Ana içeriğe atla

Kayıtlar

PİSLİK DENİZİNDE BOĞULMAK

Ülkemizin siyasi atmosferi, iki yıldır yüksek gerilim hattı seyrinden çıkabilmiş değil. Geçmişten taşınan, kirli tarihimizin ve kötü tecrübelerin sonuçlarını kapanmayan yaralar olarak karşımızda bulmaktayız. Türkiye’nin aydınlık yüzünün, karşısındaki büyük tehdit ’in ciddiyetinin farkında olmadığı ortada. Karanlık dönemlerde olduğu gibi sol siyaset yeni maceralara atılmaktan çekinmiyor. Karşımızdaki olgu cahil cesareti ile açıklanabilecek düzeyde, büyük bir vahamet taşımaktadır. Gezi sürecinden bugüne dek sokağa çıkmanın bedelini çocuklarımızda dahil olmak üzere Pek çok insanımız canıyla ödemiş durumda. 1 Mayıs yaklaşırken bayramdan ziyade savaş ortamına hazırlanan inatlarla bezeli siyasetin karşısında, tertemiz gençlerin çaresizliğini görmekten derin bir üzüntü duymaktayım. İktidarın ortamı geren açıklamalarının yanında, karşısındaki gücün seçeneksiz bir restleşmeye girmiş olması, işçi sınıfı mücadelesinin tek bir meydana haps edildiği gerçeğini örtmeyecektir. Sendikalı işçi sayısı...

KIRIK MEKTUPLAR...

Dün gece sokakta tek başına yürüyordun. Kimsenin suratına bakmıyordun, umutlarını avuçlarının içinde saklıyordun. Telaşlanıyorum seni böyle gördükçe, ruhumdaki kaleleri yıkıyorsun her sokak lambasını arkanda bıraktığında. Otobüsten indiğimde seni çoktan kaybetmiştim. O gece çok aradım sensizliğimi. Ellerim ceplerimde kocaman ve sonsuz bir karanlığın içinde kalp atışlarımdan gelen çığlığı dinliyordum. Kaldırımları aşarken bir bir ilk bahar esintisi tüm vücudumu serinletiyordu. Seni bulamamak yormuştu ruhumu, bu mektubu kaleme alırken, geçmişimin yoksulluğu ardımdan yakama yapışıyordu. Mürekkep kağıda doğru süzülürken, kalemim cümlelerime direniyordu. Gözlerimden akmıyordu sessiz yaşlar, kırmızı bir bisikletti önümüzden geçen, hayatımın kirli yolları tek tek arkamda kalıyordu. Bir çocuk gördüm o gece tek başına... oyuncağı ile baş başa, usulca yaklaştım yanına... beni gördüğünde korkuyordu küçük gözleri... soran bakışlarla eğildim ona doğru iyi misin?... birden koştu kollarıma ...

SOL STRATEJİNİN ÇÖKÜŞÜ

  Türkiye, tarihi bir seçimin ardından, kritik bir sürecin içine girmiş bulunmaktadır. Ortaya çıkan kasetlerin, yolsuzluk iddialarının kıymeti harbiyesinin olmadığı sonuçlarla beraber yüzümüze bir tokat gibi çarptı. Sosyolojik bir çıkarım yapmanın güç olduğu aşikardır. Kolay olan söylem; halkı suçlamak ya da halka ağır ithamlarda bulunmaktır. Seçimler bize şunu açıkça göstermiştir, sol hareketin politikaları ve siyasi manevraları çökmüştür. 12 Eylül askeri darbesi sonucunda, doksanlı yıllardan sonra ortaya çıkan sol hareketler hastalıklı kuruluşlardır. Yıllarca süren Kürt halkına destek politikaları, solu Türk halkından uzaklaştırmış, geniş kitlelerin sahiplendiği değerlerden uzak bir sol anlayış ortaya çıkmıştır. Türk dili konusunda bile doğru düzgün bir tavır alamaz durumdadır bugünkü sol. İktidarını işçi sınıfı ile kuracak olan hareket işçi sınıfını tamamı ile muhafazakar kesimin eline bırakmıştır. Kendi toplumuna yabancı bir sol cenahla karşı karşıyayız. Yörük kültüründen, ege...

AHLAKSIZLIĞIN SOY KÜTÜĞÜ ÜZERİNE!

Sizler kimsiniz? Siz bu toplumdaki elit tabakasınız. İnsanlara yukarıdan bakan onlara göbeğinizi kaşıyorsunuz diyen adamlarsınız sizler. Kimden bahsediliyor, tabiide ülkemizin bin bir zorluklarla yetiştirebildiği sanatçılardan. Elit olmak: kitap okumak, iki satır aşka ya da dünyaya dair şeyler karalamak olmuş. Kavramların böylesine karıştırılması, birbirlerine girift yapılar haline gelmesi bizim gibi toplumlarda olağandır. Sizlere kısaca elit diye tabir edilen kişilerin ne anlama geldiğini açıklama zorunluluğunu, yükünü ve sorumluluğunu üzerimde hissetmekteyim. Elit: Gecekondu Mahallelerinin karşısına metrelerce duvar örüp gökdelen dikmektir. O gökdelenlerin içinde oturan insanlar elit insanlardır. Birilerinin çocukları tozun ve toprağın içinde oyunlar oynarken, birilerinin çocukları da dikenli tellerin ardında rahat ve huzurlu biçimde oyunlar oynamaktadır. Oysa topluma dayatılan elitlik olgusu okumuşluk ve kültür bilgisiyle doğrudan orantılıdır ve bu kötürüm bir hal almaktadır. Bi...

APTALI SEVMEK (21.YÜZYILDA EVLİLİK KURUMU ÜZERİNE SÖYLEV)

Peri kızı Ekho, güzelliği ile herkesi büyüler, kendine aşık sayısız erkeğe kayıtsız kalır ve onları reddedermiş. Ekho yalnız başına dolaşırken, birden karşısına yakışıklı mı yakışıklı bir avcı çıkıverir. Bu yakışıklının adı Narkissos’dur. Yakışıklı avcıya ilk görüşte aşık olan peri kızı aşkına karşılık bulamaz. Bu durum karşısında Ekho aşkından günden güne erir ve karasevda içinde hayatını kaybeder. Vücudundan arta kalan kemikleri kayalara, sesi ise bu kayalarda ‘eko’ dediğimiz yankılara dönüşmüştür. Olimpos dağında yaşayan tanrılar Narkissos’a kızarlar ve onu cezalandırmak için harekete geçerler. Günlerden bir gün av izindeki Narkissos yorgun düşmüş ve susamıştır. Nehirden su içmek için eğildiğinde, Narkissos kendi güzel ve yakışıklı yüzüne çılgınlar derecesinde aşık olur. O ana dek kimseyi sevmediği kadar sevmiştir kendi görüntüsünü, olduğu yerde çakılır kalır. O günden sonra yemeden ve içmeden kesilen Narkissos günden güne erir ve sadece kendini izleyerek ömrünü tüketir. Narkisso...

SOLDA BARIŞ

‘BİR HAYALİN İZDÜŞÜMÜ’ Tarih bize öğretilenlerden ibaret, fantastik konulara dayanan, fetihler ve kahramanlıklarla örülü masalsı bir dünya değildir. Tarih belgelere dayanan, kazılarla elde edilen bulguların incelenebilmesi için oluşturulmuş bir bilim dalıdır (Arkeoloji vb. alt dallara ayrılır). Objektiflik ilkesi hayati bir önem taşır, objektif olmayan bir tarih yazını bilimsellikten uzaklaşır. Marksist tarih anlayışı ise tarihi sınıflar savaşı olarak yorumlamıştır. Sınıflı toplum, günümüz modern dünyasında burjuvalar (zengin zümre) ve proleterler (işçi sınıfı) diye tanımlanan toplumsal yapıdır. Tarihi ise; iktidarda bulunan sınıflar diledikleri gibi yazma konusunda son derece cömert olmuşlardır. Bugün sol diye tanımladığımız kesimler; toplumda ötekileştirilmiş, kendini yalnız hisseden herkese kucak açan, entelektüel birikimleri yüksek insanların kümelendikleri ve örgütlendikleri alanlar olarak tanımlayabiliriz. Kitap üzerinde böyle bir tanım yapmak hem gerçekçi hem hayalci bir d...

AŞK VE YÜKSEK TOPUKLAR!

Kimileri var;dünyamızı alt üst eden tipler. Büyümekle başladı derler ilk önce,oysa yalandır söyledikleri ana karnında başlar hayat. Hani gökyüzünden annenizin karnına düştüğünüz o ilk gece. Leylekler denenmiştir ama her şeyden önce,utanmasın diye çocuklar suçu kuşlara attılar.Hayat basamaklarında tırmanırken,bir kadını ya da erkeği tanımaya yıllar vardı değil mi? Kendi arzumuzla gelmedik tabi ki de bu dünyaya bir aşkın meyvesi olduğumuz ise şaibeli bir  durum. Belkide bir anlık heyecanın ürünleriyizdir hepimiz.Kulağıma fısıldar gibi birileri, Erosa sor diyorlar.Yeni suçlu Eros mu yoksa? Bazen masumiyet karinesini bozduğumuzu düşünüyorum.İki yüzlüler toplumunda kaç çeşit yüzle dolaştığımızı hesaplamak çaba isterken,yüz nakli yapanları dahi kıskandırmakta üstümüze yok.Sahi şu topuklu ayakkabıları üretenler kadın anatomisinden iyi anlarken,erkek libidosuna da yön vermeyi es geçmiyorlar hani.Kiminiz sapıkça bakarken satırlara ve satırlar gözlerinizin önünden akıp geçerk...