Kırmızı kapının hemen ardındayım. Kendimce saklanıyorum
diğer renklerden. Yavru bir kediye benziyorum sanki uzaktan bakıldığında.
Birkaç adım atıyorum ahşap parkeler gıcırdıyor, karşımda tanımadığım bir sürü
renkte balık, aklımla sanki akvaryumdayım. Dürüst bir fahişenin omuzlarıma
dokunması gibi japon balığı Abbas'ın bakışları. Sonra birden yokluyorum sol
gömlek cebimi anlıyorum ki sigarasız kalmışım. Sözde bağımlılardanım, hayatımda
öyle değil mi zaten? Sözde aşklar, sözde bedenler, kimsesiz yataklardayım.
Belim ağrımış bu yatak ortopedik değilmiş. Kokusu sinmiş tenime, kusuyorum
tanımadığım lavabonun utangaçlığına kusuyorum. Aslında size küçük bir sır
vereyim ben asla kusmam. Aslına bakarsan kustuğum içimdeki 7 cüceler ve pamuk prenses korkunç
çığlıklar atarak yuvarlanıyorlar lavabonun içinden.
Açıldı kırmızı kapı, kalbim yerinden çıkacak gibi
aşık mıyım nedir? Kaç zamandır heyecandan çişim gelmiyor bir kadını gördüğümde.
Usulca atıyorum yorgun bedenimi soğuk havaya, üşümeyi özledik, it gibi
titremeyi özledik. Nedir bu vıcık vıcık sıcak hava? Küresel ısınma demişler
çevreyi kirletmenin adına. Yanımdaki (O.Ç) yere tükürürken, yeşil
suratlı tek enayi benmişim gibi geliyor. Kaldırımda adımlarken botlarıma bakıp
sırıtıyorum. Edebi şımarıklık seninki adamım, yanımdan geçiyor tanımadığım bir
kadın. Uzun uzun bakıyor geçerken. Korkma yaklaş kendini anlat bana kaçırıp
organlarını satmayacağım söz veriyorum.
Büyük bir kilit var karşımda. Toplumsal kilit koydum
adını, kilit açılana kadar 25 kilo veriyorsun. Sonunda bir deri bir kemik
kalmak var. Elimde Bukowski kadınlar kilidin anahtarı bu kitap moruk. Ensemde
nefesinin sıcaklığı, toplumsal zırvalıklar arkamızda kalıyor. Teri damlıyor
çeneme; kaloriferleri kapattık, camlar buğulu yeni bir ısınma şekli icat
etmenin mutluluğu bizimkisi. Dışarıda kahkahalar atıyor çocuksu kar taneleri. Evet,
tek derdiydi memleketin sex. Ne yakıştı ki sana; küfür etmek, kahkahalar atarak gülmek, sevdiğin kadına herkesin içinde şaplak atmak, dersten kaçmak, içki
içmek, gömleği ilikledim boğazıma kadar. Şimdi daha çok ahlaklıyım. Hep sanırlar
ya lisede kravatı boğazına kadar çektiğinde adam olursun. Ne kravatlar ne
boğazlar gördük, sağ olsun hepsi ahlaklı ve sonuna kadar düzdüler para
kasalarını.
Kayalıklar keskindir, falezler çağırır üzgün ruhları
can yakan kollarına. İntiharın sesidir duyduğun, çok ayıplama kendini boşluğa
bırakanları. Denizin dayanılmaz melodisidir insanları çağıran. Uyanmam gerek
bugün okul var. Derse girmeliyim onun dudaklarında. Parmak kaldırıp sorular
sormalıyım. Sırtından beline doğru süzülen ter damlası senin için ne ifade
eder? Çocukken hani hep dinlerdik kurşun askerin hikayesini, şimdi nerelerdesin
kurşun asker? Duydun mu? Kaydetmemiş beni akıllı telefonuna, sarılmamış belime,
dokunmamış ruhuma küçük parmaklarıyla, dolaşmamış evimde çıplak ayakla.
Yine kırmızı küçük kapı: Karşımda kırmızı kapı! Saklanıyorum,
ben ben 5 yaşındayım. Soruyorlar ne yapıyorsun orada. Saklanıyorum insanlardan,
kötü cinlerden, ağzından ateş saçan ejderhalardan. Pamuktan kollar uzanırken
minik ellerime, gözlerimi buğular sarıyor, mesele daha iyi şımarmakta. Kilit
açılıyor sonsuz yol çizgileri ardımda kalırken. Yanaklarım sıcaktan kızarıyor
ve soruyorum anneme…………………… anne: Acının sıcaklığı kaç derecedir?
Çağdaş Gökbel aşkı unutmayan ve hala gülümseyebilen insanlara adanmıştır.



Yorumlar
Yorum Gönder