Ana içeriğe atla

GİRERKEN BOŞLUĞUNA

Güneşin çocukları henüz yatağa yeni düşüyordu. Üzerimi değiştirirken yerde duran iç çamaşırlarından kendime ait olanı bulmakta zorlandım. Bir kez daha arkamı dönüp ona baktığımda vücudunun kıvrımlarını hayranlıkla izliyordum. Çocukluğumun seslerini kulağımda duyarken evi biran önce terk etmeliyim, gömleğimi iliklerken sırasını karıştırıyorum. Küçük kağıdı karalarken aklıma gelen ilk sözü iliştiriyorum  “Elimde değil”

Dışarı attığımda kendimi ruhumun hala o evde olduğunu bilerek soğuk havayı çekiyordum ciğerlerime. Kimden kaçıyordum yatağımda inleyen kadından kaçmıyordum. Felaketimden çözemediğim yığınla sorudan kaçarak ilerliyordum şehrin kör sokaklarında. Otobüs durağındaki simitçiden almayı düşündüğüm şeyi es geçiyorum. Bozuk atıyor simitler. Sahile vurmalıyım hiç vakit kaybetmeden yeniden vurmalıyım kayaklıklarıma. Sisifosun kayası gibi denizle olan ilişkim. Dalgalara her çarpışında bedenim, yeni bir umuda kanat çırpıyor ruhum. Edebi şımarıklıklarımı okuttuğum binlerce okuru geride bırakıyorum evlerinde. Kim bilir hangi evde kimler zevk denizinde boğulurken mutsuzluğu dolduruyorum satırlarıma. Umutsuzlukla cezalandırılırken Sisifos, tanrıları soruyorum bedenimi kayalıklara sürükleyen tuzlu sulara. Kimseye söyleyemediklerimle ölüme mahkum ebedi kürek mahkumuyum. Adımlarım hızlanırken asfaltın üzerinde dans eden kumrular korkuyla kanat çırpıyor gökyüzüne.

Girerken boşluğuna süzülürken dudaklarından
Uyandı mı o?
Uyandı mı Tanrı?
Şiir defterinin uçları kırık
Düşlerin cezalı, karnını çekerken geriye bacaklarının arasında düşleri…
Ellerimi ceplerime sokarken çıt çıkarmadan dinliyordum denizin çığlıklarını. Ucundayım uçurumun. Dün geceden kalma gözlerle bakıyordum onun dudaklarına. Kafamın içinden yükselen seslerin acısıyla dizlerimin üstüne çökerken düşüyorum boşluğuna yaklaşırken ölümün soğuk kollarına sayıyorum sonsuzdan geri. Zorla uyandırıldığımda kabusumdan kopmak istemediğimi anlıyorum. Gözlerimi ovuştururken yanı başımda duran kitabın yazarını okuyorum tekrarlıyorum defalarca Yuri Bondarev…



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KİMSESİZLER TRAGEDYASI

Buralarda Sonbahar sokakları derler yalnız ve karanlık köşelere. Ellerim ceplerimde ve karşımda Cihat etmeye hazır suratlar. Fanatizmi yenemediğimiz saatleri devirirken aklım, kediler çığlık çığlığa  mırıldanırken ve  kesinlikle havada sex kokarken, ruhumu mengeneyle sıkan baskıya rağmen bağırarak şarkı söylüyorum. Yürümek düşünmesini bilen insanın tek silahıdır. Toplumlarımız karanlık çağın ağırlığı altında ezilirken, insanın belki de son sığınağı bilmediği bir boşluğa yürümektir. Bir erkeğin kalbi olmamalıdır, doğuştan yasaklıdır ona ağlamak. Travması hep ağırdır erkeğin. Emin olmalı birileri artık erkek kediler, erkek insanlardan özgürdür. Şehir insanın ruhuna küstüğünde, kent kollarını sadece paraya açarken, beş parasız bir meczup saçlarını okşatamadığı anların intikamını yıldızlardan çıkarıyor. Orta doğu sokakları kan, gözyaşı ve tecavüz. Büyük babalar böyle istedi diye kilit vurduk dudaklarımıza, inanç belledik insan öldürmeyi. Boğaza kadar fanatizme battık. Kitles...

KÜÇÜK ADAMIN HİKAYESİ

INTRO Daha önce hiç tanımadığım bir tat dilimin ucundaki. “Yeni mi çıkarmışlar bu dondurmayı?” gülümsüyor, çok eğleniyor, damağımdaki tadın yarattığı şaşkınlıkla eğleniyor. Sucuk gibi terlemişim, topun peşinde koşmaktan. Babam hep bu komik deyimi kullanırdı, belki de beni kırmak yerine güldürmeyi tercih ederdi. Küçük kız yanındaki erkek çocuğuyla uzaklara dalıyor ve gülümsüyordu, gündüz vakti kendini gösteren Ay’a bakarak. Şimdi karanlığı geçtik, şimdi intronun sonuna yaklaşırken Elele tutuşup dünyanın ekseninde dönüyorduk. Şimdi dünya bizdik, sarıldık! Ayrılmayı yediremedik! Sustuk! Ve gülmedik… PEMBE PLASTİK TOP Kahvaltının sonuna gelirken gözüm heyecanla dışarıdaydı. Bu durumu kimseye çaktırmak istemezsin özellikle evdekilere. Ama anne ve baba her şeyi bilir ve hisseder. Gelen arkadaşın ardından hızla çıkılır evden. Annenin tüm uyarılarından kaçabilmenin tek yolu hızla ayakkabıları giyip uzaklaşmaktır. Dün patlayan topun yerine pembe plastik bir top gelmiştir. Çok güldü...

EROS VE UYGARLIK

Modern dünya; hepimizin yaşadığı, elektronik ağlarla çevrili ve bir bölümü tamamı ile çöplüğe dönmüş olan uygar gezegenimize verdiğimiz bir ad. Yaşadığımız hayat, buharlı makinelerin ardından insanlığın kendi yarattığı metaların kontrolüne girdiği, duygu dünyasının, düşünce ve akıl eksenin büyük oranda ters düz olduğu muazzam bir yapay zeka medeniyeti. Korkmayın bu yazı bir filmin senaryosundan ya da hazırlanmakta olan bir belgeselden alınmamıştır. İdeoloji; kimine göre korkutucu, kimine göre var olduğu yaşama yönelik olarak geliştirdiği düşünüş biçimi ve bazı sığ düşünürlere göre ideoloji komünizm anlamına gelmektedir. Küçük bir not; yaşadığımız yüzyılda herkes kendisini önemli bir düşünür sanmaktadır. İdeoloji; çevremizde bulunan her an ve her dakika gördüğümüz ve yaşadığımız sistemin aslında ta kendisidir. Reklam panoları, büyük alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları, yazılı ve görsel medyada yer alan mesajlar özetle zihnimize aktarılan her çeşit bilgi ideolojidir. Birey, ...