Ana içeriğe atla

KONSTANTİN

KONSTANTİN
Gece yarısı ansızın çıkıp gelen küçük ama sevimli bir çocuktur Camus. İnce bir tülün ardından gözetlemek kadar cüretkardır, tanımadığın kentin yorgun kaldırımlarında adımlamak. Çok büyük. Evet, gökdelenler, metrobüsler ve hiç tükenmeyen betondan kaleleriyle bir hilkat garibesi. Küçüldükçe küçülüyor insan. Konstantin’in acılarla örülü bağrında adımladıkça küçülüyor. Kafkaesk bir tabloyu andırıyor, savaşın içindeki yaralı askeri ya da gerillayı. Cüretkar atıyor adımlarını şair, adımlar kanlı, adımlar yorgun ve şair küçücük kalıyor İstanbul’un kalbinin tam ortasında. Duyuyor musun? Duymuyor! Çünkü bu kentin kulakları sağır, duyamaz artık ve insansızdır sokakları.

Küçük bir çocuk ekmek alıyor diye yargılanmış ve infaz edilmiş. Otobüsler sıralanmış daracık sokağın tam ortasına, camların ardında öldürmeye hazır kara gömlekliler. Cezalıydım ve hapis hayatı yaşıyordum. Yedi kulenin zindanlarında zincirlenmiş masum cesetleri saklıyordum, kana doymayan vampirlerin hışmından. Alışamadım şımarıklığına zenginliğin. Alışamadım dünün içindeki bugüne. İşlediğim günahların peşi sıra yaktığı, yüreğimdeki izlerle terk ediyorum seni…

Özlüyorum fakirliğini halkımın, zengin insanın götünde durmuyor sosyalizm, zenginken sarılamıyor sıkıca samimiyetine insanlığın. Tekrar çalar mısın? Lütfen! Bach duymak istiyor bu kent! piyanoya susamışken neyine gerek edebiyat. Ruhum temizleniyor. Özlediğim simalar şimdi yanımda:

Sen her gün giyilen ama asla şikayet etmeyen ayakkabı,
Sen en ucuz mağazadan beğenilerek alınmış kazak,
Sen şuursuz milliyetçiliğinin altında halen daha hümanizmi taşımayı başaran,

Ve sen aç gecelerin kira günü stresinin hiç bitmeyen yorgunluğu…
Özlemiştim Anadoluyu sürgündeydi aklım, bedenim, ruhum ve sevişmelerim sürgündeydi. Yabancıydım kendime ve topraklarından koparılmış Kızılderili gibi, evlerinden uzaklaşmış dili yasaklanmış, rüya görmenin haram sayıldığı, aşık olduğu insana dokunamayan o yenilmek nedir bilmeyen Kürt gibi sürgündeydim.

Arınırken hissizliğimden ne çok şey götürdün benden…Şimdi Hakkari'nin o hiç görmediğim dağlarında baharda açan cennet çiçeği olmak ve Anadolu’da ölmek istiyorum.


Şimdilik kötülük kazanıyor. İçimdeki Yabancı ölürken, kötülüğün dikenli telleri ruhumu kanatıyor. Güler çırpıyor kanatlarını sonsuz maviliğine ve Berkin diye çığlıklar atarak uzaklaşıyor. Konstantin yalnız, Konstantin şimdi yıkılmayı bekliyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEĞERSE AŞK...

Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu. Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar. Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime,  arsızlığımda  saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda. Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda.                                        ...

BİR ŞEYLER VE ÇOK ŞEYLER

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." (Sisifos Söyleni-Albert Camus)                 Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olan yazarlardan bir tanesidir Albert Camus. Felsefeyi edebiyatla özdeşleştirmeyi seven, başkaldırının devinimi içerisinde sessizce ilerleyen ender insanlardan. Günümüz dünyasına bakarken, bize göremediğimiz pek çok ayrıntıyı gösterecektir Camus. Geriye gidişimizin temelleri bir yüzyıl öncesinde atılmaya başlanmıştır. İkinci dünya savaşı bu manada milat olmuştur. Hz.İsanın doğumunun takvimlere olan yansıması ile ilgilenmiyorum. Nazilerin yarattığı insan ötesi bir başkaldırı ile ilgilenmek zorunda olduğumuzu düşünenlerdenim. 1945 ve savaş sonrası dönem gerçek bir savaşımın yeni başladığını bizlere kanıtlayan örneklerle dolu. Evrimsel sürecimizin üst skalasında insanlığın nihai erginliğine ulaştığını d...

KARANLIĞIN SONUNDA

Güneş süzülürken uğur böceklerimin kanatlarının arasından, seni soruyorum dudaklarımı öpen rüzgara. Penceremden eğilip kedilerimi gözetliyorum, oyun derdinde ikisi de her şey yolunda. Geceden kalma son izleri de silebilmek için banyoda buluyorum kurtuluşu. Çıplaklığım da arıyorum unuttuğum merhametin huzursuz izlerini. Kalp atışlarımı düzene soktuktan sonra çıkıyorum. Kahvaltı ritüeli için masaya oturup çayımı yudumluyorum. Onu düşünüyorum, mesajını görüyorum ışıklı ekranın camından, boynumda nefesinin dolaştığını hisseder gibiyim tebessüm ediyorum... Telefonda duyuyorum sesini çağırıyorsun. Düşünmeden çıkıyorum, ponponlu bereyi ıslak saçlarıma örtü yapıyorum. Üşümüyorum, ruhum titrerken adımlıyorum yorgun kaldırımları. Şimdi o tek başına ve biz iki kişi. O işleri iyi yapıyor, biz biraz yarım… Siz hiç bulutları takip ettiniz mi? Şimdi gökyüzünde hiç bulut yok. Sıkıntı çöktükçe uzaklaşıyorum kendimden. Yanımda yürürken göz ucuyla izliyorum saçlarını. Zaman aleyhime işlerken,...