Kıyıdayım, gözlerim dalgaları takip ediyor. Asla
yakalayamayacağım köpükleri ve asla sarılamayacağım girdaplarıyla kokusunu
içime çekiyorum; yarı tuzlu, yarı yosun kokulu maviliğin. Karanlıktan sonraki
aydınlığa benziyor yalnızlığımın acısı. Tenime düşen ilk ışık parçacıkları
sanki lime lime ediyor etimi. Acıyla örtüyor kirpiklerim gözlerimi. Çok temiz
sanmıştım düşlerimi ve temiz sanmıştım aşklarımı. Bacaklarımda hissederken
zevkini, masumiyet perdesi kalkarken bedenimden artık benim değildi aşklarım.
Kimin sesi?
Kimin kokusu? Bu duyduğum! Birazdan omuzuma
dokunacak olan eller kimin?
-Neden öylece durmuş ve gözlerin kapalı ufka
bakıyorsun?
Cevap vermeye utanıyorum. Kim bilir bu kaçıncı günah?
Yanaklarıma ateş bastığını hissederek ve gözlerimi aralamadan cevaplıyorum…
-Dalgaların dansına kulak veriyorum.
-Büyük ayrılığın ardından kendine işkence ediyorsun.
Ansızın beliren bu yabancı rahatsız ediyor ruhumu ve
dönüp suratının tam ortasına bir yumruk atmak istiyorum. Kadınsı yumuşak sesi
bilincimdeki tüm bu arzuların engellenmesine neden oluyor. Belki de dudaklarında son bulmak istiyorum. Ölümü
arzuluyorum hiç olmadığı kadar. Şiirlerimi dökerken denizin yumuşak bağrına,
çığlıklar atıyor kağıtlar, bir şair katlediliyor son nefesini veriyor.
Martılar görmezden geliyor olanları, balıklar henüz uyanmamış. Öfkeleniyor
deniz! Dövüyor üzerinde bulunduğum duvarı, önce çarpıyor, sonra milyonlarca parçaya
ayrılıyor dalgalar. Yüzümde son buluyor tuzlu damlacıklar. İyileşmeyen
yaraların pençesinde, nereye gitse hep sürgünde kayıp bir çocuğum. Merhametini
çoktan yitirmiş insanlar; karıncaları ezmekte, acımıyor içi yok etmeye
programlı. Bastıkça çatırdıyor bir tarafta gövde diğer tarafa kopuk baş…
-Git artık! Bırak beni! izin ver dokunayım
yalnızlığıma!
-Gidemem üzgünüm…
-Neden ama?
-Ben içindeki senim ve seni burada tutmak zorundayım. Hadi dokun parmaklarıma aç gözlerini.
Kardeş gibi sarılırdım sokaktaki kimsesizlere.
Herkes uyurken sarhoştum. Duyduğum davulun sesinin ne anlama geldiğini bilirdim
ve sahura kalkardı görev budalası olmuş oyuncular. Çaresizlik nedir? Sarı ışığın altında tecavüze uğramış yüzlerde
görürdüm cevabını; çaresizliğe sarılır tutkuyla öperdim dudaklarından…
Şimdi, suskun karşımda...Savaşçı değil artık
insanlar. Yılgınlık çöktü ruhumuza. Sıkıldık yenilmekten, yorulduk ölmekten.
Burnunu çekerdi, hep hastaydı, Kürt olduğu için kaderine yazılıydı yoksulluk.
İnanmazdık pek kadere ama öyle derlerdi ve yapışırdı yakamızdan kader. Şimdi
uzaklarda bir kadın yatıyor…
Şimdi beni bekliyor; soğuk toprağına sarılmış
evladını bekliyor. Ezanlar okunuyor kalbimde ve bir dua geçiyor aklımdan. Tanrı
saklanıyor bulutların ardına. Bir kadın bekliyor herkes ölmüş oysa oğlu hala
hayatta. Her ne kadar kemikten hatıralar kalsa da ardında.
Kim bilir çiçekler okşuyor yüzünü
Kim bilir kuşlar dokunuyor soğuk taşlarına
Geliyorum sarılmaya dalgalarına, geliyorum! kokunu
dakikalarca içime çekmeye geliyorum!
Yaşıyorsun ve aslında ölüsün.

Yorumlar
Yorum Gönder