Ana içeriğe atla

RÜYANIN ARDINDAN

Hani dün gelir bazen aklına, aslında yaşadıklarının çoğunu unutmuşsundur. Dünün senin için pek bir anlamı yoktur. Ölüm ülkesinin yalnız kayıkçısı belirir biranda ve gelir ruhunu Araf’tan götürmeye. Yine de direnmek isteriz! genlerimizde yazılıdır ölüme karşı koymak. Ayakkabılarımı bağlarken eğilmekten yorulduğumu fark ediyorum. Dışarı adımımı attığımda ciğerlerime dolan soğuk havayla ayılıyorum. Sokağın başında beni bekleyen iri kalçalara beyefendi adımlarla yaklaşıyor ve bu güzel kalçaları reveransla selamlıyorum. Arkadaşlar kızgın, telefonlarım suskun. Doğarken de yalnızdım çok etkilenmiyorum. Parayla ölçerken boyumu, kısalığıma hayıflanıyorum. Dudaklarımda arkadaşlarından acımadan ayırdığım bir dal sigara. Tek aydınlığıma mutlu gözlerle bakıyorum… Çektikçe ışıldıyor dünya. Kim bilir kaç ışık yılı uzakta birileri teleskoplarla bu parıltıya anlam verme çabasındalar. Dalgalara kulak kesiliyorum, dalgalar anlatıyor şairliğin acımasız yalnızlığını ve kayıkçı asılıyor küreklerine hadi götür şairleri aramızdan. Ruhsuzluğumuzun katil ruhlarıyla milyonlarcasını doğmadan boğuyoruz nasılsa. Yanımdan geçen güzel kızın bakışları üzerimde ancak cesaret edemiyor laf atmaya. Yakışıklı sayılan fiziksel bir görünüme sahibim. Sadece İstedikleri ölçüde hain olamıyorum. Kaç ruhu ellerimle katlettiğimi de bilmiyorum. Düşünceler arsızca üşüşürken kafamın içerisine, adımlarımı hızlandırıyorum.  Yürümek en iyi ilaçtır savunmasız bir biçimde saldırısına uğramışsanız eğer düşüncenin. Düşünceden  kaçmanın tek yolu karanlıkta yürümektir.

          
                                           "DÜŞÜNCEDEN KAÇMANIN TEK YOLU..."
                                  
Gece ilerlerken şarabın bardağa dökülüşünü dinliyorum hayranlıkla. Sadece ben miyim bu melodiye hayran olan? Bir yudum şarap gecenin ayazına başkaldırıdır. Yanımda tanımadığım bir tip…evet kendisi erkek. Nerede lan bu kadın bolluğu! özgürlük karanlıkta fark etmekte zorlandığın şu kocaman suya özgü tek gerçek. Kilitli vajina duvarlarıyla çevrili bir hapishanenin gardiyanlarından kaçıyoruz hepimiz. Çok konuştuğumun farkında uzatıyor sigarasından. Bedenimde söndürmek istiyorum ağlayan dudaklara tutuşturulan her sigarayı. Modern insanın çelişkilerini yazmak zor değil. Yazmanın zorluğu kafa karışıklığında. Ayaklarımın ucunda yavru bir kedi, enerjimle bütünleşip dalıyor sonsuz uykuya. O an anlıyorum ki alnımda yazıyor sevgi yüklü bir ahmak olduğum. Yavru kedilere tekme atıp öldüren binlerce adam şuan yatak odalarında onlarca kadını inletiyor. Kadınlar acımasızken adaleti aramak beyhude. Eğitimsiz, vicdansız ve sevgisiz bir ordunun kuşatması altındayız ve Donkişot olmakta ısrarcı ruhlarla can çekişiyoruz. Telefonuma gelen iletide şöyle yazıyor: ‘Kendini bir bok sanan çok okumuş solcu orospu çocuğu ayağını denk al yoksa…’ Tebessüm ediyorum acı bir tebessüm. Şaraba abanıyorum, aşka abanıyorum, hayata abanıyorum ve tükeniyorlar. Alışamadım kolay ölümlere. On dört yaşında kolayca yitip giden ve kimsenin umursamadığı hayatlara alışamadım.

Zorlanarak kalkıyorum oturduğum yerden, başım biraz dönüyor. Günah işlediği için öldürülmeyi hak eden biriyim. Biranda yanımdan hızla o geçiyor. Tanıdığıma eminim hızlı adımlarla kalabalığa karışıyor. Koştum ardından, umutsuzdu adımlarım… Neden koşuyordum? Oysa hala aşıktım korkularıma. Sonra kulağımda hissettim nefesini çok özlüyordum. Boşluğa doğru koştuğumun farkına vararak durdum. Ağlamak istedim haykırırcasına ağlamak. Aşk yapıştığında insanın boğazına düğümlenir yutkunamazsın. Ne ağlamayı nede yürümeyi becerebilirsin. Yere uzandığımda bir çoğu vicdan mastürbasyoncusu olan yüzle karşılaştım. Birazdan endişeli cümlelerle suratıma boşalacaklarını bilerek doğruldum. Hepsine küfürler savurarak yanımdan uzaklaştırdım ve kaldırımda boylu boyunca uzanmaya devam ettim. Siyah levis kotum, Harley Davidson botlarım ve Zara montumla iliklerime kadar işgal edilmiştim. Ruhumda biriken bütün bu acılarla kaldırıma sarıldığımda, göz yaşlarımı bir tek yıldızlar anlayabiliyordu. Onlarda suskundular sanki sokak lambalarına yenilmiş ve çok azdılar.


                                              "RÜYADAN ÇIKIŞ YA DA KAÇIŞ"

Dolabı açtığımda içi boş olan raflara gülücük atarak karşılık verdim. Fakir bir öğrencinin buzdolabı olmak gibi bir talihsizliği vardı dolabımın. Süzme peynir, çay ve bir miktar ekmekle kahvaltıyı geçirmek önemli bir meziyettir ülkemizde. Tabi tüm bu yoksulluğu kapının ardında bırakıp insan içinde zengin pozları vermekte tiyatro yeteneğimize ilişkin bir durumdur. Öğleden sonra evime gelen eski bir dosta size tüm ayrıntılarıyla yazdığım, bu rüyayı anlattığımda yüzüme delirmişim gibi bakmıştı. Alışık olduğu şeyleri duymaya programlanmış bir insanı hırpalamamak konusunda bana telkinlerde bulunduğunuzu biliyorum. Peki öyleyse şimdi ışığınızı kapatın ve sessizce ait olduğunuz o kabuğun içerisine çekilin.

  Dikkat! Bu yazı yüksek dozda postmodernizm içermektedir

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

KİMSESİZLER TRAGEDYASI

Buralarda Sonbahar sokakları derler yalnız ve karanlık köşelere. Ellerim ceplerimde ve karşımda Cihat etmeye hazır suratlar. Fanatizmi yenemediğimiz saatleri devirirken aklım, kediler çığlık çığlığa  mırıldanırken ve  kesinlikle havada sex kokarken, ruhumu mengeneyle sıkan baskıya rağmen bağırarak şarkı söylüyorum. Yürümek düşünmesini bilen insanın tek silahıdır. Toplumlarımız karanlık çağın ağırlığı altında ezilirken, insanın belki de son sığınağı bilmediği bir boşluğa yürümektir. Bir erkeğin kalbi olmamalıdır, doğuştan yasaklıdır ona ağlamak. Travması hep ağırdır erkeğin. Emin olmalı birileri artık erkek kediler, erkek insanlardan özgürdür. Şehir insanın ruhuna küstüğünde, kent kollarını sadece paraya açarken, beş parasız bir meczup saçlarını okşatamadığı anların intikamını yıldızlardan çıkarıyor. Orta doğu sokakları kan, gözyaşı ve tecavüz. Büyük babalar böyle istedi diye kilit vurduk dudaklarımıza, inanç belledik insan öldürmeyi. Boğaza kadar fanatizme battık. Kitles...

KÜÇÜK ADAMIN HİKAYESİ

INTRO Daha önce hiç tanımadığım bir tat dilimin ucundaki. “Yeni mi çıkarmışlar bu dondurmayı?” gülümsüyor, çok eğleniyor, damağımdaki tadın yarattığı şaşkınlıkla eğleniyor. Sucuk gibi terlemişim, topun peşinde koşmaktan. Babam hep bu komik deyimi kullanırdı, belki de beni kırmak yerine güldürmeyi tercih ederdi. Küçük kız yanındaki erkek çocuğuyla uzaklara dalıyor ve gülümsüyordu, gündüz vakti kendini gösteren Ay’a bakarak. Şimdi karanlığı geçtik, şimdi intronun sonuna yaklaşırken Elele tutuşup dünyanın ekseninde dönüyorduk. Şimdi dünya bizdik, sarıldık! Ayrılmayı yediremedik! Sustuk! Ve gülmedik… PEMBE PLASTİK TOP Kahvaltının sonuna gelirken gözüm heyecanla dışarıdaydı. Bu durumu kimseye çaktırmak istemezsin özellikle evdekilere. Ama anne ve baba her şeyi bilir ve hisseder. Gelen arkadaşın ardından hızla çıkılır evden. Annenin tüm uyarılarından kaçabilmenin tek yolu hızla ayakkabıları giyip uzaklaşmaktır. Dün patlayan topun yerine pembe plastik bir top gelmiştir. Çok güldü...

EROS VE UYGARLIK

Modern dünya; hepimizin yaşadığı, elektronik ağlarla çevrili ve bir bölümü tamamı ile çöplüğe dönmüş olan uygar gezegenimize verdiğimiz bir ad. Yaşadığımız hayat, buharlı makinelerin ardından insanlığın kendi yarattığı metaların kontrolüne girdiği, duygu dünyasının, düşünce ve akıl eksenin büyük oranda ters düz olduğu muazzam bir yapay zeka medeniyeti. Korkmayın bu yazı bir filmin senaryosundan ya da hazırlanmakta olan bir belgeselden alınmamıştır. İdeoloji; kimine göre korkutucu, kimine göre var olduğu yaşama yönelik olarak geliştirdiği düşünüş biçimi ve bazı sığ düşünürlere göre ideoloji komünizm anlamına gelmektedir. Küçük bir not; yaşadığımız yüzyılda herkes kendisini önemli bir düşünür sanmaktadır. İdeoloji; çevremizde bulunan her an ve her dakika gördüğümüz ve yaşadığımız sistemin aslında ta kendisidir. Reklam panoları, büyük alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları, yazılı ve görsel medyada yer alan mesajlar özetle zihnimize aktarılan her çeşit bilgi ideolojidir. Birey, ...