15
Kasım yani bugün….
Adımları sıklaşıyor... Parkın içinden beni fark
etmeyi başardı. Çok güzel değil, göğüsleri ve belki bir parça kalçaları ilgimi
çekiyor. Düşüncelerimi güneş gözlüğümün arkasına iterken samimiyetsiz bir gülüş
yerleştiriyorum dudaklarıma. Şimdi, yanımda ve yanakları yanaklarıma değiyor.
Ten uyumunu yakalamaya çalışıyoruz sanki… İnsanlar garip canlılar tavus
kuşlarına benziyorlar bazen, tavus kuşu dişisini etkilemek için tüylerini açar
ve dans eder. Tabi tüm bu saçmalıklar, erkek denilen garip canlının omuzlarına
yükleniyor. Hadi sayalım şimdi, bu aptal kadın yanımda yürürken bir kadın nasıl
tavlanır onu sıralayalım.
14
Kasım 1999 saat:23/55
Alnımdan süzülen küçük bir damlayı göbek deliğine
denk getirmenin zafer çığlığını atarak yataktan doğruluyorum. Mutluyuz,
ikimizde orgazm olduk. Nasılsa; önemli olan orgazm olmaktı. İnanmadığımız bir
sürü yalan aşk sözcüğünü birbirimizin diline bırakıp, kendimizi banyoya attık.
İnsan bazı şeyleri unutabilen bir canlıdır. O yüzden kadınları tavlama listemi
unutmuş bulunmaktayım. Şimdi, müziğin ritmine kaptırırken bedenlerimizi, ensemi
avuçlarına alıp suyun altında gözlerini gözlerimin içine dikip soruyor; ‘Nereden
buluyorsun böylesine davetkar şarkıları?’ Sanırım onlar beni buluyor, doğanın
mucizesini yasaklayan tüm o saçma kurallarla anlaşamadığım için buluyorlar.
Prokapitalist bir ilişki bizimkisi ölü doğan ve maskelerin ardında kur dansı yaptığımız
bir aşk. İplerimiz koptuğunda serbest düşüşle burnumuzu parmaklarımızla kapatıp
histeri havuzuna dalacağız.
Şimdiki
zaman………
Ellerimi ceplerime sokuyorum. Boğazıma kadar
iliklediğim gömlek sanki beni biraz daraltıyor. Doğum günü hediyemi dün gece
almıştım. Peki, şimdi neden karşıdan bana doğru gelen şaşırtıcı güzellikteki o
rüyanın kollarına atılıp bu havuzlu sirkin içinde sevişmek istiyorum. Yürüyoruz
ve o sürekli konuşuyor. Bu manasız monolog sürerken, konuşmasını bitirmesini
beklemeden kendimi içki satan bir markete atıyorum. Elime bir bira alıyorum,
içmeyeceğini bildiğimden sormuyorum. Bu onun hoşuna gidiyor ve arzulu bir
gülümsemeyle beni karşılıyor. Hormonlarının harekete geçtiğini hissediyorum. Şimdi
beni böyle arzuluyor olabilir, bu şimdiki zamanda geçerli çirkin bir oyun.
Yarın yüzüme okkalı bir tokat atmak isteyecek. Beni biricik erkeği yapmaktan
vazgeçip, çirkinliklerin ve tüm lanetli şeylerin kaynağı olarak görecek ve ben
o zaman şuan yaptığım gibi elimdeki içki şişesiyle bütün bu kötü sözleri yüzüme
söylerken gülümseyeceğim.
Adımlarımı saymaya başlıyorum, bir türlü gideceğimiz
yere varamıyoruz. Zaman elleriyle boğazıma yapışırken boğulmamak için yakamı
açıyorum. Kimsenin olmadığı ıssız bir sokakta harekete geçiyorum. Rasnolnikov’un
baltasına benzemese de o fark etmeden sustalımı kavrıyorum. Ağzını kapatırken
alkollü oluşum onu endişelendirmiyor. Bunu erotik bir kur sanıyor. Tıpkı tavus
kuşları gibi… Kaburganın altından içeri girdiğimde kalbini o dakikada
durduruyorum. Kanlar içinde kalan ellerime bakıyorum. Kendime yeni aşklar
aramak için bedenimi karanlığa bırakırken, onun izlerinden kurtuluyorum. Küçük
bir çocuğa yaklaşıp ona bugün ne isterse yapabileceğimizi söylüyorum. Bir katil
kötü olmak zorunda değildir. Şimdi siz bu satırları okurken ve beni yargılarken
saf kötülük burun deliklerinize hücum edecek. Zavallı bir çocuğun çığlıkları
ile kan ter içinde uyanacaksınız ayrılmakta zorlandığınız rüyanızdan… Ben ise
satılık ruhlarınızı tutsaklıktan kurtarmaya devam edeceğim. Unutmayın… Bir katil
kötü olmak zorunda değildir.


Yorumlar
Yorum Gönder