Ana içeriğe atla

'GECELERİ GİZLİCE GAZETE DAĞITACAĞIMIZ GÜNLER GELECEK'

Gezi direnişinin 3. Yılında gezi sürecini ve o günlerin toplumumuza olan etkilerini yine o döneme damgasını vurmuş isimlerle konuşmaya devam ediyoruz. Medyanın bugünkü durumunu ve Türkiye’nin politik geleceğini kendine has üslubuyla değerlendiren gazeteci Kutlu Esendemir’e Gezi’nin geçmişini, bugününü ve geleceğini sorduk.

Gezi direnişi aslında sizin de kişisel direnişinizin hikayesini anlatıyor. Böyle tarif etmenin sakıncalı olmadığı kanaatindeyim.

Gezi direnişine omuz veren milyonlar dev bir tarih yarattı. Bu noktada Park’a nokta kadar katkım olmuşsa ne mutlu. Gezi benim için yeniden doğma halidir, birlikte bir ütopyada yaşayabilmektir.

O dönem çalıştığınız kurumda yani Haber Türk’te neler yaşanmıştı?

Ana akım medyada yaşanan ne olduysa o dönem o yaşandı. Sadece Sıraselviler Caddesi’nde gözlerimle en az 20 insanın yaralanarak Taksim İlkyardım Hastanesi’ne taşındığına tanıklık etmişken, ertesi gün gazetede, “Gezi eylemlerinde, 2’si polis, 3 yaralı'' başlığını görmekti o dönem medyanın hali. Bugün daha da trajik. Cizre’deki vahşet bodrumunda 100’e yakın insan ölmüşken, tek satır haber alamamak, haber alamamaktan da öte bir savaş aracı olarak işlev taşımaktadır ana akım medya. 

 Gezi’nin manevi dünyanızda yarattığı etkiyi anlatır mısınız?

Manevi dünyam yok benim. Bir dünyam var ve dünyada da Gezi ve Gezi Direnişi’nin etkileri sürüyor. Gezi Direnişi için insanlar canlarını verdi. Pek çok insan yaralandı. 12 kişi gözünü kaybetti. İşsiz kalanlar oldu. İçimde bir his, bu kadar insanın boşuna bedel ödemediğini, iktidarın ve devletin, Gezi’yi mumla arayacağı, çok daha büyük bir direnişin ruhunun çevremizde gezindiğini söylüyor.

Medyanın halkın bu direnişini vermeyişi ya da sonradan iktidarın perspektifinde yaşananları yorumlaması, insanları medya ile karşı karşıya getirdi. Tüm bu yaşananları medyanın geleceği açısından nasıl yorumluyorsunuz?

Aslında medyanın, daha doğrusu merkez medyanın tavrı, kendi geleceğini de belirledi. O gün sansüre teslim olması bugün geldiğimiz ortamı da körükledi. Aslında medya da hükümet gibi yanıldı. Recep Tayyip Erdoğan bu işin kapanacağını hesap etti. İlk birkaç günkü pasifist direnişi orantısız güçle bastırmaya çalıştılar; olmadı. Medya bu saldırıları çok da güçlü görmedi.

Ya sonra?

Ardından 31 Mayıs saldırısı geldi ve biz hala merkez medyada hiçbir şey göremez durumdaydık. Tabii, Gezi direnişinin kendi medyasını yaratması ve bazı medya kuruluşlarının her türlü baskıya rağmen direnişi izlemesi, başta CNN Türk olmak üzere diğer ana akım medyanın da direncini kırdı. Örneğin Halk TV bütün sokak direnişleri de dahil Gezi direnişine dair her türlü haberi vererek en çok izlenen kanal haline geldi. İktidarın da Gezi'yi Halk TV'den izlediği söyleniyordu. Öte yandan Gezi parkı Çapul TV, Radyo gibi kendi medyasını da doğurdu. Teknolojiye hakim Gezi direnişçileri Gezi sürecini canlı yayınlar oldular. Olayların CNN International ile dünyaya duyurulması ile birlikte hiçbir zulüm gizli saklı kalamadı. Gezi'nin sonuna doğru Artı1 haber iyi bir çıkış yaptı. Doğrusu Gezi'nin dağıtıldığı 15 Haziran ve sonrasını canlı yayınla herkese ulaştırdılar. O gün Gezi'de olup biteni yayınlama cesaretini gösteren medya sayısı da hızla azaldı.

Yarın hakim karşısına çıkacak olan Kutlu Esendemir'e meslektaşlarından  destek!

Enformasyon ihtiyacını gideremeyen insanlar gelişmeleri takip edebilmek için sosyal medyaya ve özellikle Twitter’ayöneldirler. Yine bu dönemde pek çok anonim twitter hesabı açıldı ve bu enformasyon talebi giderilmeye çalışıldı. Bunun o dönemde sakıncalı bir yol olduğu gözlemlendi. Artık konuştuğum pek çok insan bu ortamdaki küfürden ya da twitter linçi dediğimiz şeyden rahatsız. Bu açıdan baktığınızda twitter’ın işlevselliğini kaybettiğini düşünüyor musunuz?

Hayır düşünmüyorum. Zira sosyal medya dışındaki medya yani gazete, televizyon ve internet medyası da küfür ve linç konusunda sosyal medyadan aşağı değil. Küfrün şekli değişik. Linç ise hedef gösterme şeklinde AKP medyasında her gün gördüğümüz şey. Ayrıca twitter'ındezenformasyon yarattığı söyleniyor ama diğer medya kuruluşları da aynı dezenformasyonu yapıyorlar, en az twitter kadar. Diyeceğim şu ki eğer medya doğru dürüst evrensel değerlere sahip ve özgür, bağımsız, kimsenin sözcüsü olmayan bir yerde durabilseydi, sosyal medya bu kadar güçlenmez, bu kadar tartışılır hale gelmezdi.

Twitter’ı etkin kullanan bir gazeteci olarak, kimleri neye göre takip ediyorsunuz?

Twitter’ı gazeteci olarak değil, insan olarak kullanıyorum. İş artık çığrından çıktı. AKP medyaya bir tarz olarak linçi, söylediği yalana her daim inanıp, o söylediği yalana secde edercesine abartan bir küfür medyası yarattı. Özetle bu kişilere “yandaş'' deniyor. Sadece Türkiye’ye değil, dünyaya yalan söyleyen ve yetmezmiş gibi söyledikleri yalana sizin de inanmanızı isteyen acayip bir tarzları var. Bu tarza yanıt vermek için çığırınızdançıkıyorsunuz ve bunun adı “gazetecilik'' değil. Belki bir gün gazeteciliğe geri dönerim. Kimleri nasıl takip ettiğime gelince, tüm gazeteci arkadaşlarımı izlemeye çalışıyorum. Yakın çevrem var. Bir de söylediği sözü çok önemsediğim anonim hesaplar var: diptengelen_, thecatay, KaNggReN, tatyosbey, frengicostanza, bebebuell, brommios, ekimnehir, odyovizyon, erolbayburti, aysenur bunlardan ilk aklıma gelenler.

Medyanın durumundan bahsetmişken birazda kendi iç dünyamızı tartışmaya açmak isterim. Medyada görev alan emekçilerin durumu ortada, muhalif ya da holding medyası fark etmeksizin bir kölelik düzeni hakim. Gazetecilerin arasındaki korkunç rekabeti de düşündüğümüzde kırılamayacak bir sistem var sanki karşımızda. Basın emekçileri sizce bu düzeni nasıl değiştirebilir?

Gazeteciler bu koşullarla ilk kez karşılaşmıyorlar. Basın iş kolu her zaman bu tür sorunlarla karşı karşıya kaldı. Her tür sistemi ancak birliktelik kırar. Medya, uluslararası kurumlarla dayanışmaya, içeride de bir avuç kalmış nispeten özgür medyanın etrafında güçbirliği oluşturmaya devam etmek gerekiyor. Ama bu ortamlar sunidir. Her devrin çok güçlü gazeteleri oluyor ve sonra yok oluyorlar. Bakınız; cemaat gazeteleri nereden nereye geldi. Kırılmayacak denen sistemler öyle bir kırılır ki... Ama yolun başındayız. Daha fotokopi makinesiyle gizli gizli gazetelerimizi basıp, gece yarısı bisikletle dağıttığımız dehşet günler gelecek.

O dönemde farklı görüşlerde olan insanların nasıl bir araya gelip mücadele ettiklerine tanık olduk. Peki, Gezi ruhunu anladığı iddiasında olan muhalefet nasıl bu derece parçalı olabiliyor?

Gezi'yi herkes kendi istediği gibi anladı. Gezi'den kimisi büyük bir devrim bekledi. Kimisi parti çıkarmaya kalktı, ya da partilere genç devşirmeye çalıştı. Bazı Gezi bileşenleri diğerlerini benimsemediği için "Gezi olsun ama onlar gelmesin" tavrı takındı. Hep Gezi'ye atıfta bulunuldu ama tam da Gezi ruhuna aykırı hareket edildi. Muhalefet Gezi'yi anlamaktan çok yönetmek istedi. Bu da mümkün değildi. Gezi o kadar güzeldi ki herkes bir kaşık almak istedi ama o birlikteliğin tadı bir parça koparılan Gezi'de yoktu tabii. Aslında ikinci Gezi 7 Haziran seçimlerinde yaşandı denebilir. Adeta konuşmadan anlaşarak bir birliktelik sağlandı. Gezi'ye uygulanan şiddet, seçimler sonrası da yeniden başlatılarak bastırılmaya çalışıldı. Ama şunu söyleyebiliriz. Gezi’yi ve toplumsal muhalefetin birliğini polisle, şiddetle bastırabilirler ama Gezi'nin ruhunu öldüremedikleri iki lafın birinde Gezi’ye saldırmalarından belli. Hala korkuyorlar. Bence korkmakta da çok haklılar. Daha insan içine çıkamayacak, konuşacakları, gazete, televizyon kalmayacak günler, geceler gelecek.

Gezi’nin çocuklarına bugün nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

O g.t gökten inecek.

Yayınlandığı Tarih: 05/06/2016

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEĞERSE AŞK...

Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu. Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar. Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime,  arsızlığımda  saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda. Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda.                                        ...

BİR ŞEYLER VE ÇOK ŞEYLER

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." (Sisifos Söyleni-Albert Camus)                 Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olan yazarlardan bir tanesidir Albert Camus. Felsefeyi edebiyatla özdeşleştirmeyi seven, başkaldırının devinimi içerisinde sessizce ilerleyen ender insanlardan. Günümüz dünyasına bakarken, bize göremediğimiz pek çok ayrıntıyı gösterecektir Camus. Geriye gidişimizin temelleri bir yüzyıl öncesinde atılmaya başlanmıştır. İkinci dünya savaşı bu manada milat olmuştur. Hz.İsanın doğumunun takvimlere olan yansıması ile ilgilenmiyorum. Nazilerin yarattığı insan ötesi bir başkaldırı ile ilgilenmek zorunda olduğumuzu düşünenlerdenim. 1945 ve savaş sonrası dönem gerçek bir savaşımın yeni başladığını bizlere kanıtlayan örneklerle dolu. Evrimsel sürecimizin üst skalasında insanlığın nihai erginliğine ulaştığını d...

KARANLIĞIN SONUNDA

Güneş süzülürken uğur böceklerimin kanatlarının arasından, seni soruyorum dudaklarımı öpen rüzgara. Penceremden eğilip kedilerimi gözetliyorum, oyun derdinde ikisi de her şey yolunda. Geceden kalma son izleri de silebilmek için banyoda buluyorum kurtuluşu. Çıplaklığım da arıyorum unuttuğum merhametin huzursuz izlerini. Kalp atışlarımı düzene soktuktan sonra çıkıyorum. Kahvaltı ritüeli için masaya oturup çayımı yudumluyorum. Onu düşünüyorum, mesajını görüyorum ışıklı ekranın camından, boynumda nefesinin dolaştığını hisseder gibiyim tebessüm ediyorum... Telefonda duyuyorum sesini çağırıyorsun. Düşünmeden çıkıyorum, ponponlu bereyi ıslak saçlarıma örtü yapıyorum. Üşümüyorum, ruhum titrerken adımlıyorum yorgun kaldırımları. Şimdi o tek başına ve biz iki kişi. O işleri iyi yapıyor, biz biraz yarım… Siz hiç bulutları takip ettiniz mi? Şimdi gökyüzünde hiç bulut yok. Sıkıntı çöktükçe uzaklaşıyorum kendimden. Yanımda yürürken göz ucuyla izliyorum saçlarını. Zaman aleyhime işlerken,...