Ana içeriğe atla

Kayıtlar

HİÇ KİMSE İÇİN YAZILDI

Yüz yıllardır yaşar insan. Okuduğu kitapların toplamıdır hayatı. Okudukça büyütür mutsuzluğu. Kadın olarak ya da erkek olarak gelmiştir dünyaya.  Hangi tarafta olmak caziptir bilinmez, kah erkek, kah kadın olmak iyidir. Birde hep ikisi olmak isteyenler vardır. Onlar çaresiz karmaşıklardır. Mafya filmini andırıyor bizim buralarda yaşamak. Masaya bırakmalısın silahlarını, yenmek için karşı tarafı. Zevki sefa için. Pek tabi parayla dönüyor bu çaresiz dünya. Sesler yükseliyor, silahlar kuşanılıyor mutsuzlar ordusu; adının önemi yok terör deyiver her şeyin bir nedeni var nasılsa? Duygu Katliamına Doğru… Çevresi dikenli tellerle sarılı adım atsa kollarına ya da yüzüne batacak. Düşünen adamlar sessiz. Mekanik ilişkilerin evreninde duygulara asla yer yok. Şiir bilmeyen, Edebiyat öğrencisi gibisin. Edip Cansever’i sevmeyen şair gibi cahil, Turgut Uyar kim diyebilecek kadar küstah bir kadın kadar yoksun ruhun. Batan dikenlerin acısını hissedemeyecek kadar afyonlu bugünün bedenleri. ...

ACININ SICAKLIĞI KAÇ DERECEDİR?

Kırmızı kapının hemen ardındayım. Kendimce saklanıyorum diğer renklerden. Yavru bir kediye benziyorum sanki uzaktan bakıldığında. Birkaç adım atıyorum ahşap parkeler gıcırdıyor, karşımda tanımadığım bir sürü renkte balık, aklımla sanki akvaryumdayım. Dürüst bir fahişenin omuzlarıma dokunması gibi japon balığı Abbas'ın bakışları. Sonra birden yokluyorum sol gömlek cebimi anlıyorum ki sigarasız kalmışım. Sözde bağımlılardanım, hayatımda öyle değil mi zaten? Sözde aşklar, sözde bedenler, kimsesiz yataklardayım. Belim ağrımış bu yatak ortopedik değilmiş. Kokusu sinmiş tenime, kusuyorum tanımadığım lavabonun utangaçlığına kusuyorum. Aslında size küçük bir sır vereyim ben asla kusmam. Aslına bakarsan kustuğum içimdeki 7 cüceler ve pamuk prenses korkunç çığlıklar atarak yuvarlanıyorlar lavabonun içinden. Açıldı kırmızı kapı, kalbim yerinden çıkacak gibi aşık mıyım nedir? Kaç zamandır heyecandan çişim gelmiyor bir kadını gördüğümde. Usulca atıyorum yorgun bedenimi soğuk havaya, üş...

12 Yıllık Esaret- (12 Years a slave)

Yaşadığımız sürecin yoğunluğu azaltılmış bir savaş hali olduğunu belirtmekte fayda var. Aslında toplum olarak bir yok oluş evresine girmiş bulunmaktayız. Dili, kültürü ve yaşam şekli kendine ait olmayan deneysel bir halk karması ile karşı karşıyayız. Orta doğu halklarının yaşadıkları karışıklıklara benzeyen yönleri var. Ancak var olan durumun kendine has bazı paradoksları olduğunu unutmamak gerekir. Öncelikle yeni gelen kuşak işgal ve esaret ne demektir bu kavramları bilmemektedir. Öyle destansı mücadeleler vererek kazanmamıştır haklarını. Kendi aralarında yeni iletişim yöntemleri geliştirmişlerdir. Bu yeni yöntemlerden Y kuşağının ara formlarında kalmış bir birey olarak, benimde anlamadığım hususlar olduğunu belirtmek zorundayım. Ülkemizde uygulanan politikaları bir kenara bırakacak olursak, yeni yetişen kuşakların gelecekteki felaketin habercisi olduğunu söylemeliyiz. Elbette politikaları bir kenara iterken  yetişecek olan bireylerin politikanın çarkından geçerek bu hale geldiği...

FOTOĞRAF VE NARSİSİZM

                                  Fotoğraf ve  Narsisizm                  (Sosyal medyanın tahrip gücü yüksek cinleri) Doksanlı yılların sonlarına doğru bilişim teknolojileri ülkemizde inanılmaz bir atılım gerçekleştirdi. Sektörün karşılaştığı sorunların başında yüksek maliyetler geliyordu. Ülkemizde İlk çıkan bilgisayarlara kamu kurumları ya da zengin zümreden kesimler sahip olabiliyordu. Teknolojinin gelişimi ve üretimin giderek artması ile beraber özellikle 2000’li yıllardan sonra cep telefonları ve bilgisayarlar ile tanışma fırsatını yakaladık. Bu zamana dek geliştirdiğimiz iletişim yöntem ve biçimleri giderek tarih olmaya başladı. Hatırlayanlar bilecektir jetonlu telefon dönemlerinden, ceplerimize sığan küçük araçlara geçiş sağlanınca hipnotik bir etki oluştu demek yanlış olmayacaktır. Mektup yerini elektron...

KİMSESİZLER TRAGEDYASI

Buralarda Sonbahar sokakları derler yalnız ve karanlık köşelere. Ellerim ceplerimde ve karşımda Cihat etmeye hazır suratlar. Fanatizmi yenemediğimiz saatleri devirirken aklım, kediler çığlık çığlığa  mırıldanırken ve  kesinlikle havada sex kokarken, ruhumu mengeneyle sıkan baskıya rağmen bağırarak şarkı söylüyorum. Yürümek düşünmesini bilen insanın tek silahıdır. Toplumlarımız karanlık çağın ağırlığı altında ezilirken, insanın belki de son sığınağı bilmediği bir boşluğa yürümektir. Bir erkeğin kalbi olmamalıdır, doğuştan yasaklıdır ona ağlamak. Travması hep ağırdır erkeğin. Emin olmalı birileri artık erkek kediler, erkek insanlardan özgürdür. Şehir insanın ruhuna küstüğünde, kent kollarını sadece paraya açarken, beş parasız bir meczup saçlarını okşatamadığı anların intikamını yıldızlardan çıkarıyor. Orta doğu sokakları kan, gözyaşı ve tecavüz. Büyük babalar böyle istedi diye kilit vurduk dudaklarımıza, inanç belledik insan öldürmeyi. Boğaza kadar fanatizme battık. Kitles...

KUŞATMANIN ORTASINDA BİR EV

“Numan Yılmaz Antalya’nın Muratpaşa ilçesine bağlı Çağlayan mahallesinde kendine özgü yaşam tarzı ile o bölgeden geçen insanların dikkatini çeken bir eve sahip. 74 Yılından beri aynı bölgede oturan Yılmaz o yıllarda Lara ve çevresinin müstakil evlerden ibaret olduğunun altını çiziyor. 2000’li yıllarda başlayan çarpık kentleşmeden ve yoğun yapılaşmadan dert yanan Yılmaz, İnsanımızın doğal yaşama özlem duyduğunu ve beton binaların içerisinde nasıl bir hapis hayatının var olduğunu anlatıyor. Garip görünebilecek bir kuşatma altında Numan Yılmaz. Evi birçok sitenin çemberinin ortasındaki vahaya benziyor. Kendi bahçesinde yetiştirdiği doğal meyve ve sebzeleri ile unuttuğumuz gerçeği bizlere hatırlatıyor.”                    "NUMAN YILMAZ VE ÇAĞDAŞ GÖKBEL BAHÇEDE BİRLİKTELER"  Çevrenizdeki yoğun yapılaşmaya rağmen kendi bahçesi olan bir evde yaşıyorsunuz. Böylesi bir ortamda yaşayabilmek nasıl bir duygu? Aslında böylesi bi...

YAZIN SONUNA DOĞRU BİR SABAH

Hayatın kaç bilinmeyenli bir denklem olduğunu belirlemek benim haddime değil. Sabah saat: 06:10 Arkamda darmadağın bıraktığım insanların, kafamda yarattığı kargaşa ile yürümeye çalışıyorum. İnsan; görmüş olduğumuz canlılar içinde en çekilmez ve karmaşık olanı. Adımlar sıklaşıyor kendimle olan konuşmalarım sertleştikçe, biraz daha vuruyorum haksız yere ruhuma. Çevremdekiler telaşlı işe yetişmek ve biran evvel sömürülüp tekrar yatağa girme derdindeler. Aşk nerede diye soracak oluyor yalnız bir kuş. Yolunu kaybetmiş belli ki oysa bende kaybolmuş, kimsesiz bir kuş misali evin yolunu bulmaya çabalıyorum. Öfke nöbeti yoğun tahrik sonucu bireyin geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Şiddetin ortaya çıkabilmesi için öncelikle bir işaret olması gerekmektedir. Buda şiddetin yine kendisidir. Psikolojik şiddet fiziksel şiddetten daha ağırdır. Biraz tokatlanmak yüzünüzü acıtabilir ya da öğretmeninizin kulağınızı çekmesi de geçici bir acıdır. Ancak psikolojik olarak maruz kalınan şiddetin ge...