Ana içeriğe atla

KUŞATMANIN ORTASINDA BİR EV

“Numan Yılmaz Antalya’nın Muratpaşa ilçesine bağlı Çağlayan mahallesinde kendine özgü yaşam tarzı ile o bölgeden geçen insanların dikkatini çeken bir eve sahip. 74 Yılından beri aynı bölgede oturan Yılmaz o yıllarda Lara ve çevresinin müstakil evlerden ibaret olduğunun altını çiziyor. 2000’li yıllarda başlayan çarpık kentleşmeden ve yoğun yapılaşmadan dert yanan Yılmaz, İnsanımızın doğal yaşama özlem duyduğunu ve beton binaların içerisinde nasıl bir hapis hayatının var olduğunu anlatıyor. Garip görünebilecek bir kuşatma altında Numan Yılmaz. Evi birçok sitenin çemberinin ortasındaki vahaya benziyor. Kendi bahçesinde yetiştirdiği doğal meyve ve sebzeleri ile unuttuğumuz gerçeği bizlere hatırlatıyor.”



                  "NUMAN YILMAZ VE ÇAĞDAŞ GÖKBEL BAHÇEDE BİRLİKTELER" 

Çevrenizdeki yoğun yapılaşmaya rağmen kendi bahçesi olan bir evde yaşıyorsunuz. Böylesi bir ortamda yaşayabilmek nasıl bir duygu?
Aslında böylesi bir yaşamın özlemini çeken büyük bir kitle var. Fakat insanların olanakları kısıtlı olduğundan beton binaların içerisinde yaşamak zorunda kalıyorlar. Ama burada şans eseri biz kendimize iyi bir olanak sağladık. Bu durumu bozmak istemiyoruz sürdürebildiğimiz kadar davam ettireceğiz yaşam tarzımızı. Öncelikle böyle bir yerde yaşamanın avantajlarını sıralamak gerekiyor. Bir kere her şeyden önemlisi yiyeceklerimiz tamamı ile doğal. Yani nedir sağlıklı bir yaşamın inşası diye özetlenebilir bu anlayış. Sadece ben değil çocuklarım ve komşularımız da yetiştirdiğimiz bu doğal ürünlerden faydalanabiliyorlar. Kendi yetiştirdiğim hayvanlarımda aynı doğal süzgeçten geçiyorlar. Bahçede oluşturduğum yemler ve arpa ile beslediğimiz için tavuklarımızın yumurtaları da aynı nitelikte ve kalitede oluyorlar. Başta zaten tavuğu ben kendim üretiyorum. Yani endüstriyel makine ürünü hayvanlar değil, bizim köy tavuğu diye tabir ettiğimiz hayvanları yetiştiriyorum. Yani kendi yumurtamdan üretiyorum bu canlıları ben ve haliyle onların verdiği ürünlerinde doğal olduğuna inanıyorum.


                             "Numan Yılmaz'ın betonların arasındaki müstakil evi"

Bugün insanların binalar karşısında yoğun bir kuşatma altında olduğunu söyleyebiliriz. Şehirlerimizdeki bu betonlaşma hakkındaki genel olarak düşünceleriniz nelerdir?
Elbette ki tamamı ile atalarımızın yaşam tarzına göre yaşayacağız diye bir direnç gösteremeyiz. Dünyadaki gelişmelere paralel olarak bizde bu gelişmeden etkileneceğiz. Ancak bu gelişmede özellikle yapılaşma konusunda çarpık kentleşmeye dikkat etmekte fayda var. Maalesef ülkemizde belli olan imar planları her iktidar döneminde değişikliğe uğramakta, bu yüzden gerçekten kötü bir yapılaşma ortaya çıkıyor. Betonlaşma kaçınılamaz bir biçimde olacaktır, ancak bu düzenli bir biçimde yapılmalıdır. Yani ağacı ve yeşili korumadan atılan her adım sadece bizi değil, bizimle beraber yaşayan canlıları olumsuz etkilemektedir. Yaşadığım çevrede Muratpaşa belediyesi yeşile önem veriyor. Park ve bahçe çalışmaları yapılıyor. Ancak betonlaşma yoğunluğu konusunda iyi bir sınav vermiyor. Ben Şirinyalı mevkiinde de oturdum. İnanmak biraz güç ancak evler o kadar birbirine yakın ki diğer dairenin balkonuna rahatlıkla geçebilirsiniz. Burada çağlayan bölgesinde bu durumu aştıklarını görebiliriz. Ancak özellikle çok katlı olmayan yapılarda otopark sorunu oluyor. Çünkü bu yapılarda bahçe duvarından başka bir şey yapılmıyor. Araçlar yol kenarına park ediliyor ve bu yüzden kaldırımlar işgal altında. Son yapılan değişiklerle bu yapıların zemin katlarına otopark zorunluluğu getirildi. Umarım bu olumsuz görüntü düzeltilebilir.


Arazinize çok katlı bir apartman yaptırmak yerine neden müstakil bir evi tercih ettiniz?
Aslında gerçekçi olmak gerekirse bu durumu denedik ama pek memnun olmadık. Arazimizin kalan bir bölümü ile yarattığımız bu ortamı devam ettirmeye çalışıyoruz. Binaların arasından baktığınız zaman bizim yerimiz örnek bir yapı olarak görünüyor. Yerimizi görüp imrenen ve özenen çok oluyor. İnsanlar dairelerini vermeyi dahi teklif ediyorlar, arazimde müstakil bir ev yapabilmek için. Bu yöndeki istekleri garipsemiyorum çünkü insanların doğal yaşama büyük bir özlemi var.

                        
                                             
                                                    "Özgürlüğe kanat çırpmak"

“DAİRELER CANLI HAPİSHANELERİNE DÖNÜŞMÜŞ”
Özellikle üzerinde durmak istediğim bir konu var. İnsanlar dairelerinin içerisinde hayvan besliyorlar. Ben bu duruma bir hayvan sever olarak kesinlikle karşıyım. Bakın benim bahçemde her çeşit hayvan var; kedi, köpek, ördek, tavuk ve hindi hepsi toprağa basıyor ve hepsi özgür. Bu açıdan bakacak olursak binalarda hayvanların sağlıklı yaşadığına inanmıyorum. İnsanların köpeği ya da kediyi daireye kapatmasını kesinlikle kendi egosunu tatmin etme çabası olarak algılıyorum. Anlayacağınız üzere daireler canlı hapishanelere dönüşmüş durumda. Düşünsenize bir dairenin içerisin köpek ne kadar mutlu ve özgür olabilir. Köpek toprağa illaki basacak, toprakta otların üzerinde yuvarlanacak, sadece bahçeye indirip gezdirmekle bir canlıya iyilik yapıldığına inanmıyorum.


                       "Doğallığın içerisinden tazecik ve yeşilin en güzel tonundaki biberler"

Son olarak insanlarımıza vermek istediğiniz mesaj nedir?
İnsanlarımız sevgi ve saygı ilkesinden asla uzaklaşmasın. Bizi ayrımcılığa sürükleyecek her türlü tavır ve davranıştan kesinlikle kaçınsınlar. Tüm bunların dışında artık yerleşik hale gelmiş bir yaşam biçimini değiştirmek çok zor. Ama mümkün olduğu kadar çocuklarımızı parklara piknik alanlarına ve köylere götürüp doğayı tanıtmalıyız. Sadece kitaplara bağlı kalmak kötü sonuçlara yol açıyor. Çünkü insanımızda doğa ve çevre bilinci çok zayıf. Bu yüzden sahillerimiz, ormanlarımız ve derelerimiz haddinden fazla kirleniyor. Doğaya karşı bir yabancılaşma var. Bunun nedeni betonun içerisinde fazlaca hapis olmamız. Dışarı çıkalım ormana gidelim doğayı ve çevremizi mutlaka tanıyıp sevelim. Unutmamak gerekir bir şeyi tanımadan ve ona dokunmadan asla sevemezsiniz. Atalarımızın yaşayış biçimini öğrenmeli çocuklarımız. Toprağa ve hayvana değer vermeli, aksi takdir de ülke sevgisi de gelişmiyor maalesef. İnsanımız bir kez bu bilinci aldığında rahatlıkla arkasında çöp bırakamayacaktır. Çünkü; bıraktığım çöp bir canlıya zarar verir mi diye düşünecektir. Son olarak doğal yaşamdan asla uzaklaşmasınlar. AVM de gördükleri parlak ve ışıltılı ürünlere kanmasınlar. Benim yetiştirdiğim ürünler asla o kadar parlak bir görüntüye sahip değildir. Zaten bu ürünleri ilk gözle tanırsınız sonra kokusundan anlarsınız. Biz ne ilaç nede gübre kullanıyoruz ürünlerimizi toprağın doğal hali ile yetiştiriyoruz. Özetle herkese doğal ve sağlıklı bir yaşam dilerim.


                                      "Numan Yılmaz doğal yaşama bağlı ve çok mutlu"




                                        "Sevimli dostumuz kuluçkada ve yumurtluyor"


                    "Dut ağacında gördüğümüz şeyin adı KAV çabuk tutuşan süngerimsi madde"


                                                               "Frenk yemişi"


                                             "Doğal ortamında mutlu bir hindi"

                                               "Toprağa basabilen özgür bir ruh"
                                      
                                             "Betonun içinde değil yeşilin ortasında"

Katkılarından dolayı Emin Arın Atabek teşekkürler...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KİMSESİZLER TRAGEDYASI

Buralarda Sonbahar sokakları derler yalnız ve karanlık köşelere. Ellerim ceplerimde ve karşımda Cihat etmeye hazır suratlar. Fanatizmi yenemediğimiz saatleri devirirken aklım, kediler çığlık çığlığa  mırıldanırken ve  kesinlikle havada sex kokarken, ruhumu mengeneyle sıkan baskıya rağmen bağırarak şarkı söylüyorum. Yürümek düşünmesini bilen insanın tek silahıdır. Toplumlarımız karanlık çağın ağırlığı altında ezilirken, insanın belki de son sığınağı bilmediği bir boşluğa yürümektir. Bir erkeğin kalbi olmamalıdır, doğuştan yasaklıdır ona ağlamak. Travması hep ağırdır erkeğin. Emin olmalı birileri artık erkek kediler, erkek insanlardan özgürdür. Şehir insanın ruhuna küstüğünde, kent kollarını sadece paraya açarken, beş parasız bir meczup saçlarını okşatamadığı anların intikamını yıldızlardan çıkarıyor. Orta doğu sokakları kan, gözyaşı ve tecavüz. Büyük babalar böyle istedi diye kilit vurduk dudaklarımıza, inanç belledik insan öldürmeyi. Boğaza kadar fanatizme battık. Kitles...

KÜÇÜK ADAMIN HİKAYESİ

INTRO Daha önce hiç tanımadığım bir tat dilimin ucundaki. “Yeni mi çıkarmışlar bu dondurmayı?” gülümsüyor, çok eğleniyor, damağımdaki tadın yarattığı şaşkınlıkla eğleniyor. Sucuk gibi terlemişim, topun peşinde koşmaktan. Babam hep bu komik deyimi kullanırdı, belki de beni kırmak yerine güldürmeyi tercih ederdi. Küçük kız yanındaki erkek çocuğuyla uzaklara dalıyor ve gülümsüyordu, gündüz vakti kendini gösteren Ay’a bakarak. Şimdi karanlığı geçtik, şimdi intronun sonuna yaklaşırken Elele tutuşup dünyanın ekseninde dönüyorduk. Şimdi dünya bizdik, sarıldık! Ayrılmayı yediremedik! Sustuk! Ve gülmedik… PEMBE PLASTİK TOP Kahvaltının sonuna gelirken gözüm heyecanla dışarıdaydı. Bu durumu kimseye çaktırmak istemezsin özellikle evdekilere. Ama anne ve baba her şeyi bilir ve hisseder. Gelen arkadaşın ardından hızla çıkılır evden. Annenin tüm uyarılarından kaçabilmenin tek yolu hızla ayakkabıları giyip uzaklaşmaktır. Dün patlayan topun yerine pembe plastik bir top gelmiştir. Çok güldü...

EROS VE UYGARLIK

Modern dünya; hepimizin yaşadığı, elektronik ağlarla çevrili ve bir bölümü tamamı ile çöplüğe dönmüş olan uygar gezegenimize verdiğimiz bir ad. Yaşadığımız hayat, buharlı makinelerin ardından insanlığın kendi yarattığı metaların kontrolüne girdiği, duygu dünyasının, düşünce ve akıl eksenin büyük oranda ters düz olduğu muazzam bir yapay zeka medeniyeti. Korkmayın bu yazı bir filmin senaryosundan ya da hazırlanmakta olan bir belgeselden alınmamıştır. İdeoloji; kimine göre korkutucu, kimine göre var olduğu yaşama yönelik olarak geliştirdiği düşünüş biçimi ve bazı sığ düşünürlere göre ideoloji komünizm anlamına gelmektedir. Küçük bir not; yaşadığımız yüzyılda herkes kendisini önemli bir düşünür sanmaktadır. İdeoloji; çevremizde bulunan her an ve her dakika gördüğümüz ve yaşadığımız sistemin aslında ta kendisidir. Reklam panoları, büyük alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları, yazılı ve görsel medyada yer alan mesajlar özetle zihnimize aktarılan her çeşit bilgi ideolojidir. Birey, ...