Ana içeriğe atla

AŞK VE YÜKSEK TOPUKLAR!


Kimileri var;dünyamızı alt üst eden tipler. Büyümekle başladı derler ilk önce,oysa yalandır söyledikleri ana karnında başlar hayat. Hani gökyüzünden annenizin karnına düştüğünüz o ilk gece. Leylekler denenmiştir ama her şeyden önce,utanmasın diye çocuklar suçu kuşlara attılar.Hayat basamaklarında tırmanırken,bir kadını ya da erkeği tanımaya yıllar vardı değil mi? Kendi arzumuzla gelmedik tabi ki de bu dünyaya bir aşkın meyvesi olduğumuz ise şaibeli bir durum. Belkide bir anlık heyecanın ürünleriyizdir hepimiz.Kulağıma fısıldar gibi birileri, Erosa sor diyorlar.Yeni suçlu Eros mu yoksa? Bazen masumiyet karinesini bozduğumuzu düşünüyorum.İki yüzlüler toplumunda kaç çeşit yüzle dolaştığımızı hesaplamak çaba isterken,yüz nakli yapanları dahi kıskandırmakta üstümüze yok.Sahi şu topuklu ayakkabıları üretenler kadın anatomisinden iyi anlarken,erkek libidosuna da yön vermeyi es geçmiyorlar hani.Kiminiz sapıkça bakarken satırlara ve satırlar gözlerinizin önünden akıp geçerken,yanınıza baktığınızda göreceğiniz tek gerçek kocaman bir yalnızlığın sihirli gücü olacak.İlk okulda başladı ilk aşk,eller ayaklar titrerken,nefes yerini kalp atışlarına bırakırken,loş ışığın altında elinde kitap edip Cansever okurken buluverirsin kendini.Kimin aklına gelirdi şiir okurken,uzaylıların dünyayı ele geçireceği! Bar çıkışında yüksek topuklar önünde yürürken,kalçaları seni gerçek dünyadan uzaklara sürüklerken,koşarak yanına kulağına tamda kulağının altına, onunla olmak istediğini söyledin mi? İki taraflı dünya, iki yüzlü dost,arkadaş,sevgili, sende sustun gerçeği haykıramadığın her an uzaklaştın kendinden.Külkedisine seslendin neredeysen çık? Dönme dolapta uzağa bakarken karşındaki deniz korkuttu ruhundaki arsız bakışları. Kale içi sokaklarında ellerin,ceplerinde ağzında bir sigara,şiir yazmaya vakit bulamadın yağmur bastırırken.Tarih sararken bedenini,sahi kırmızı şalı yüzünden içeride yatan denize ne oldu? Pek umursamadın. Şubat yaklaşırken artık eski soğuk yok.Böylesi zamanlarda it gibi titremeyi özlüyor insan.Sonra sarhoş olana kadar içmeyi.Bizler yaratmadık bu dünyayı,bu kaldırımları,bu sokakları,bu boş suratları.Aşkın içinden çıkan yüksek topuklar delirtti hepimizi.Koşmayı unutan çocuklar,top oynamadan,misket nedir bilmeden yaşayan çocuklar yarattık.Sevmeden sevişmeyi, icat etti birileri.Yüksek topuklar görev başında,aşk derken bulduğumuz yeni icat kadınları olması gerektiği noktada bırakırken.Yaz günü sevişmeden olmaz neden bilmem? ilk yara çocukken alınan yaradır ve unutulmaz.kırmızı pabuçların ardında kalırken yollar,benden korkmana gerek yok,gözlerini bağladılar sonra kulağına fısıldadılar 'HADİ KENDİNİ BUL'diye....aşkın diyalektiğine notlar.
16.01.2014 çağdaş gökbel.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEĞERSE AŞK...

Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu. Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar. Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime,  arsızlığımda  saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda. Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda.                                        ...

BİR ŞEYLER VE ÇOK ŞEYLER

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." (Sisifos Söyleni-Albert Camus)                 Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olan yazarlardan bir tanesidir Albert Camus. Felsefeyi edebiyatla özdeşleştirmeyi seven, başkaldırının devinimi içerisinde sessizce ilerleyen ender insanlardan. Günümüz dünyasına bakarken, bize göremediğimiz pek çok ayrıntıyı gösterecektir Camus. Geriye gidişimizin temelleri bir yüzyıl öncesinde atılmaya başlanmıştır. İkinci dünya savaşı bu manada milat olmuştur. Hz.İsanın doğumunun takvimlere olan yansıması ile ilgilenmiyorum. Nazilerin yarattığı insan ötesi bir başkaldırı ile ilgilenmek zorunda olduğumuzu düşünenlerdenim. 1945 ve savaş sonrası dönem gerçek bir savaşımın yeni başladığını bizlere kanıtlayan örneklerle dolu. Evrimsel sürecimizin üst skalasında insanlığın nihai erginliğine ulaştığını d...

KARANLIĞIN SONUNDA

Güneş süzülürken uğur böceklerimin kanatlarının arasından, seni soruyorum dudaklarımı öpen rüzgara. Penceremden eğilip kedilerimi gözetliyorum, oyun derdinde ikisi de her şey yolunda. Geceden kalma son izleri de silebilmek için banyoda buluyorum kurtuluşu. Çıplaklığım da arıyorum unuttuğum merhametin huzursuz izlerini. Kalp atışlarımı düzene soktuktan sonra çıkıyorum. Kahvaltı ritüeli için masaya oturup çayımı yudumluyorum. Onu düşünüyorum, mesajını görüyorum ışıklı ekranın camından, boynumda nefesinin dolaştığını hisseder gibiyim tebessüm ediyorum... Telefonda duyuyorum sesini çağırıyorsun. Düşünmeden çıkıyorum, ponponlu bereyi ıslak saçlarıma örtü yapıyorum. Üşümüyorum, ruhum titrerken adımlıyorum yorgun kaldırımları. Şimdi o tek başına ve biz iki kişi. O işleri iyi yapıyor, biz biraz yarım… Siz hiç bulutları takip ettiniz mi? Şimdi gökyüzünde hiç bulut yok. Sıkıntı çöktükçe uzaklaşıyorum kendimden. Yanımda yürürken göz ucuyla izliyorum saçlarını. Zaman aleyhime işlerken,...