Bir kadını
sevmek,bugün yaşanılan gerçekliğin en uzağındaki nokta gibi gelebilir.
Çocukluğu travmatik geçen, sevgisizler ordusunun içerisinde,suyun altında nefes
almaya çalışmak gibi yaşamlarımız. İncinen sadece minik bedenler değil elbette.
Küçük kızlar kadar, küçük oğlanların çektiği sessiz acıların toplamı,
sokaklardaki sessiz katiller. Bugün tüm teorileri unutup geleceğe bir çizik
dahi atamaz olduk. Hayallerimiz hazırlarıyla kuşatılmadan önce, şiddetle
tanıştık. Anne ve baba diye bildik gözlerimizi açtığımızda karşımızda dikilen
iki insanı. Ailede başladı her şey modern toplumun bahtsız çocuklarıydık.
Elektronik çağın deli gömleğini giydirildik zorla. Mektupları savurduk,
geçmişin romantizmine sövgüler düzdük. Değersiz sevişmeleri mekanikleştirdik
sadece gidip geldik, sadece yapmış olmak için doğurduk. Okumak neden,
kütüphaneler boş, sokaklar yere tüküren, küfür eden, taciz eden, tecavüz
suretindeki insanlarla dolarken sokaklar, çocuklar bilmediğin türden bir küfür
savurdular evrene. Sen sustukça büyüdüler içimizde. Müzeler bir gün yıkılacak
ve yerine son model telefonların, belki de adı artık telefon dahi olmayan
aygıtların mağazasına dönüşecek. Bu sabah belediye otobüsünün her zaman ki gibi
tadı yok. Ben de ne diyorum belediye otobüsünde ne gibi bir tat olabilir? Yere
yapışan ayağımı kaldırmaya çalışırken, aslında bir sakızla cebelleştiğimi fark
ediyor, hayretler içinde en açık küfürleri savuruyorum içimden. Sonra bedenimi
boş bir koltuğa atarken,yanımda giden et parçalarına bakıp biraz daha
söverken,ineceğim durakta buldum kendimi. Sahi artık hayvanlarla konuşur olduk
değil mi. Merhaba köşedeki hınzır kedi bob dün gece çok kovalamaktan dişileri
yorgun düşmüş, bugün gölgenin altında pinekliyorsun. Dünyanın en güzel şeyi
uyumak diyorsun insanlara. Şu yanımdan geçenin adını da ben koydum oda bu
caddenin en yoksul köpeği, adı soluk güneş tüyleri sarı ondan bu adı koydum.
İsim koymayı becerememem, soluk güneşin kaburgalarını saymama engel değil.
Çalıştığım derginin etrafı çok işlek. Kuyruklarını arsızca kaldıran hanım
efendi kediler, tehditkar serseri erkekleri kışkırtırken fırtına koptu kopacak.
İnsanların varlığı dışında her şey yolunda. Hepimiz sizin olmadığınız dünyayı
düşlüyoruz. Bob, soluk güneş ve ben yazarınız. Şimdi pencereye doğru emin
adımlarla yürü;sakın hohlamayı deneme dalga geçerler seninle, bu sıcakta resim
çizeceğim diye uğraşırsan deli derler adama. Hadi şimdi getir tuvali ve başla
çizmeye soluk güneşi, azgın kedi bobu lanet olası insanları, elli derece
sıcağı, kapatılan müzeleri ve yok olan insanlığı,vakit geçiyor ve penceredeki
tuval çocukluğumuzun köhne zaman makinesinde yok oluyor.
Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu. Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar. Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime, arsızlığımda saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda. Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda. ...

Yorumlar
Yorum Gönder