Ana içeriğe atla

ERK OLMAK YA DA OLMAMAK

Yıllardır sorarlar insanlar birbirlerine, aslında pek sordukları ve sorguladıkları durumunun nedenini bilmeden. Bende yıllardır sebepli sebepsiz pek çok şeyi kendime ya da başkalarına sorar dururum. Çevreme dair fazlası ile yorum yapma yetkinliğine sahip biri olarak görmüyorum kendimi. Çünkü ziyadesi ile kendimle uğraşarak öldürüyorum zamanı. Kısacası zor bir karakterim, dışarıda insanların gördüğünden farklı kıskanç, bazen parçalı bulutlu ve bazen de fırtınalı bir ruha sahibim. Edebiyat insanın ruhunu estetik hale getirirken, diğer yandan içinden çıkılamaz paradokslara sürüklüyor. Gülmek eylemini gerçekleştirirken bir anda ağlamak gibi paradoksal bir durumu doğuruveriyor. Haddinden fazla ergence görünebilir bu durum ve sanırım büyük şairler, romancılar her an doğum yapacak bir kadın misali bakarlar dünyaya. Bu yüzden ikili ilişkilerinde çekilmez ve bayağıdırlar. Olumlu yanları ağır gelse de olumsuzlukları da en az onlar kadar ağır ve fırtınalı olur. Kim ne bekliyor bu hayattan diye sorulduğunda, cevabım pek basit oluyor. Bizler bu hayattan çok şey bekleyemeyiz. Birileri kaderlerimizi ve geleceğimizi çoktan yazmıştır. Aşırı kaderci ve mistik mi oldu? Bence az bile oldu. Bireyin şu koca ve apansız sistemde gedik açması için şiir ve duygu şarttır. İnsan ancak âşık oldukça ve savaştıkça insan olabilir. Kimileri gözlerimde taşıdığım hüzünden kaçıyor kimileri huysuzluğumdan. Becerilemeyen bir şey varsa oda makbul insan olabilmekte. Neye taptığınız önemli değil yeter ki tapının. Kimi ne şekilde sevdiğiniz önemli değil yeter ki sevişmeyi bilin! Sakın ama sakın 19.yüzyıl yöntemleri ile kadın tavlamaya kalkışmayın ardınızdan sadece kırgınlıklarınızı toplarlar! Mektup yazmayın, kaba olun Dostoyevski aşkını kanlı kâğıtlara yazdı diye, modern dünya da romantizm taslamayın, kısacası mekanik olun. Kadın değerli değildir olmamıştır. Otoriter olun unutmayın kadınlar erk olan erkeği sever, erki elinde tutan erkeğin etrafında kümelenirler.
   Şimdi aklınıza geçmişiniz geliyor değil mi? Çocukluğunuzdaki ben! oyuncak arabalar ve kendi hayal dünyanızdaki arkadaşlarınız. Hepsi silindi ve o yüzden bugün çift maskeyle sokakları dolduruyorsunuz. Herkesin yarattığı bir ütopya vardır. Benimkinde şiirler ve sokak dansları var. Daha iyi bir dünya da görüşmek dileğiyle.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEĞERSE AŞK...

Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu. Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar. Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime,  arsızlığımda  saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda. Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda.                                        ...

BİR ŞEYLER VE ÇOK ŞEYLER

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." (Sisifos Söyleni-Albert Camus)                 Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olan yazarlardan bir tanesidir Albert Camus. Felsefeyi edebiyatla özdeşleştirmeyi seven, başkaldırının devinimi içerisinde sessizce ilerleyen ender insanlardan. Günümüz dünyasına bakarken, bize göremediğimiz pek çok ayrıntıyı gösterecektir Camus. Geriye gidişimizin temelleri bir yüzyıl öncesinde atılmaya başlanmıştır. İkinci dünya savaşı bu manada milat olmuştur. Hz.İsanın doğumunun takvimlere olan yansıması ile ilgilenmiyorum. Nazilerin yarattığı insan ötesi bir başkaldırı ile ilgilenmek zorunda olduğumuzu düşünenlerdenim. 1945 ve savaş sonrası dönem gerçek bir savaşımın yeni başladığını bizlere kanıtlayan örneklerle dolu. Evrimsel sürecimizin üst skalasında insanlığın nihai erginliğine ulaştığını d...

KARANLIĞIN SONUNDA

Güneş süzülürken uğur böceklerimin kanatlarının arasından, seni soruyorum dudaklarımı öpen rüzgara. Penceremden eğilip kedilerimi gözetliyorum, oyun derdinde ikisi de her şey yolunda. Geceden kalma son izleri de silebilmek için banyoda buluyorum kurtuluşu. Çıplaklığım da arıyorum unuttuğum merhametin huzursuz izlerini. Kalp atışlarımı düzene soktuktan sonra çıkıyorum. Kahvaltı ritüeli için masaya oturup çayımı yudumluyorum. Onu düşünüyorum, mesajını görüyorum ışıklı ekranın camından, boynumda nefesinin dolaştığını hisseder gibiyim tebessüm ediyorum... Telefonda duyuyorum sesini çağırıyorsun. Düşünmeden çıkıyorum, ponponlu bereyi ıslak saçlarıma örtü yapıyorum. Üşümüyorum, ruhum titrerken adımlıyorum yorgun kaldırımları. Şimdi o tek başına ve biz iki kişi. O işleri iyi yapıyor, biz biraz yarım… Siz hiç bulutları takip ettiniz mi? Şimdi gökyüzünde hiç bulut yok. Sıkıntı çöktükçe uzaklaşıyorum kendimden. Yanımda yürürken göz ucuyla izliyorum saçlarını. Zaman aleyhime işlerken,...