Ana içeriğe atla

CUMHURİYETLE BARIŞTI, BAYRAĞINA SAHİP ÇIKTI, ÇEKİP ALDI ONU ZALİMİN ELİNDEN

Gezi direnişinin üzerinden üç yıl geçti. Toplumsal muhalefetin yükseldiği, insanların sokaklarda iktidarın politikalarına cesurca karşı koyduğu o günler hafızalardaki tazeliğini koruyor. Bu destansı direnişi unutturmamak için Gezi ruhunu bizlere taşıyan ve Fena çocukların hikayesini zihinlerimizde var eden bir yazarla, Orhan Gökdemir’le birlikte Gezi günlerini ve "Gezinin Fena Çocukları"nı konuştuk.

Gezi direnişinin 3.yılındayız. O günlere dair unutamadığınız bir anıyı bizimle paylaşır mısınız?

Gezi’nin tamamı unutamadığımız bir anımızdır. Birçok sahne var hatırladığım. İlk günün gecesi polis saldırısının şiddetinden sığındığımız bir meyhaneye atılan gaz içerideki herkesi perişan ederken, yükünü almış bir müdavimin, sanki hiçbir şey olmamış gibi olup biteni izlemesi örneğin. Gözlerinden akan yaşa aldırmaksızın kadehini gazı atan polislere kaldırması. Ertesi gün Tünel ile Galatasaray Lisesi arasında toplanmış yüzbinlerce kişinin tarifsiz bir polis şiddeti karşısında çoluk çocuk, genç ihtiyar dimdik duruşu. Yaralılar, gazdan bayılanlar, düşenler, direnenler, püskürtüldüğü arka sokaklardan yeniden ana caddeye çıkmak için yol arayanlar, kapılarını direnişçilere açanlar, limonlarını, sularını, maskelerini yani yedek cephanelerini hiç tanımadığı yoldaşlarıyla paylaşanlar, polis barikatı ile insan barikatı arasından yükselen o inanılmaz biber gazı bulutu.

“CUMHURİYETLE BARIŞTI, BAYRAĞINA SAHİP ÇIKTI, ÇEKİP ALDI ONU ZALİMİN ELİNDEN''

Ama herhalde en inanılmaz olan, en dayanılmaz olan o müthiş kalabalığın meydanı fethedişi, parka girip ağaçları kucaklayışıydı… İstanbul o gün ve takip eden 15 gün mutluluğun resmini yaptı adeta. Bir halk oldu ilk defa, kaynaşmış, imtiyazsız sınıfsız bir ulus oldu. Cumhuriyetle barıştı, bayrağına sahip çıktı, çekip aldı onu zalimlerin elinden. O gün orada zalime kolay boyun eğmeyeceğini gösterdi.

Bu öyle şanlı bir direniş ki meydanın artık direnişçilerin kontrolüne geçtiği günün ertesinde Taksim Gezi Pastanesi ile İTÜ ana kapısı arasında tam 29 tane barikat saymıştım. O ana caddeye açılan yan sokaklardakinden söz etmiyorum. O gün anladım ki, bir şehir, bir halk günlerce zalim bir diktatöre karşı direnmiş, boyun eğmemişti. Gezi boyun eğmeyenlerin hep birlikte, hayatları pahasına, gözlerini, kollarını, bacaklarını, çocuklarını kaybetmeyi göze alarak yazdıkları bir destandır. Unutulmaz. 

 Fena Çocuklar Zamanı - Orhan Gökdemir Fiyatları

'Fena Çocuklar Zamanı’ Gezi üzerine yazılmış ender edebi eserlerden. Bu şiir kitabının doğumunu ve Gezinin bu doğum sürecine katkısını anlatır mısınız?
 

“Fena Çocuklar Zamanı'' dediğiniz gibi edebi bir eser mi bilemem. Evet, sizin gibi şiir olarak algılayanlar da var. Şiir de değil bence. Bu kitap şiire meyilli yazılardan oluşuyor, benim yaklaşımım bu. İçinde şiir de var ama bunlar daha çok bizim kuşakta kalan şiir esintilerinin izlerinden ibaret. Yer yer, o esintileri, kendi üslubumla anlatmayı denedim. Bunun nedeni, bizim kuşağın sola meyletmesinde şairlerimizin büyük etkisinin olması. Sadece Nazım’dan söz etmiyorum, örneğin Hasan Hüseyin, örneğin Enver Gökçe, Ahmet Arif, Lale Müldür, Can Yücel. Saymakla bitmez, iyi ki bu kadar çok şairlerimiz.

“GEZİ’DE DİRENEN, DÜŞEN FENA ÇOCUKLARIMIZA BIRAKILMIŞ BİR MEKTUP''

Öte yandan Gezi’de direnen, düşen “fena çocuklarımıza'' bırakılmış bir mektup bu. Gezi’de anladım ki o çocuklar hala o yitik şairlerimizin anısıyla savaşıyor. Onların dizeleri dudaklarında, o dizelerden damıtılmış şarkılar söylüyorlar hep birlikte. Gezi bir kez daha gösterdi, bu toprakların mucizesidir şiir ve o çocuklar böylesine hesapsız direnebiliyorsa o şairlerin yüzü suyu hürmetinedir.

Evet her şair cebinde fırtınalı bir deniz taşır. O fırtına Gezi’de patlamış ve denizin kıyısında oturan asi ve fena çocuklar diktatöre başkaldırmıştır. Mükemmel bir fırtınadır bu, önüne geçmeye çalışanı eninde sonunda yıkar. Ve dindikten sonra kıyıda şiirle kelimeler biriktirmesi kaçınılmazdır. Fena Çocuklar Zamanı, işte o kıyıda birikmiş fırtına artığı kelimeler toplamıdır.

Fena Çocuklar Zamanı'ndan bahsetmişken biraz da gazeteci gözüyle edebiyata dair bir eleştirimi sizinle paylaşmak istiyorum. Gezi gibi bir sürecin üzerinden üç yıl geçti, bugün ülkenin doğusunda büyük bir yıkım ve savaş var. Zırhlı araçlara bağlanıp yerde sürüklenen bedenleri yazacak bir edebiyatçı figürü kaldı mı ülkemizde? Örneğin; Enest Hamingway bizzat savaşın içinden olayları takip etmiş ve bunu ölümsüz eserlerinde anlatmıştır. Tüm bunları düşündüğünüzde Türkiye’de ve belki de dünyada Edebiyatı’n can çekiştiğini söyleyebilir miyiz?

Çocuklar ölürken, çocuklar direnirken nedir ki edebiyat? Çocuklar parçalanırken şiir neden söz edebilir? Bana göre artık Berkin Elvan’dır şiir, Ali İsmail Korkmaz’dır. Bir şiir, bir içli şarkı ancak onların eşliğinde katlanılabilir olur artık. Gerçek edebiyat, bu duyarlılığa basmadan hareket edemez, bir yere gidemez. 'Pazar’daki ünlüler edebiyatı ise tamamen bizim dışımızda. Örneğin Orhan Pamuk’un, Elif Şafak’ın bu konuda yazacak neleri olabilir? Zalimin yanında saf tuttular, çocuklara en ağır taşı onlar attılar. Bunların bir önemi yok. Gezi’de o büyük destanı yazan o fena çocuklar bu edebiyatı kendi içinden çıkaracak, mutlaka hakkını vererek yazacaklardır. O çocuklar oradaysa, hiçbir şey için umutsuz olmaya hakkımız yoktur.

Gezi’yi konuştuğumuz için söylüyorum bunları. Kürtlere yapılan zulmü küçümsüyor falan değilim. Denklem çok basit aslında; birileri eziliyorsa ya ezilenlerin yanında, ya da zalimin yanında saf tutarsın. Edebiyat, bırakalım edebiyatı yazı zalimin yanında saf tutamaz. Edebiyata, yazıya ihanettir bu. Bizim için yazı zalime kafa tutmada en etkili silahımızdır. Üç beş piyasa şaklabanına kaptırmayız, bırakmayız. Yapılmamış bütün işler bizim işimizdir.

 

orhan gökdemir (@gokdemirorhan) | Twitter



Gezi dendiğinde akla gelen en önemli şey aynı görüşte olmayan ve yan yana gelmesi tahayyül dahi edilemeyen insanların birleşmesidir. Bugün ise sol içerisinde farklı renklerde ve aynı amaçları taşıyan insanların birbirlerini rahatlıkla incitebildiklerini görüyoruz. Sol gerçekten Gezi’den gerekli dersleri çıkartabildi mi?

Sol, çıkarımda bulunmak için çok geniş bir kavram. İçi en az Gezi asileri kadar renkli. Mutlaka gerekli dersleri de çıkarmışlardır ama bunu herkes kendi üslubunca, kendi yöntemleriyle yapar. Dediğim gibi Gezi, bütün ülkeyi alt üst eden mükemmel bir fırtınadır. Bu fırtınayı yaratan da halkın ta kendisidir. Sol bu fırtınaya hazırlıksız yakalanmış ancak gemisini direnen halkın yanında tutmayı kısmen başarabilmiştir. Bugünden dönüp bakın, Gezi sol ile başlamamıştır ama sol ile bitmiştir. Sol da bu süreçte biraz halk olmuştur. Şunu kastediyorum; halkın eline alıp barikata koştuğu bayrağa karışı fobilerini yıkmıştır örneğin. Cumhuriyeti, diktatörün kirlettiği düzenden ayırmayı öğrenebilmiştir. Laikliğin Kenan Evren’in bir fantezisi olmadığını görmüştür.

Ama bununla birlikte o büyük fırtınadaki dayanışma sahnelerini durgun havalarda da beklemek aşırı bir iyimserliktir. Olur, böyle, o itiş kakışları nihayet erdirecek olan da yeni bir fırtınadır.

Fena çocuklara nasıl bir mesaj iletmek istersin?
 

Kitabı en iyi anlatan söz şu: Her şair cüzdanında fırtınalı bir deniz taşır. Çünkü yalnızdır şair, denize kıyısı olmadan yaşaması mümkün değildir. Ve o fırtınalı denizin kıyısında hep asi ve fena çocuklar oturur. Bu kitap şairin cüzdanındaki fırtınalı deniz ve o denizin kıyısında oturan fena çocuklar üzerinedir. Ve o fena çocukların daha iyilerini yazacaklarını bilerek ve umarak kaleme alınmışlardır.

Yayınlandığı tarih: 30/05/2016

 

 

 


 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KİMSESİZLER TRAGEDYASI

Buralarda Sonbahar sokakları derler yalnız ve karanlık köşelere. Ellerim ceplerimde ve karşımda Cihat etmeye hazır suratlar. Fanatizmi yenemediğimiz saatleri devirirken aklım, kediler çığlık çığlığa  mırıldanırken ve  kesinlikle havada sex kokarken, ruhumu mengeneyle sıkan baskıya rağmen bağırarak şarkı söylüyorum. Yürümek düşünmesini bilen insanın tek silahıdır. Toplumlarımız karanlık çağın ağırlığı altında ezilirken, insanın belki de son sığınağı bilmediği bir boşluğa yürümektir. Bir erkeğin kalbi olmamalıdır, doğuştan yasaklıdır ona ağlamak. Travması hep ağırdır erkeğin. Emin olmalı birileri artık erkek kediler, erkek insanlardan özgürdür. Şehir insanın ruhuna küstüğünde, kent kollarını sadece paraya açarken, beş parasız bir meczup saçlarını okşatamadığı anların intikamını yıldızlardan çıkarıyor. Orta doğu sokakları kan, gözyaşı ve tecavüz. Büyük babalar böyle istedi diye kilit vurduk dudaklarımıza, inanç belledik insan öldürmeyi. Boğaza kadar fanatizme battık. Kitles...

KÜÇÜK ADAMIN HİKAYESİ

INTRO Daha önce hiç tanımadığım bir tat dilimin ucundaki. “Yeni mi çıkarmışlar bu dondurmayı?” gülümsüyor, çok eğleniyor, damağımdaki tadın yarattığı şaşkınlıkla eğleniyor. Sucuk gibi terlemişim, topun peşinde koşmaktan. Babam hep bu komik deyimi kullanırdı, belki de beni kırmak yerine güldürmeyi tercih ederdi. Küçük kız yanındaki erkek çocuğuyla uzaklara dalıyor ve gülümsüyordu, gündüz vakti kendini gösteren Ay’a bakarak. Şimdi karanlığı geçtik, şimdi intronun sonuna yaklaşırken Elele tutuşup dünyanın ekseninde dönüyorduk. Şimdi dünya bizdik, sarıldık! Ayrılmayı yediremedik! Sustuk! Ve gülmedik… PEMBE PLASTİK TOP Kahvaltının sonuna gelirken gözüm heyecanla dışarıdaydı. Bu durumu kimseye çaktırmak istemezsin özellikle evdekilere. Ama anne ve baba her şeyi bilir ve hisseder. Gelen arkadaşın ardından hızla çıkılır evden. Annenin tüm uyarılarından kaçabilmenin tek yolu hızla ayakkabıları giyip uzaklaşmaktır. Dün patlayan topun yerine pembe plastik bir top gelmiştir. Çok güldü...

EROS VE UYGARLIK

Modern dünya; hepimizin yaşadığı, elektronik ağlarla çevrili ve bir bölümü tamamı ile çöplüğe dönmüş olan uygar gezegenimize verdiğimiz bir ad. Yaşadığımız hayat, buharlı makinelerin ardından insanlığın kendi yarattığı metaların kontrolüne girdiği, duygu dünyasının, düşünce ve akıl eksenin büyük oranda ters düz olduğu muazzam bir yapay zeka medeniyeti. Korkmayın bu yazı bir filmin senaryosundan ya da hazırlanmakta olan bir belgeselden alınmamıştır. İdeoloji; kimine göre korkutucu, kimine göre var olduğu yaşama yönelik olarak geliştirdiği düşünüş biçimi ve bazı sığ düşünürlere göre ideoloji komünizm anlamına gelmektedir. Küçük bir not; yaşadığımız yüzyılda herkes kendisini önemli bir düşünür sanmaktadır. İdeoloji; çevremizde bulunan her an ve her dakika gördüğümüz ve yaşadığımız sistemin aslında ta kendisidir. Reklam panoları, büyük alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları, yazılı ve görsel medyada yer alan mesajlar özetle zihnimize aktarılan her çeşit bilgi ideolojidir. Birey, ...