Ana içeriğe atla

GEÇ GELEN GÖÇ

İnsanlığın ilkel dönemleri toprağı keşfetmesi ile birlikte sona ermiştir. Toprağa olan bağlılığın artması ve özel mülkiyetin ortaya çıkması, sınıflı toplum yapılarının oluşmasına neden oldu. İleri işleyim toplumuna doğru ilerlerken, kendi türünden olan canlıya karşı insan acımasız savaşlar verdi. Mülk edinmenin yarattığı doyumsuzluk sürekli tekrarlanan korku filmlerinin sahnelenmesine neden oldu. Elbette kocaman bir uygarlık tarihini bir sayfalık yazıya sığdırmamız zor. Ancak günümüz toplumuna ışık tutabilmesi açısından geçmişi doğru okumak büyük bir önem arz etmektedir. Feodal toplumlar toprağa büyük oranda bağımlı toplumlardır. Serflik kölelik düzeni olmasına karşın, günümüz proleterinin durumu serfin durumundan daha üstün değildir. Serf efendisi yaşadığı sürece aç kalma tehlikesi ile karşı karşıya gelmez. Ancak proleter sürekli emeğini satmak durumunda olduğundan, işsizlik başının üzerinde sallanan Demokles’in kılıcına benzemektedir. Günümüz insanı maskelenmiş bir köleliğin boyunduruğu altında yaşamaktadır. Eskisine nazaran ortam biraz daha eğlenceli görünmektedir. Paran olduğu kadar cennettesindir. Televizyonlar eğlencenin ucuza indirgenmiş halidir. Antik Roma Cumhuriyet’inde yurttaşların Hande Yener dinlediğini bir göz önüne getirin isterseniz. Komik bir hayal gücüne sahip olduğumuz düşünülebilir ya da güldüğümüz şey yaşadığımızın absürtlüğüne verdiğiniz tepki olabilir. Kölelerin eğlence anlayışları bir hayli değişmiş durumda. Saatlerce çalışmak, hiç durmadan on dört saat çalışmak düşünceye kalan zaman uyku ve boşluğun arasında yok olup gidiyor. Ancak sorun yok son çıkan akıllı telefonu belirli aralıklara bölüp ödeyerek aldığın sürece her şey yolunda. Evrim süreci sona ermiş durumda değil. Zekamızdaki değişimler korkutucu boyutlarda olabilir. Televizyonlar, Neon ışıklarının kuşatması altındaki sokaklarımız, zihinlerimize sürekli işlenen ama ulaşmakta zorlandığımız cinsellik. Sorun değil porno endüstrisi imdadınıza yetişiyor. Evinizde fazla ücret ödemeden içerisinde yer almadığınız bir heyecanın esiri oluyorsunuz nasılsa. Emeği yüceltmeye gerek yok proleterler pisliktir. Namus nostaljik bir kavram, ancak halen kullanılması gereken etkili bir silah. Birilerinin cebinden çaldığınız sürece sorun yok, namus sadece bacak arasında çalışan bir denetim mekanizması. Bir fabrika düşünün, iş kazası sonucu bir işçi yaşamını yitiriyor. Arkadaşları ölen işçiyi umursamadan çalışmaya devam ediyor. Bu hikaye tamamı ile gerçektir. Kanınız donmasın işçiler aldıkları zırt marka telefondan tanımadıkları seksi bir kadınla yazışmakla meşguller. Böylesi bir dünya da Roma İmparatoru olamamak ne acı. Sadece Telefonlar veya gelişmiş iletişim araçları mı insanları köleleştirmekte elbette hayır. İlaç endüstrisi ile kafa kafaya vermiş bir sektör gıda ve tarım endüstrisi zekalarımızla alay etmekteler. Genetiği ile oynanmış meyveler ah tanrım, korkuyorum bir gün vücudumun bir yerinden yeni bir memeye sahip olacağım diye. Hormonlar, üretimi arttırmak için yapılan hileler, zombi tavuklar ve kırmızı etler. Bakın etrafınızda dolaşan bir yığın zombiye, çıldırmış gibiler antibiyotik verilmiş tavuklara benziyorlar. Muhakeme yetileri kalmamış durumda. Feodalizmi yıkıp modern dünyanın insanını yarattık şehirlerde. Modern dünyanın zombilerini. Göç etmeye devam ediyoruz, çıldırmışçasına şehirlere akın ediyoruz. Sokaklar eskisi kadar güvenli değil, Sovyetler birliği yıkıldı diye dans edip şarkı söylerken, birilerinin yeniden hortlattığı Nazilerle bugün başımız belada. Yine o çok akıllı iletişim araçlarımızdan, kamyona doldurulan, kafaları kesilen insanları izliyoruz. İnsanlık adına durum pek iç açıcı değil. Deney farelerine dönüşmüş durumdayız. Ne yediğimiz belli değil. Kullandığımız ilaçlar sözde iyi ediyor ancak her an bir yerden patlak verebiliriz. İleri İşleyim toplumu zeka evrimini robotlaşma lehine çevirmiş durumda. Mekanize edilen insanlığın tek çıkış yolu doğaya geri dönmesidir. Yeniden ekmeyi ve yeniden canlılarla barışmayı öğrenmek zorundayız. Yeni ve daha sağlıklı bir göç yoluna ihtiyacımız var. Kuşatıldığımız betondan bozma kalelerin artık tutsağı olmamalıyız ve derelerimiz özgür akmalı ve çocuklarımız balı yapan arının başını okşamak zorunda. Aksi taktirde hepimiz geç gelen göçün mağdurlarıyız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEĞERSE AŞK...

Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu. Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar. Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime,  arsızlığımda  saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda. Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda.                                        ...

BİR ŞEYLER VE ÇOK ŞEYLER

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." (Sisifos Söyleni-Albert Camus)                 Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olan yazarlardan bir tanesidir Albert Camus. Felsefeyi edebiyatla özdeşleştirmeyi seven, başkaldırının devinimi içerisinde sessizce ilerleyen ender insanlardan. Günümüz dünyasına bakarken, bize göremediğimiz pek çok ayrıntıyı gösterecektir Camus. Geriye gidişimizin temelleri bir yüzyıl öncesinde atılmaya başlanmıştır. İkinci dünya savaşı bu manada milat olmuştur. Hz.İsanın doğumunun takvimlere olan yansıması ile ilgilenmiyorum. Nazilerin yarattığı insan ötesi bir başkaldırı ile ilgilenmek zorunda olduğumuzu düşünenlerdenim. 1945 ve savaş sonrası dönem gerçek bir savaşımın yeni başladığını bizlere kanıtlayan örneklerle dolu. Evrimsel sürecimizin üst skalasında insanlığın nihai erginliğine ulaştığını d...

KARANLIĞIN SONUNDA

Güneş süzülürken uğur böceklerimin kanatlarının arasından, seni soruyorum dudaklarımı öpen rüzgara. Penceremden eğilip kedilerimi gözetliyorum, oyun derdinde ikisi de her şey yolunda. Geceden kalma son izleri de silebilmek için banyoda buluyorum kurtuluşu. Çıplaklığım da arıyorum unuttuğum merhametin huzursuz izlerini. Kalp atışlarımı düzene soktuktan sonra çıkıyorum. Kahvaltı ritüeli için masaya oturup çayımı yudumluyorum. Onu düşünüyorum, mesajını görüyorum ışıklı ekranın camından, boynumda nefesinin dolaştığını hisseder gibiyim tebessüm ediyorum... Telefonda duyuyorum sesini çağırıyorsun. Düşünmeden çıkıyorum, ponponlu bereyi ıslak saçlarıma örtü yapıyorum. Üşümüyorum, ruhum titrerken adımlıyorum yorgun kaldırımları. Şimdi o tek başına ve biz iki kişi. O işleri iyi yapıyor, biz biraz yarım… Siz hiç bulutları takip ettiniz mi? Şimdi gökyüzünde hiç bulut yok. Sıkıntı çöktükçe uzaklaşıyorum kendimden. Yanımda yürürken göz ucuyla izliyorum saçlarını. Zaman aleyhime işlerken,...