Ana içeriğe atla

YAŞAMAK MI SADECE?

Sedat 20’li yaşlarda yakışıklı bir üniversite öğrencisi idi. Başarılı notları ile okulunda gelecek vadeden, çevresine karşı duyarlı, çoğu genç kızın etkileneceği bir kişilik yapısına sahipti. Oysa kimileri için ideal bir karakter profili çizen bu genç, çok sevdiği sosyoloji dersi hocası Mehmet bey ile aşk yaşamaktaydı. Bu durumu ne mensubu olduğu toplum nede içerisinde yer aldığı sosyalist örgütün yüce değerleri kaldırabilirdi. Sedat’ın atladığı bir gerçek vardı oda hiçbir şeyin gizli kalamayacağıydı. Hocası ile birlikte soruşturmalar geçirdi, ilk önce mensubu olduğu örgüt onu dışladı, her sabah evinden okula gitmek için çıktığında bütün kirli parmaklar onun yüzünü işaretliyordu sanki.
Güneş ufuktan kollarını nazikçe evin bahçesine doğru uzatıyordu. Kuşlar uyanmakta tereddüt ederken bir anda iki el silah sesi duyuldu. Sedat ve Mehmet el ele tutuşmuş kanlar içerisinde yerde yatıyordu. Kuşlar sözleşmişlercesine çığlığı basıyor, doğaya acı çığlıklarla ölümü haber veriyorlardı.
   Yıllardır kronikleşen sorunlarımız yukarıda anlatılanlardan sadece birini içermekte. Mağdur olmayan mağdurlar yaratıldı ülkemizde. Tecavüze uğrayan kadının çığlığı ya ölümle ya da akrabalarının şehvet çığlıkları altında bastırıldı. Ateist görüldüğü yerde ezildi. Sosyalistler işçileri uyandıracak korkusuyla zindanlara atıldı. Eşcinseller halen yaşadıkları kabul dahi edilmeyen görmezden gelinen ve bedenlerinden fayda sağlanan bir grup olarak yaşamaya devam etmekte. Genel evlerinde sessiz çığlıklar yükseliyor. Kadınlar birbirlerine yönelik düşmanca tavır takınmaya devam ediyor. Küçük bir çocuk renkli uçurtmasını gökyüzüne özgürce gönderirken birileri uçurtmayı düşürme planları yapıyor. Herkes yaşıyor bir şekilde, insanın karnı doyuyor ve çoğalıyor. Peki faşizmin böylesine hayatın her alanına sızdığı ve hoşgörünün yerini kine, nefrete bıraktığı bir toplumda mesele yaşamak mı sadece?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KİMSESİZLER TRAGEDYASI

Buralarda Sonbahar sokakları derler yalnız ve karanlık köşelere. Ellerim ceplerimde ve karşımda Cihat etmeye hazır suratlar. Fanatizmi yenemediğimiz saatleri devirirken aklım, kediler çığlık çığlığa  mırıldanırken ve  kesinlikle havada sex kokarken, ruhumu mengeneyle sıkan baskıya rağmen bağırarak şarkı söylüyorum. Yürümek düşünmesini bilen insanın tek silahıdır. Toplumlarımız karanlık çağın ağırlığı altında ezilirken, insanın belki de son sığınağı bilmediği bir boşluğa yürümektir. Bir erkeğin kalbi olmamalıdır, doğuştan yasaklıdır ona ağlamak. Travması hep ağırdır erkeğin. Emin olmalı birileri artık erkek kediler, erkek insanlardan özgürdür. Şehir insanın ruhuna küstüğünde, kent kollarını sadece paraya açarken, beş parasız bir meczup saçlarını okşatamadığı anların intikamını yıldızlardan çıkarıyor. Orta doğu sokakları kan, gözyaşı ve tecavüz. Büyük babalar böyle istedi diye kilit vurduk dudaklarımıza, inanç belledik insan öldürmeyi. Boğaza kadar fanatizme battık. Kitles...

KÜÇÜK ADAMIN HİKAYESİ

INTRO Daha önce hiç tanımadığım bir tat dilimin ucundaki. “Yeni mi çıkarmışlar bu dondurmayı?” gülümsüyor, çok eğleniyor, damağımdaki tadın yarattığı şaşkınlıkla eğleniyor. Sucuk gibi terlemişim, topun peşinde koşmaktan. Babam hep bu komik deyimi kullanırdı, belki de beni kırmak yerine güldürmeyi tercih ederdi. Küçük kız yanındaki erkek çocuğuyla uzaklara dalıyor ve gülümsüyordu, gündüz vakti kendini gösteren Ay’a bakarak. Şimdi karanlığı geçtik, şimdi intronun sonuna yaklaşırken Elele tutuşup dünyanın ekseninde dönüyorduk. Şimdi dünya bizdik, sarıldık! Ayrılmayı yediremedik! Sustuk! Ve gülmedik… PEMBE PLASTİK TOP Kahvaltının sonuna gelirken gözüm heyecanla dışarıdaydı. Bu durumu kimseye çaktırmak istemezsin özellikle evdekilere. Ama anne ve baba her şeyi bilir ve hisseder. Gelen arkadaşın ardından hızla çıkılır evden. Annenin tüm uyarılarından kaçabilmenin tek yolu hızla ayakkabıları giyip uzaklaşmaktır. Dün patlayan topun yerine pembe plastik bir top gelmiştir. Çok güldü...

EROS VE UYGARLIK

Modern dünya; hepimizin yaşadığı, elektronik ağlarla çevrili ve bir bölümü tamamı ile çöplüğe dönmüş olan uygar gezegenimize verdiğimiz bir ad. Yaşadığımız hayat, buharlı makinelerin ardından insanlığın kendi yarattığı metaların kontrolüne girdiği, duygu dünyasının, düşünce ve akıl eksenin büyük oranda ters düz olduğu muazzam bir yapay zeka medeniyeti. Korkmayın bu yazı bir filmin senaryosundan ya da hazırlanmakta olan bir belgeselden alınmamıştır. İdeoloji; kimine göre korkutucu, kimine göre var olduğu yaşama yönelik olarak geliştirdiği düşünüş biçimi ve bazı sığ düşünürlere göre ideoloji komünizm anlamına gelmektedir. Küçük bir not; yaşadığımız yüzyılda herkes kendisini önemli bir düşünür sanmaktadır. İdeoloji; çevremizde bulunan her an ve her dakika gördüğümüz ve yaşadığımız sistemin aslında ta kendisidir. Reklam panoları, büyük alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları, yazılı ve görsel medyada yer alan mesajlar özetle zihnimize aktarılan her çeşit bilgi ideolojidir. Birey, ...