kalp atışlarımı düzene soktuktan sonra çıkıyorum. Kahvaltı ritüeli için masaya oturup çayımı yudumluyorum. Onu düşünüyorum, mesajını görüyorum ışıklı ekranın camından, boynumda nefesinin dolaştığını hisseder gibiyim tebessüm ediyorum... Telefonda duyuyorum sesini çağırıyorsun. Düşünmeden çıkıyorum, ponponlu bereyi ıslak saçlarıma örtü yapıyorum. Üşümüyorum, ruhum titrerken adımlıyorum yorgun kaldırımları. Şimdi o tek başına ve biz iki kişi. O işleri iyi yapıyor, biz biraz yarım… Siz hiç bulutları takip ettiniz mi? Şimdi gökyüzünde hiç bulut yok. Sıkıntı çöktükçe uzaklaşıyorum kendimden. Yanımda yürürken göz ucuyla izliyorum saçlarını. Zaman aleyhime işlerken,...