Ana içeriğe atla

POST MODERN ÖLÜM

11 Ağustos iğnelerin üzerinden tahminen sekiz saat geçmiş. Yüzümü yıkıyorum, su damlaları dans ederken yaşlanmaya hevesli çizgilerimle, endişesiz ve kendimden emin sarılıyorum havlunun sadık kollarına.

Kahvaltı yine bildiğin gibi; salatalık, domates, peynir ve yalnızlık. Paul arıyor, düşürdüğü bozuklukları soruyor. Dün gece sarhoştu ve tanımadığı kadınlara sarkıntılık ederken kaldırıma yığılı vermişti. Paul arıyor, çişini tutamıyor, Paul karanlığı gizleyemiyor, okuyucuları bencil, okuyucuları narsist ve üzgünüm tedavisi yok. Aynanın önünde tek vücut olmak belki de iyi gelir.

Kasıklarındaki ıslaklığı hissediyorum; nefesin boynumda, göz bebeklerin kocaman, artık bu dünyada değiliz. Ölüm ve yaşam arasında bir yerlerdeyiz. Tarifi yok. Öpüşürken çıkan seslerin nota düzeninde yeri yok. Modern dünyanın, post modern kölelerinden uzakta kendi komünizmini yaşayan iki bedenin mutluluğunu nakşediyorum satırlara. Sarhoş olmayalı uzun zaman olmuş, sarhoşluğu seninle özlüyorum. Anahtarların cebimde, evin yalnız, evin boş, senin sokağında tanıdık ve o bildik sıkıcı suratlardan korkuyorum.

Kapı açıldığında, yaşam son çığlıyla seslenir kulaklarıma. Anahtarlar dönerken, seni çağırırlar, gözyaşlarımla birlikte seni çağırırlar.

Ölüm…11 Ağustos Cuma günü ölüm dolar senli duvarlara ve ölüm dolar sensizliğin içindeki sıcak betona. Hiç görmedim, aslında hep görerek yaşadım ölümü. Sadece insana has bencilce bir eylem biçimidir ölüm. Rodrigo Amarante çalıyor, toprağa inen her darbede sarmaşıklanıyor duvarlarım. İki yanağımda tuzlu sular, deniz çağırıyor, Rodrigo çağırıyor, Paul arıyor.

Öfkeliyim…Sadece tanrıya öfkeliyim. Yasak meyvesinden koparıyorum ve bir elma düşüyor arştan. Sade bir aşkı anlatıyor sarmaşık…

Sayın dinleyenler bugün 11 Ağustos Cuma, Cumartesi, Pazar ve Pazartesi… Dağlık bölgede gerçekleşen çatışmada iki Marksist gerilla hükümet güçlerince ölü ele geçirildi.


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KİMSESİZLER TRAGEDYASI

Buralarda Sonbahar sokakları derler yalnız ve karanlık köşelere. Ellerim ceplerimde ve karşımda Cihat etmeye hazır suratlar. Fanatizmi yenemediğimiz saatleri devirirken aklım, kediler çığlık çığlığa  mırıldanırken ve  kesinlikle havada sex kokarken, ruhumu mengeneyle sıkan baskıya rağmen bağırarak şarkı söylüyorum. Yürümek düşünmesini bilen insanın tek silahıdır. Toplumlarımız karanlık çağın ağırlığı altında ezilirken, insanın belki de son sığınağı bilmediği bir boşluğa yürümektir. Bir erkeğin kalbi olmamalıdır, doğuştan yasaklıdır ona ağlamak. Travması hep ağırdır erkeğin. Emin olmalı birileri artık erkek kediler, erkek insanlardan özgürdür. Şehir insanın ruhuna küstüğünde, kent kollarını sadece paraya açarken, beş parasız bir meczup saçlarını okşatamadığı anların intikamını yıldızlardan çıkarıyor. Orta doğu sokakları kan, gözyaşı ve tecavüz. Büyük babalar böyle istedi diye kilit vurduk dudaklarımıza, inanç belledik insan öldürmeyi. Boğaza kadar fanatizme battık. Kitles...

KÜÇÜK ADAMIN HİKAYESİ

INTRO Daha önce hiç tanımadığım bir tat dilimin ucundaki. “Yeni mi çıkarmışlar bu dondurmayı?” gülümsüyor, çok eğleniyor, damağımdaki tadın yarattığı şaşkınlıkla eğleniyor. Sucuk gibi terlemişim, topun peşinde koşmaktan. Babam hep bu komik deyimi kullanırdı, belki de beni kırmak yerine güldürmeyi tercih ederdi. Küçük kız yanındaki erkek çocuğuyla uzaklara dalıyor ve gülümsüyordu, gündüz vakti kendini gösteren Ay’a bakarak. Şimdi karanlığı geçtik, şimdi intronun sonuna yaklaşırken Elele tutuşup dünyanın ekseninde dönüyorduk. Şimdi dünya bizdik, sarıldık! Ayrılmayı yediremedik! Sustuk! Ve gülmedik… PEMBE PLASTİK TOP Kahvaltının sonuna gelirken gözüm heyecanla dışarıdaydı. Bu durumu kimseye çaktırmak istemezsin özellikle evdekilere. Ama anne ve baba her şeyi bilir ve hisseder. Gelen arkadaşın ardından hızla çıkılır evden. Annenin tüm uyarılarından kaçabilmenin tek yolu hızla ayakkabıları giyip uzaklaşmaktır. Dün patlayan topun yerine pembe plastik bir top gelmiştir. Çok güldü...

EROS VE UYGARLIK

Modern dünya; hepimizin yaşadığı, elektronik ağlarla çevrili ve bir bölümü tamamı ile çöplüğe dönmüş olan uygar gezegenimize verdiğimiz bir ad. Yaşadığımız hayat, buharlı makinelerin ardından insanlığın kendi yarattığı metaların kontrolüne girdiği, duygu dünyasının, düşünce ve akıl eksenin büyük oranda ters düz olduğu muazzam bir yapay zeka medeniyeti. Korkmayın bu yazı bir filmin senaryosundan ya da hazırlanmakta olan bir belgeselden alınmamıştır. İdeoloji; kimine göre korkutucu, kimine göre var olduğu yaşama yönelik olarak geliştirdiği düşünüş biçimi ve bazı sığ düşünürlere göre ideoloji komünizm anlamına gelmektedir. Küçük bir not; yaşadığımız yüzyılda herkes kendisini önemli bir düşünür sanmaktadır. İdeoloji; çevremizde bulunan her an ve her dakika gördüğümüz ve yaşadığımız sistemin aslında ta kendisidir. Reklam panoları, büyük alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları, yazılı ve görsel medyada yer alan mesajlar özetle zihnimize aktarılan her çeşit bilgi ideolojidir. Birey, ...