Ana içeriğe atla

İlave TV muhabirinden dayak yediğini söyleyen öğrenci: Arif Kocabıyık oportünisttir

 

Süleyman Kaymaz: “Ben bir ara sadece sağ tarafıma bakabildim, işte o kısa anda da Arif Kocabıyık’ı gördüm. Kendisi etkisiz hale getirilmeme rağmen bana vurmaya devam ediyordu”

Çağdaş Gökbel

Geçmişte Akdeniz Üniversitesi’nde güvenlik görevlisi olarak çalıştığı ortaya çıkan İlave TV kurucusu Arif Kocabıyık’ın öğrencilere şiddet uyguladığı çeşitli görüntülerle birlikte sosyal medyaya yansıdı. Gazeteci Çağdaş Gökbel Antalya’da o şiddetin doğrudan mağduru olan Süleyman Kaymaz’la konuştu.

Yaşadığı ağır şiddeti anlatan Kaymaz, gerçeklerin artık ortaya çıktığını belirterek, kamuoyunun gereken yanıtı vermesi gerektiğinin altını çizdi.

 





İlave TV’nin kurucusu Arif Kocabıyık’ın geçmişte Akdeniz Üniversitesinde güvenlik görevlisi olduğu ve öğrencilere şiddet uyguladığı ortaya çıktı. O dönem neler yaşandığını anlatır mısınız?

Söz konusu bu şiddet; 6 Kasım 2013 YÖK eyleminde gerçekleşmiştir. Biz o gün ortak sloganımız olan, “Parasız, Nitelikli, Ana dilde eğitim” sloganlarıyla rektörlüğün önüne yürüyüp, orada basın açıklaması yapmayı planlıyorduk. Yasal yürüyüş hakkımızı kullanmak istedik. Özel güvenlik ekipleri önümüzü kesti, onların 100 metre gerisinde de çevik kuvvet ekibi duruyordu. Bizlere özel güvenlik ekibinin amiri, bu yürüyüşünüzü rektörlüğün önüne doğru devam ettirip, basın açıklaması yapmanız yasal değildir, dağılın açıklaması yaptılar. Biz de bu yürüyüşümüzün anayasal hakkımız olduğunu dile getirip, hakkımızı kullanmak istediğimizi diretirken birden güvenlik ekipleri bizleri itmeye başladı. Görüntülerde de gördüğünüz gibi saldırı başladı. En nihayetinde öz savunma hakkımızı kullandık. Ben de öz savunma hakkımı kullanırken, gözaltına alındım. Zaten mevzubahis ettiğim şiddette bu gözaltı sürecinde yaşandı. İki kişi elimi arkadan tutarken, biri sol taraftan kafamı tutuyor, bir diğeri de sağ taraftan yüzüme, kafama yumruk atıyordu. Ben bir ara sadece sağ tarafıma bakabildim, işte o kısa anda da Arif Kocabıyık’ı gördüm. Kendisi etkisiz hale getirilmeme rağmen bana vurmaya devam ediyordu. ‘2 kişinin tutup da 1 kişinin ona vurması hangi etiğe, hangi hukuki değerlere girer ki sen bana bunu yapabiliyorsun?’ Diğer gözaltına alınan arkadaşlarım da aynı şekilde şiddet görmüş bir şekilde bulunduğum bölgeye getirildi. Ki orada Emre adlı arkadaşımın durumu benden daha kötüydü. Dedim bu arkadaşımızın eli yüzü kan içinde, bir hastaneye götürün bizi. Siz susun ve burada bekleyin diye karşılık verdiler, daha sonrada bir su getirip Emre’nin yüzünü yıkayarak tedavi etmeye çalıştılar. Hem güvenlik hem doktorlar herhalde.

MAĞDUR OLMAMA RAĞMEN BENİM ALTI KİŞİYİ YARALADIĞIMI İDDİA ETTİLER”

Daha sonrasında karakola götürüldük. İfadelerimiz alındı. İfade esnasında şikayetçi olduk, onlar da bizden şikayetçi oldu. Hatta mağdur olmama rağmen benim 6 kişiyi yaraladığımı iddia ettiler. Yaklaşık 1 sene sonra mahkeme açıldı. Bizim şikâyetimiz takipsizlikle sonuçlandı, onların şikâyeti dikkate alındı ve hala mahkememiz devam ediyor.

 



Tüm bunları yapan bir kişinin bugün muhalif kitle tarafından kahraman olarak karşılanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Aslında yaptığı röportajlarda kullandığı dilin pek sağlıklı olmadığını görebiliriz. Zira dili ırkçı ve eril ifadeler ile sarmalanmıştır. Sadece dikkat ederek dinlesek bunu yakalayabiliriz. Geçmişini kamuoyu bilmiyor olabilir fakat şimdi öğrendiler. Kendisi bir kahraman değil, zamanında Yılmaz ERDOĞAN gibi Yavuz Bingöl gibi muhalif insanların duygularını kullanarak bir yere gelmeye çalışan “oportünisttir”.

 

Üniversitede güvenlik şiddetinin dışında ne gibi baskılarla karşılaşıyordunuz, özellikle İsrafil KURTCEPHE dönemini anlatır mısınız?

Özgür düşüncelerimiz, politik tavırlarımız baskı altında tutulmaya çalışılıyor, özgür düşünen akademisyenlerimize baskılar uygulanıyordu. 2010-2014 arasında Türkiye’deki birçok üniversitede yükselen muhalif dalgası bizim üniversitemize de yansımıştı, İsrafil KURTCEPHE de bu yansımaları iktidarın güdümünde baskı altına almaya çalışıyor, özel güvenlikleri ve polisleri de bu baskının fiziksel boyutu için etkinleştiriyordu. Her eylemimizde polisleri okula davet ediyordu. Toma ve akrep okulda hiç eksik kalmazdı.

İlave TV abonelerine ve kamuoyuna nasıl bir mesaj iletmek istersiniz?

Ne olduğunu öğrendiler, bu çerçevede söz konusu şahsı analiz edip, saygı çerçevesinde eril ifade olmadan değerlendirmelerini, hak ettiği değeri şiddetsiz bir şekilde göstermelerini isterim.



Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

MEĞERSE AŞK...

Usulca aralandı kapı; içeriye doğru süzülürken, ayakları çıplaktı. Sevişmiş gibiydiler; ruhları tutsaktı dudaklarında. Yirmi birinci yüzyıl aşkları demişlerdi… Alınlarında yazan çetin bir suskunluktu. Elleri dokunurken yanaklarına, gözyaşlarını kucaklıyordu avuçları. Karartma günlerini yaşıyordu kent, gözlerinde ıssız acılar, erkek umarsız yalnızca onun dudaklarında yaşarken, tenler birbirine değdiğinde suskundu sokaklar. Zaman düşmandır aşklara, sürekli vurur insanın kollarına kırbacını duyumsayan yalnızca iki kişidir… Utangaç yaklaşırken nefesime,  arsızlığımda  saklı sevgim. Diyalektik ya da umarsız aşkında saklıyordu beni kimsesiz koynunda. Erkek: Düşlerini anlatıyordu dizlerinde…martılar kanatlanıyor annesinin ruhunda. Gözyaşlarını saklıyor kadınından, erkek mahzun, erkek yoksul, erkek çaresiz yirmi birinci yüzyılda.                                        ...

BİR ŞEYLER VE ÇOK ŞEYLER

"Gerçekten önemli olan bir tek felsefe sorunu vardır, intihar. Yaşamın yaşamaya değip değmediği konusunda bir yargıya varmak, felsefenin temel sorusuna yanıt vermektir." (Sisifos Söyleni-Albert Camus)                 Yirminci yüzyıla damgasını vurmuş olan yazarlardan bir tanesidir Albert Camus. Felsefeyi edebiyatla özdeşleştirmeyi seven, başkaldırının devinimi içerisinde sessizce ilerleyen ender insanlardan. Günümüz dünyasına bakarken, bize göremediğimiz pek çok ayrıntıyı gösterecektir Camus. Geriye gidişimizin temelleri bir yüzyıl öncesinde atılmaya başlanmıştır. İkinci dünya savaşı bu manada milat olmuştur. Hz.İsanın doğumunun takvimlere olan yansıması ile ilgilenmiyorum. Nazilerin yarattığı insan ötesi bir başkaldırı ile ilgilenmek zorunda olduğumuzu düşünenlerdenim. 1945 ve savaş sonrası dönem gerçek bir savaşımın yeni başladığını bizlere kanıtlayan örneklerle dolu. Evrimsel sürecimizin üst skalasında insanlığın nihai erginliğine ulaştığını d...

KARANLIĞIN SONUNDA

Güneş süzülürken uğur böceklerimin kanatlarının arasından, seni soruyorum dudaklarımı öpen rüzgara. Penceremden eğilip kedilerimi gözetliyorum, oyun derdinde ikisi de her şey yolunda. Geceden kalma son izleri de silebilmek için banyoda buluyorum kurtuluşu. Çıplaklığım da arıyorum unuttuğum merhametin huzursuz izlerini. Kalp atışlarımı düzene soktuktan sonra çıkıyorum. Kahvaltı ritüeli için masaya oturup çayımı yudumluyorum. Onu düşünüyorum, mesajını görüyorum ışıklı ekranın camından, boynumda nefesinin dolaştığını hisseder gibiyim tebessüm ediyorum... Telefonda duyuyorum sesini çağırıyorsun. Düşünmeden çıkıyorum, ponponlu bereyi ıslak saçlarıma örtü yapıyorum. Üşümüyorum, ruhum titrerken adımlıyorum yorgun kaldırımları. Şimdi o tek başına ve biz iki kişi. O işleri iyi yapıyor, biz biraz yarım… Siz hiç bulutları takip ettiniz mi? Şimdi gökyüzünde hiç bulut yok. Sıkıntı çöktükçe uzaklaşıyorum kendimden. Yanımda yürürken göz ucuyla izliyorum saçlarını. Zaman aleyhime işlerken,...