Ana içeriğe atla

YAZIN SONUNA DOĞRU BİR SABAH


Hayatın kaç bilinmeyenli bir denklem olduğunu belirlemek benim haddime değil. Sabah saat: 06:10 Arkamda darmadağın bıraktığım insanların, kafamda yarattığı kargaşa ile yürümeye çalışıyorum. İnsan; görmüş olduğumuz canlılar içinde en çekilmez ve karmaşık olanı. Adımlar sıklaşıyor kendimle olan konuşmalarım sertleştikçe, biraz daha vuruyorum haksız yere ruhuma. Çevremdekiler telaşlı işe yetişmek ve biran evvel sömürülüp tekrar yatağa girme derdindeler. Aşk nerede diye soracak oluyor yalnız bir kuş. Yolunu kaybetmiş belli ki oysa bende kaybolmuş, kimsesiz bir kuş misali evin yolunu bulmaya çabalıyorum. Öfke nöbeti yoğun tahrik sonucu bireyin geliştirdiği bir savunma mekanizmasıdır. Şiddetin ortaya çıkabilmesi için öncelikle bir işaret olması gerekmektedir. Buda şiddetin yine kendisidir. Psikolojik şiddet fiziksel şiddetten daha ağırdır. Biraz tokatlanmak yüzünüzü acıtabilir ya da öğretmeninizin kulağınızı çekmesi de geçici bir acıdır. Ancak psikolojik olarak maruz kalınan şiddetin geçebilmesi daha zor ve yorucudur. Acı bazen dilimizde olan bir tat, bazen kalbimizde, bazen de çevremizde. Şehirler giderek yaşama şansımızı azaltırken aslında sabahın bu saatinde yürümek bana yeniden insanlığımı hatırlatıyor. Otobüse binmek istemiyorum. Bugün otobüs yasak bana ve ayaklarıma. Sahi benekli göt şuan ne yapıyor acaba, benekli göt yakın dostumun evinin çevresini mesken tutmuş, siyah ve beyaz renkleri olan masum bir köpek. Poposundaki siyah lekeden dolayı biz ona benekli göt diyoruz. Hayat her zaman düz ilerlemek zorunda değildir. Şiddet hayatın her parçasını teşkil etmektedir bizim gibi ülkelerde. Sevemiyoruz çünkü bilmiyoruz nasıl sevildiğini. Birileri için çok şey yaptığını asla düşünme, aslında pek bir işe yaramıyordur yaptıkların. Kim bu kadar basit bir eylemi karmaşıklaştırdı. Alt tarafı üremek için cinsel ilişki ya da zevk için. Paran var ise zevkinde çeşitleri emrine amade. Para yoksa sürekli şiddet. Hayatlarımız tekrarlanarak geçirdiğimiz psikolojik nöbetlerin dozu ölçüsünde şekil alıyor. Herkesin acısı var ve acılar kişiye fazlası ile yeter. Ben yani şuan tüm bunları yürürken düşünen adam. Ah düşünen adam fazlaca yoksunsun bu köhne düzende. Çocuk ruhlu olmak gerek abartılı olmamak kaydı ile. Bendeki biraz abartılı çok çabuk mızıklarım bu hayatta. Zaten insanlar hemen çeki verirler isyan bayrağını. Paran yoksa sana neden katlansınlar ki. Bu sabahta donu deldik anlaşılan. Yeni bir hareket olabiliriz dünya donu delikler örgütü. Sınıf söyleminden fazlaca uzak biliyorum hemen kızmayın değerli arkadaşınıza. Yol uzun sürdü gece pek bitmek bilmedi bir o yana bir bu yana döndüm durdum. Spinoza geliyor aklıma yol çizgilerine baktıkça. Sonra Huxley ruhumun içini sarıyor. Şimdi ise yanımdan Dostoyevski  geçiyor. Rasnolnikov elinde baltası ile bana doğru yaklaşırken evin kapısını ardına kadar açıyorum. Yazın sonuna doğru bu sabah yenik bir adam olarak yatağa uzanıyorum.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEĞERSE AŞK...

Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu. Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar. Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime,  arsızlığımda  saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda. Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda.                                        ...

BİR ŞEYLER VE ÇOK ŞEYLER

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." (Sisifos Söyleni-Albert Camus)                 Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olan yazarlardan bir tanesidir Albert Camus. Felsefeyi edebiyatla özdeşleştirmeyi seven, başkaldırının devinimi içerisinde sessizce ilerleyen ender insanlardan. Günümüz dünyasına bakarken, bize göremediğimiz pek çok ayrıntıyı gösterecektir Camus. Geriye gidişimizin temelleri bir yüzyıl öncesinde atılmaya başlanmıştır. İkinci dünya savaşı bu manada milat olmuştur. Hz.İsanın doğumunun takvimlere olan yansıması ile ilgilenmiyorum. Nazilerin yarattığı insan ötesi bir başkaldırı ile ilgilenmek zorunda olduğumuzu düşünenlerdenim. 1945 ve savaş sonrası dönem gerçek bir savaşımın yeni başladığını bizlere kanıtlayan örneklerle dolu. Evrimsel sürecimizin üst skalasında insanlığın nihai erginliğine ulaştığını d...

KARANLIĞIN SONUNDA

Güneş süzülürken uğur böceklerimin kanatlarının arasından, seni soruyorum dudaklarımı öpen rüzgara. Penceremden eğilip kedilerimi gözetliyorum, oyun derdinde ikisi de her şey yolunda. Geceden kalma son izleri de silebilmek için banyoda buluyorum kurtuluşu. Çıplaklığım da arıyorum unuttuğum merhametin huzursuz izlerini. Kalp atışlarımı düzene soktuktan sonra çıkıyorum. Kahvaltı ritüeli için masaya oturup çayımı yudumluyorum. Onu düşünüyorum, mesajını görüyorum ışıklı ekranın camından, boynumda nefesinin dolaştığını hisseder gibiyim tebessüm ediyorum... Telefonda duyuyorum sesini çağırıyorsun. Düşünmeden çıkıyorum, ponponlu bereyi ıslak saçlarıma örtü yapıyorum. Üşümüyorum, ruhum titrerken adımlıyorum yorgun kaldırımları. Şimdi o tek başına ve biz iki kişi. O işleri iyi yapıyor, biz biraz yarım… Siz hiç bulutları takip ettiniz mi? Şimdi gökyüzünde hiç bulut yok. Sıkıntı çöktükçe uzaklaşıyorum kendimden. Yanımda yürürken göz ucuyla izliyorum saçlarını. Zaman aleyhime işlerken,...