Fotoğraf ve Narsisizm
(Sosyal medyanın tahrip gücü
yüksek cinleri)
Doksanlı yılların
sonlarına doğru bilişim teknolojileri ülkemizde inanılmaz bir atılım
gerçekleştirdi. Sektörün karşılaştığı sorunların başında yüksek maliyetler
geliyordu. Ülkemizde İlk çıkan bilgisayarlara kamu kurumları ya
da zengin zümreden kesimler sahip
olabiliyordu. Teknolojinin gelişimi ve üretimin giderek artması ile beraber
özellikle 2000’li yıllardan sonra cep telefonları ve bilgisayarlar ile tanışma
fırsatını yakaladık. Bu zamana dek geliştirdiğimiz iletişim yöntem ve biçimleri
giderek tarih olmaya başladı. Hatırlayanlar bilecektir jetonlu telefon
dönemlerinden, ceplerimize sığan küçük araçlara geçiş sağlanınca hipnotik bir
etki oluştu demek yanlış olmayacaktır. Mektup yerini elektronik postaya
bırakırken, ağdalı kurulan cümleler yerini sığ ve basit bir konuşma diline
bıraktı. Özellikle telefonlarda mesajlaşma sisteminin de gelişimi ile birlikte
dilde de ağır değişimler başladı. Özetle cep telefonları kendi dilini oluşturdu
diyebiliriz. Bu dilin pratik oluşu, iletişimi kolaylaştırması özellikle
gençlerin ilgisine yol açtı. Mesajlaşma şeklinde iletişim kurarken kısa
cümlelerle kendinizi ifade etmeniz işin inceliklerinden. Adeta bir meziyet de
denebilir. Geçmiş hafızamı zorladığımda kız arkadaşımdan aldığım ilk mesajı bu
işlerde uzman bir arkadaşıma okutmak zorunda kalmıştım. Elbette ki bana gönderilen
mesajda Türkçe karakterler vardı. Ancak o dilin artık Türkçe olduğunu söylemek,
kendi dilimize karşı haksızlık etmek olur. Sadece Türkçe için geçerli bir durum
değil, İngilizce içinde aynı durum geçerlidir. Kısaca yeni bir dil oluştu, o
dilin adına bazıları mesaj dili, bazıları Messenger dili de diyor. Giderek
değişen iletişim biçimlerimiz beraberinde yeni ve karmaşık sorunları getirdi.
Öncelikle ilk safhada iletişim kurmak isterken, aslında derin bir iletişememe
durumuna sürüklendik. Yani örneğin; yıllardır eski tarz diyalog yöntemlerine
alışan insanlar mesajlaştıkları dostları ile anlaşamama problemi ile karşı
kaşıya geldiler. Mimiklerden, hatta ses tonundan uzak olan bu yöntem doğal
olarak yanlış anlaşılmalara da açıktır. “Slm, NBR, MRB, AS” bahsi geçen kısaltmalardan bazılarıdır.
Özellikle bazı kısaltmaların tahrik gücünün yüksek olduğunu söylemenin
sakıncası yok. Telefonların gelişimi çok önemli bir sıçramaya neden oldu, o
yüzden unuttuğumuz bu değişimleri göz önünde tutmak durumundayız. Eskinin
romantik dünyası yerini tamamı ile mekanik ve kar hırsı üzerine kendini var
eden dünya ile değişmiş durumda. Elbette 20yy’ da kapitalizm hakimdi ve aynı
dürtüler vardı. Ancak 21.yy patlama noktası bir big bang olduğu yadsınamaz bir
gerçektir.
SOSYAL
MEDYANIN GELİŞİMİ CİN ŞİŞEDEN ÇIKIYOR:
İnternetin ülkemizdeki yayılımı cep telefonları ve
bilgisayarlar ile birlikte doğrusal bir şekilde gelişmiştir. Özellikle
çevirmeli bağlantıların ortadan kalkması bu gelişimi hızlandıran bir etki
yaratmıştır. ADSL sisteminin hızlı oluşu, insanları bu hizmeti sağlayan firmaya
ve modemlere akın etmelerine sebep oldu. İnternetin gelişimi dünya çapında da
büyük değişimlere yol açtı. Bu değişimin başında sosyal medyanın ortaya çıkışı
vardır. İlkin MSN programı büyük sükse yaparken (Bir paylaşım ortamı değil
iletişim kurmak ve görüntülü konuşma imkanı sağlayan program) sonraları
paylaşım sitesi Facebook’un gelişmesi ile birlikte MSN önemini kaybetti. Bu
program bugünlerde yerini Skype adlı programa bırakmış durumdadır. Facebook mucizevi
bir etki yarattı insanların hayatlarında.
Bir öğrencinin sosyalleşebilmek uğruna geliştirdiği bu ortam İngiltere
ve Amerika da durdurulamaz biçimde yayıldı. Facebook sayesinde tanımadığınız
pek çok insana ulaşma imkanı buluyor, görüntülü sohbet olanağına da sahip
olabiliyorsunuz. Bir iletişim devriminden bu açıdan baktığınızda söz etmek
yanlış olmayacaktır. Unutmadan internet mecrasında bu gelişmeler yaşanırken
telefonlar akıllanıyor, fotoğraf, video çekebilen ve internete bağlanabilen
araçlar haline geliyorlardı. Facebook’un gelişimi bu aracı kullanma yolundaki
eksiklerimizi de beraberinde getirdi. Cep telefonlarında mesajlaşırken
yaşadığımız sorunlara benzeyen problemler yaşandı. Globalizmin nimetlerini
çılgınca tüketirken bizden götürdüklerini göz ardı ediyorduk. Sosyal ortamda
paylaşılan fotoğrafların herkese açık oluşu özel hayatın gizliliği problemini
de beraberinde getirdi. Geçmişten gelen alışkanlıkların çoğu yenileri ile
değişti. Faaliyet yürüttüğü toplumların kültürel özelliklerini göz ardı ederek
yayıldı ve tehlikeli bir silaha dönüştü. Kimliğini tanıyamadığımız insanlar,
belki de katillerle bilmeden diyalog haline geçtik. Sosyal ortamın internetteki
gelişimi kriminal vakıalarla sınırlı değildir. Bireyler üzerinde olumsuz
denebilecek etkisi çok fazladır. İnsanlarda özellikle bilinçli bir şekilde algı
yanılsaması yapılmıştır. Bu manipülasyonun adı iletişimin kuvvetlendiği
yönündedir. Sık konuşmak, sık mesajlaşmak ya da saat başı sosyal ortamlarda
fotoğraf paylaşmak iletişimin güçlendiğinin bir göstergesi olamaz. Aslında
tersine bir etki söz konusudur iletişim giderek kalitesizleşmektedir.
Konuşmalar hep aynı sorunlar ve hep aynı kişisel hezeyanlar çerçevesinde
geçmektedir. Aslında ülkemizin üzerinde bulunduğu gerçeğe bakacak olursak,
cinsiyetler arası iletişimsizliği sosyal ortam üzerinden çözme gayretimiz
felaketle sonuçlandı diyebiliriz. Sosyolojik olarak toplumsal bir dönüşüme
girmiş bulunmaktayız. Son dönemlerde bu dönüşümün keskin ve ağır sonuçlarını
yaşıyoruz. Kadın ve Erkek iletişimini alabildiğine zayıflatıyoruz. Bu durum
yeni katilleri üretmemizi kolaylaştırıyor. İletişim kurmayan birey yalnız
kalıyor. Yalnızlık ağır psikolojik sorunları beraberinde getiriyor. Deva olarak
önümüze konulan sosyal ortamların deva olmadığı bir gerçektir. Ülkemizde her geçen yıl depresyon
rahatsızlığı geçiren insan sayısı artmaktadır. Genç nüfusta antidepresan
kullanımı rekor düzeydedir. Aslına bakarsanız çözüm basit; unutulan
alışkanlıkları geri getirmek zorundayız. Bir gerçeği çözümden önce atlamamak
gerek; sosyal ortamda arkadaşlık sayısı artan insanların giderek daha çok a
sosyalleştiği bunun kaçınılmaz bir sonuç olduğu gerçeği. Tiyatro alışkanlığı,
hatta naif bir gelenek kız arkadaşınızla pastaneye gidip güllaç yemek, topluca
pikniğe gidip top oynamak ve aslında en önemlisi sahile karşı Elele tutuşup kız
arkadaşınızla yürümek. Bu sıralanan çözüm önerileri, komik gibi gözükebilir
ancak AVM ve Sosyal medya ikilemi arasına sıkışan bireylerin acı çektiği
sonucunu değiştirmeyecektir.
YAKLAŞAN
FELAKET:
Toplumumuzun giderek derin krizlerin içine girdiğini
görüyoruz. Bu yaşanan sorunların tek suçlusu internettir demek büyük yanlışlık
olacaktır. Doğru kullanıldığında ve sadece internet mecrasındaki sosyal
ortamlarda sosyalleşen bireylerin değil, reel hayatta da sosyal olan kişilerin
elinde bireyi geliştiren özelliklere sahiptir bu mecralar. Şimdi başlıca bu
ortamların neler olduğunu sıralayalım: “ Facebook, Twitter, Hangouts, Meet me,
WhatsApp, Instagram” başlıca sosyal ortamlardandır. Adlarını dahi bilmediğimiz
pek çok program ve alan mevcuttur. Bu programların içinde en çok dikkat çekeni
Instagram’ dır. İnsanlar bu mecradan fotoğraflarını dünyanın herhangi bir
yerindeki kişiye ulaştırmaktadır. Günümüzde fotoğraf sanatsal ya da hatıraları
kaydetme işlevinden çok bir iletişim biçimi halini almıştır. Pek çok mesajı
kişiler çektikleri fotoğraf yolu ile insanlara ulaştırmaktadır. Özetle cin
şişeden çıkmıştır. Tabiri yerinde ise soytarılık ve geri-zekalılaşmaya doğru
gidilmektedir. Toplumunun örgütlenme kanalları bireyin şahsi zevkleri üzerinden
yok edilmektedir.
Örgütlü iletişim kanalları ve sisteme karşı üretilebilecek
yeni iletişim yolları bireyin narsizmi kaşınarak yok edilmektedir. Fotoğraf
kimliğini yitirmiş boş bir görüntüye indirgenmiştir. Örneklendirmek gerekirse;
sözde ünlü kişilerin saksı pozları vermesi, ünlü olmasına gerek yok popüler
olmayan kişilerin dahi tuvalette ya da sürekli dudak büzerek verdikleri pozlar
klasik narsist bir hastanın kanımca ileri evreleridir. Kadınlar özellikle bu
vahim değişimin gerçek mağdurlarıdır. Erkeklerde aynı yönelim elbette ki
vardır. Son model arabanın içerisinde vücut bulan bir kişilik, bu araba ile
çekilen sık fotoğraflar ve paylaşımlar erkekleri düşülen bu durumdan
kurtarmıyor. Sanki bu adam bir Jip ya da son model bir araçla evli ve sanki
onların çocukları bir minicoper olacakmış gibi davranan insanlara şaşmamak
gerek. Aslında gördüğünüz tablo erkeğin metalaşma sürecidir. Toplumda paran
kadar aşk ve cinsellik oligarşisinin oluştuğunun bir yansımasıdır. Saat,
kıyafet ve cüzdan erkeğin üç silahşörüdür diyebiliriz. Boşuna hayıflanmayın
iletişim bir toplumun aslında yaşam damarıdır. İletişim bozulduğunda makro
düzeyden, mikroya doğru derin bozulmalar görülecektir. Facebook, Instagram
fotoğraf çöplüğüne dönmüş durumdadır. Unutulmamalı ki çekilen bu fotoğrafların
maddi herhangi bir değeri yoktur. Yani geçmişte çekilen siyah beyaz
fotoğrafların taşıdığı manevi değere sahip değillerdir. Renkli fotoğraflarında
aynı derecede derinliği vardır. Günümüz insanı içi boşaltılmış rafine durumlara
alışmış artık. Göründüğü gibi ahlak ya da diğer değerlerde çok umurumuzda
değil. Cinsellik dahi konsantre olmuş durumda. Yani gelecekte bedensel
birleşmenin dahi tehlike altında olduğunu düşünenlerdenim. Gidilen noktaya
bakıldığında belli bir zümre bu nimetlerden faydalanacak gibi görünüyor. Parası
olmayan adama işte sana da kurduğumuz özel internet siteleri var denecektir.
Belki daha vahimi fakir ailelerin erkekleri iğdiş edilecek, güzelliğinde şüphe
duyulan kadınlar sünnet edilecektir. Bu korkutucu gelecek tahayyüllerinin
başlıca sorumlusu sosyal medya maymunlarıdır. Bir kadın adeta sürekli çektiği
fotoğraflarla Pr (Puplic relations) halkla ilişkiler çalışması yapmaktadır.
Bununla birlikte korkunç bir megolaman doğmaktadır. Bir insan neden sürekli
kendisini çeker? Doğa, tarih ve pek çok güzellik yanı başında dururken neden
sadece kendisine bakar? Narkisos'un hikayesine ne kadar çok benziyor. Sonuç
olarak iletişime kapalı ancak insanlarla fazlası ile iletişime geçtiğini sanan
güdük bir insan prototipi ortaya çıkıyor. İnsanlar birbirlerini ekliyor,
kendini tanıtmadan bu özel alanı rahatlıkla kullanabileceğini sanıyor. Erkek ya
da kadın fark etmiyor. Bu mecraların
amacı tanımadığınız insanlara ulaşmak ve konuşabilmekti. Son gelinen noktada
gerekli ayarlamalarla dış dünyaya kapanıyorsunuz. O zaman bu mecraların gerekliliği
sorgulanmalıdır. Kişisel bilgilerimiz erk sahipleri tarafından rahatlıkla kayıt
altına alınabilir ve kolay bir biçimde bize karşı kullanılabilir. Yani özetle
yeni insanlar tanıyamadığınız ve iletişime geçemediğiniz bir ortamın varlığını
ciddi biçimde sorgulamalıyız. Özgürlükleri sınırlayan vahim bazı uygulamalardan
kaçınmalıyız. İnsanlar çocukken kadın ve erkek olarak oyunlar
oynayabiliyorlardı. Şuan bu durumda tehlike altındadır. Bu yüzden açıktır ki
felakete doğru gidilmektedir. Kesilen kafaların, tecavüze uğrayan kadınların
sorumlusu yaratılan bu iletişim karşıtı sistemdir. Kadın ve Erkeğin arasının
açılması cinselliğin halen tabu sayılması, eleştirdiğimiz egosu yüksek insan
formunu karşımıza çıkarmaktadır. Felaket giderek büyüyor ve aslında büyümeye de
devam edecektir. Bu durumu önlemenin basit ama zor olan yolları var. Paylaşmayı
öğrenmek zorundayız ve tabi sevmeyi de aksi takdirde sadece kendimizi sever ve
yalnızca kendimizi fotoğraflamaktan öteye geçemeyiz.
Not: Yazıya ilham kaynağı olan değerli hoca İrfan
Erdoğan’a teşekkürler.



Yorumlar
Yorum Gönder