Ana içeriğe atla

Kayıtlar

MEĞERSE AŞK...

Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu. Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar. Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime,  arsızlığımda  saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda. Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda.                                        ...

BİR ŞEYLER VE ÇOK ŞEYLER

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." (Sisifos Söyleni-Albert Camus)                 Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olan yazarlardan bir tanesidir Albert Camus. Felsefeyi edebiyatla özdeşleştirmeyi seven, başkaldırının devinimi içerisinde sessizce ilerleyen ender insanlardan. Günümüz dünyasına bakarken, bize göremediğimiz pek çok ayrıntıyı gösterecektir Camus. Geriye gidişimizin temelleri bir yüzyıl öncesinde atılmaya başlanmıştır. İkinci dünya savaşı bu manada milat olmuştur. Hz.İsanın doğumunun takvimlere olan yansıması ile ilgilenmiyorum. Nazilerin yarattığı insan ötesi bir başkaldırı ile ilgilenmek zorunda olduğumuzu düşünenlerdenim. 1945 ve savaş sonrası dönem gerçek bir savaşımın yeni başladığını bizlere kanıtlayan örneklerle dolu. Evrimsel sürecimizin üst skalasında insanlığın nihai erginliğine ulaştığını d...

KATİL VE MAKTUL

Özgecan Aslan adını belki bir süre daha anmaya devam edeceğiz. Dikkatinizi bu cümlede yoğunlaştırmanızı istiyorum. Bir süre daha diyorum çünkü; yaşadığımız toplumun değişmez paradokslarından birisidir çabuk unutmak. Kişisel olarak vahşi bir saldırı sonucu yaşamını yitiren bir insanın üzerinden fazlaca söz söylemeyi etik bulmuyorum. Gelin hep birlikte sorunun kaynağına doğru ürkütücü bir yolculuğa çıkalım. Kemerlerinizi sıkıca bağlamanız da fayda var. Karşınıza çıkan riyakar kınama mesajlarından, histerik göz yaşlarına kadar bireysel pislik denizimizin içlerine doğru ilerleyeceğiz. Nesnelerin kullanılış şekilleri aslında bizleri, yani bireyleri hipnotize edilmiş konsantre bir dünyaya haps eder. Nesneler, özetle ideolojinin mikro düzeydeki paryalarıdır. Toplumdaki gerginliğin nedenlerini muhafazakar iktidarın yasakçı uygulamaları ile özdeşleştirmek kesinlikle yanlış değildir. Ancak tüm sorumluluğu iktidarın üzerine yıkıp bireyleri yaratılan bu çürümüş dünyadan muaf tutmak yanlıştır. ...

EROS VE UYGARLIK

Modern dünya; hepimizin yaşadığı, elektronik ağlarla çevrili ve bir bölümü tamamı ile çöplüğe dönmüş olan uygar gezegenimize verdiğimiz bir ad. Yaşadığımız hayat, buharlı makinelerin ardından insanlığın kendi yarattığı metaların kontrolüne girdiği, duygu dünyasının, düşünce ve akıl eksenin büyük oranda ters düz olduğu muazzam bir yapay zeka medeniyeti. Korkmayın bu yazı bir filmin senaryosundan ya da hazırlanmakta olan bir belgeselden alınmamıştır. İdeoloji; kimine göre korkutucu, kimine göre var olduğu yaşama yönelik olarak geliştirdiği düşünüş biçimi ve bazı sığ düşünürlere göre ideoloji komünizm anlamına gelmektedir. Küçük bir not; yaşadığımız yüzyılda herkes kendisini önemli bir düşünür sanmaktadır. İdeoloji; çevremizde bulunan her an ve her dakika gördüğümüz ve yaşadığımız sistemin aslında ta kendisidir. Reklam panoları, büyük alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları, yazılı ve görsel medyada yer alan mesajlar özetle zihnimize aktarılan her çeşit bilgi ideolojidir. Birey, ...

SANATÇI OLMAK YA DA OLMAMAK

Antalya sanatçılar derneği 1992 yılında; Ressam, Şiar, Öykücü ve Müzisyenlerin bir araya gelerek kurdukları bir dernek. Derneği ülke gündemine taşıyan neden ise kurulduğu günden itibaren faaliyet yürüttükleri mekanın, Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından kapatılıyor olması.  Antalya'nın  kale kapısı  mevkinde  bulunan derneğin merkezi pek çok sanat organizasyonuna ev sahipliği yapmış. Antalya sanatçılar derneği başkanı Cahit Çakçıl yaşanan gelişmelerin Antalya da sanatı bitirme noktasına getirdiğinin altını çiziyor. Sadece Antalya yereli için değil, Türkiye genelinde sanatın içinde bulunduğu durumu Ansan başkanı Cahit Çakçıl ile değerlendirdik. Antalya da gerçekleştirilen sanat faaliyetlerine katkılarınız nelerdir? Antalya sanatçılar derneğinin (ANSAN) şuanda 250 üyesi var. Kentin sanatsal duyarlılığının gelişmesi adına pek çok organizasyon düzenliyoruz. Resim sergileri, Şiir ve öykü günleri gibi faaliyetlere öncülük ediyoruz. Yeni yetişen şair v...

SUÇ VE CEZA

    Prof. Dr. Mustafa Ruhan Erdem “Yeni bir anayasa istiyorsak cumhuriyetin kazanımlarını göz ardı edemeyiz. Yeni yapılacak olan anayasanın merkezinde insan olmalıdır.” Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Mustafa Ruhan Erdem, son dönemlerde ülkemizde ve dünyada yaşanan radikal değişimleri, ortaya çıkan güncel sorunların ve hukuki dönüşümlerin ne gibi sonuçlar doğurduğunun ayrıntılarını paylaştı. Yeni bir Anayasanın yapılması gerektiğini vurgulayan Erdem, Evrensel hukuk normlarının dikkate alındığı ve toplumun tüm farklılıklarının kucaklanabildiği bir toplum sözleşmesine ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi. Hukuk sistemimizde gerçekleştirilen köklü değişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu köklü değişimler karşısında hukuk fakültelerinin sessiz ya da tepkisiz kaldığını düşünüyor musunuz? Özellikle 2004 yılında Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasıyla birlikte, hukuk alanında bazı düzenlemeler ve reformlar yapıldı. Gerçekleştiril...

SAVAŞA KARŞI YAŞAMAK

İnsan olmak nedir? Soru hepimize sert gelebilecek kapasitededir. İnsan olmak; herkese göre değişebilir. Göreceli kavramlar dünyasında yaşıyoruz artık. Yazdığım cümlede size göreceli gelebilir. Diğer yandan gözlerimizi bağlayıp, ceplerimize girecek olan üç kuruşun kaygısı ile her denilene inandığımız bir çağdayız aynı zamanda. Kitap okumak sancılı bir süreçtir. Bu sancının boyutları da elbette ki kişiden kişiye göre değişecektir. Sessiz bir ortam arayışı klişe ve bilinen bir şeydir. Yüksek katlı bir apartmanda ve çok çocuklu ailelerin yaşadığı bir sitede, sessizlik emin olun paha biçilemez bir lükstür. Otobüslerde ya da toplu taşımada gamsız bir biçimde kitap okuyan insanlara hep hayranlık duymuşumdur. Belki de öldürücü bir kıskançlık. Ancak onlarda bilmeliler ki bu şehrin gürültüsünden kaçmak imkansız. Sayfaları anlamadan çevirmek, iyi bir okur için savaşın kaybedildiği anlamına gelmektedir. Sen sayfaları çevirirsin, bebek kendini yırtarcasına ağlar. Sinirlerin gerilir, eve gelen ...