Ana içeriğe atla

YALNIZLIKLAR

Karlı bir ağustos sabahına gözlerini aralıyordu. Yatağın çıkardığı çirkin homurtular ruhuna karışan soğuk ürpertinin sesini taklit eder gibiydi. Ağustosun ortasında üşür mü hiç insan? Titrer mi? Sıcağın koynunda it gibi titrer mi hiç insan?

“Senden beklenen bütün bu güç işleri başarabilecek kadar kararlı, kalabalıklar içinden suçluları gözünü kırpmadan çekip çıkarabilecek kadar, bütün bu işlerin üstesinden gelebilecek kadar güçlü olduğunu biliyorum: Çünkü O’sun sen. Ama bu umutla ne kadar oyalayabileceksin bu kalabalıkları? Bir süre sonra, işlerin düzelemeyeceğini görecekler. Ellerindeki ekmek büyümediği için senden aldıkları umut da tükenmeye başlayacak”. 
                                 KARA KİTAP-ORHAN PAMUK YKY (S:170)

Kapanan yalnızca bir kitabın kapağı değildir. Hayatlar gazete kağıdına sarıldığında, yemeyi ertelenen çekirdeğin hikayesi beliriverir insanın karşısında. Mori o sabah uyandığında üşüyordu. Çıplak ayaklarıyla mutfağa doğru yürürken, gıcırdayan parkeler hareketin ritmine ayak uydurmak istercesine kuru tahta sesi çıkarıyorlardı. Açılan telefondan ekrana yansıyan milyonlarca iltifat mesajlarının arasından yükselen dalga sesi saldırıyordu ruhuna. Mori kadındı, Mori insandı, Mori facebook, Mori twitter, Mori fotoğraflarını paylaştığı bir sosyal ağ sarhoşu idi. İnsan nedir? Yumurta ağır ağır istemeden düşerken tavaya, belki de gönlü yoktu pişmeye. Korkuyordu belki de yumurta kırıldıktan sonra hiç korkar mı?
Kahvaltı sonrası çıplak vücudundan akan suyun ritmi ile zevk sıvılarını bacaklarından akıtıyordu Mori. Yeni aldığı iç çamaşırını haklı bir gururla bedenine geçiriyordu. Sayısını bilmediği reel bir sevgili ile randevusu vardı. Paralı bir adamdı, kibardı, suçluydu ya da bir katildi sevgilisi. Sanal ve reel sevgililer ağı tamamlanmayı bekleyen yapboz parçaları gibi. Küçük bir beden sahile vurduğunda, tüm sesler kısılır mı? Yoksa daha mı gürültücüdürler? Karnı tok, sırtı pek şanslı kadın kontenjanından hayatını sürdürmekteydi Mori.
20 Ağustos…saat: 08:45
Masaları gelecek müşterilere hazırlıyordu genç garsonlar. Talihsiz erkek yığının arasında ürkek ama isyankar delikanlı Selçuk hazırladığı tüm güzelliklere küfürler yağdırarak işini hakkıyla yapıyordu. O yapıyordu müşteriler eğleniyordu. Selçuk yoruluyordu başkaları hayranlıkla izlediği güzel kadınları koluna takıp evlerine götürüyorlardı. Daha fazla iç sesine kulak vermeden işine yoğunlaşmak zorundaydı. İçeriden gelir her zaman yıkımın çığlığı ya da fırtınası. Selçuk akşam evine gittiğinde yorgundu. Selçuk  31 çekmekten acizdi. Tipik bir emekçi ya da yalnız bir köleydi. Mutsuz bir Ağustos gecesi kendisini asla ifade edemediği kağıtlara hikayesini anlatırken. Aşık olduğu nice kadına karşı giriştiği her savaşı kaybetmişti. Hayalleri artık düşman askerlerinin postallarıyla çiğnenmekten yorgun düşmüştü. İlmeği boynuna geçirdiğinde ilk kez ereksiyon olmuştu. Üç gündür dinlenen bedenin doğaya verdiği bir tepki olmalıydı. Yuvasına uçamayan bir penisin kafasının koparılması gerekiyordu. Yasaklıydı hayalleri, yasaklıydı doya doya bir kadınla aynı yatakta yatması. İyi bir adamdı tecavüz edemezdi ya da saplayamazdı defalarca masum bir bedene keskin bıçağını. Gereği düşünüldü! Selçuk hem katil hem de maktuldü. İlmeği boynuna geçirdiğinde hayallerine hak ettiği özgürlüğü kavuşturmuştu. İki aylık maaşıyla aldığı müzik setinden çıkan kimsesiz bir piyano sesinin eşliğinde aramızdan ayrıldığında yapayalnızdı Selçuk.




SIRTINDAKİ YARA, ÇATIRDAYAN AĞUSTOS BÖCEKLERİ VE BOĞUCU SICAK
Yazı masasından zorunlu olarak doğruldu. Kendisi için hazırlanan kahvaltıya yetişmek ve her sabah tekrarlanan aile ritüelini yerine getirmek zorundaydı. Şiir yazan parmakları titriyordu. Ayrılığın ezgisini karalamıştı öksüz kağıtlara. Kurşun askerdi dışarıda milyonlarca insanın arasında yorgun bir parya idi. Domatesi masa da gördüğünde gülümsediğini sandı. Canı acır mı kesilirken domatesin?  Hızla yapardı kahvaltısını, sevdiği insanlar olmadığından değil. Yazı çağırdığı için, yazı çağırdığı içindi tüm bu telaş. Teknolojik kuşatmanın altında zorunlu göçe tabi bir yazardı. Kadınlar neden sevmezdi şiirleri, öyküleri, masalları babaları okumadıkları ya da babaları sarılmadıkları için mi kızlarına katilini severdi bunca kadın. Katiliyle tek vücut olmak, katilinden çocuk doğurmak kader değil, zorunlu bir mağlubiyetti sanki. Meşhur olana dek yalnızdır şair, kime göre popüler olmalı insan. Çok mu sevilmeli insan? Evet çok sevilmeli, çok sevilmeli ki daha doğarken yok edilmeli cani katiller. Başı dönerken dikkatini toplamaya çalışıyordu. Burnundan kağıda doğru düşen kızıl yağmurun görüntüsü ile irkildi ve aynı anda yığılırken yere acıklı bir çığlık duydu kulaklarında. Puşkin uzatırken kollarını genç yazara masanın üzerinde duran dokunmatik telefonu eline alarak ambulansa haber verdi.


                      "Çocuk olmak;bir senfonin ortasında sevgilinin dudaklarını öpmek ve küçücükken kocaman bir kalp taşımaktır."


MEGOLAMANİ YA DA MORİ
Son model bir arabaya sahip olmak günümüzde artık bir lüks olmaktan ibaret değil. Gerçek lüks bir kitap satın almak ve sabırla okuyabilmektir. 25 Yaşına geldiğinde okuduğu tek bir kitap dahi olmayan para ve şöhret avcısı genç bir kız. Hem katil, hem maktul Mori. Ne zaman yargılanacaklar? Ne zaman yargılanacak ruh katilleri? Lüks arabanın içindeki şişman ve çirkin inşaat müteahhitti Ali elini Mori’nin bacaklarının arasına atmış kendisini ve genç kızı tahrik etme telaşı içerisindeydi. İş hazırdı, milyonlarca takipçi hazırdı, hastaydı genç kız Narkisosun hastalığına yakalanmıştı. Uzun zamandır yeni hayaller kurmuyordu. Hayalleri lüks çanta, yeni makyaj malzemesi ve son model teknolojik aletlerin işgali altındaydı. Eve geldiklerinde evli ve çocuklu patronun bacaklarının arasındaki erkekliğini kendi kadınlığıyla kavrıyordu. Dökülürken spermler neden sessizdir? Hayvani çığlıkların arasından neden zoraki masum olmaya çalışarak ilerlerler hiç doğamama pahasına kadın bedeninde. Açık unutulan televizyondan verilen acı dolu haberlere kulak asmadan içkilerini yudumladılar. Başarılı yandaş işadamı Ali yeni bir bina satmışçasına mağrurdu. Mori basit bir fahişeydi…Mori fahişe olamayacak kadar unutmuştu kendi varlığını. Banyoda defalarca gargara yapmasına rağmen zengin adamın vahşi bir ayı gibi inleyerek fışkırttığı spermlerinin tadını ağzından atamıyordu. Diğer kutusuna düşen teklif mesajları, atılan basit bir fotoğrafa gelen binlerce beğeni Mori’nin yaşadığı iğrençlikleri unutmasında yetiyordu. Kalabalık beğeni gruplarının içerisinde yalnız bir fahişe hayatı sürüyordu Mori…

Yalnızlıklar! Bizim hikayemizin yarım kalan ve tamamlanmayı bekleyen bir bölümüdür. Yalnızlıklar! Hayalleri işgal edilen insanlar adına kaleme alınmıştır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEĞERSE AŞK...

Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu. Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar. Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime,  arsızlığımda  saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda. Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda.                                        ...

BİR ŞEYLER VE ÇOK ŞEYLER

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." (Sisifos Söyleni-Albert Camus)                 Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olan yazarlardan bir tanesidir Albert Camus. Felsefeyi edebiyatla özdeşleştirmeyi seven, başkaldırının devinimi içerisinde sessizce ilerleyen ender insanlardan. Günümüz dünyasına bakarken, bize göremediğimiz pek çok ayrıntıyı gösterecektir Camus. Geriye gidişimizin temelleri bir yüzyıl öncesinde atılmaya başlanmıştır. İkinci dünya savaşı bu manada milat olmuştur. Hz.İsanın doğumunun takvimlere olan yansıması ile ilgilenmiyorum. Nazilerin yarattığı insan ötesi bir başkaldırı ile ilgilenmek zorunda olduğumuzu düşünenlerdenim. 1945 ve savaş sonrası dönem gerçek bir savaşımın yeni başladığını bizlere kanıtlayan örneklerle dolu. Evrimsel sürecimizin üst skalasında insanlığın nihai erginliğine ulaştığını d...

KARANLIĞIN SONUNDA

Güneş süzülürken uğur böceklerimin kanatlarının arasından, seni soruyorum dudaklarımı öpen rüzgara. Penceremden eğilip kedilerimi gözetliyorum, oyun derdinde ikisi de her şey yolunda. Geceden kalma son izleri de silebilmek için banyoda buluyorum kurtuluşu. Çıplaklığım da arıyorum unuttuğum merhametin huzursuz izlerini. Kalp atışlarımı düzene soktuktan sonra çıkıyorum. Kahvaltı ritüeli için masaya oturup çayımı yudumluyorum. Onu düşünüyorum, mesajını görüyorum ışıklı ekranın camından, boynumda nefesinin dolaştığını hisseder gibiyim tebessüm ediyorum... Telefonda duyuyorum sesini çağırıyorsun. Düşünmeden çıkıyorum, ponponlu bereyi ıslak saçlarıma örtü yapıyorum. Üşümüyorum, ruhum titrerken adımlıyorum yorgun kaldırımları. Şimdi o tek başına ve biz iki kişi. O işleri iyi yapıyor, biz biraz yarım… Siz hiç bulutları takip ettiniz mi? Şimdi gökyüzünde hiç bulut yok. Sıkıntı çöktükçe uzaklaşıyorum kendimden. Yanımda yürürken göz ucuyla izliyorum saçlarını. Zaman aleyhime işlerken,...