Çoğu insan çocukluğunu unutarak büyür. Çocukluk
döneminin, ari bir iyilik dönemi olduğuna inanılır. Esasen bilincimize
yerleştirilen bu kalıplar, bir nevi us evrenimize zorla yerleştirilen dini
bilgi ve normlarla benzeşmektedirler. Bunlar: Kutsal aile, kutsal anne ve
halesi tepesinde çocuklarımızdır. Kutsallaştırılan her olgu kendi bağlamından
uzaklaştırılır ve bu yüzden gerçek giderek bulanıklaşmaya başlar. Türkiye
toplumu; tüm bu kuşatmanın içerisinde görme bozukluğu yaşamanın ötesinde kör
bir toplumdur. İnsanın us gelişimini bir kenara bırakırsak, doğa içerisinde
yaşayan diğer canlılardan öz itibari ile farkı yoktur. Karanlığa kapatılan ve
çiğ et yedirilen her canlı bir müddet sonra vahşileşir ve ölüm makinesi haline
gelir. Çocukların canlılara işkence etme ya da öldürme eğilimi vardır. Bu
durumun nedenlerini psikolojik pek çok incelemede ortaya çıkarabiliriz. Bireyin
insan olma durumu bu yüzden eğitimle birlikte başlar. Kadın ya da erkek tüm
çocukların içerisinde öldürme ve yok etme güdüsü vardır. Doğa hayatta
kalabilmesi için canlıyı bu sürece doğru itmeye başlar. Ancak ailenin bu
evredeki aktif rolü çocuğun ortaya çıkan arzularını bastırması ile sonuçlanır.
Tam tersi durumda ise; eksik ve hatalı tedrisat ’tan geçen bireyin profesyonel
bir canlı bomba olması kaçınılmaz bir durumdur. Görünürde kutsal olan her türden
kalıbı yıkmanın ve insanı aslında basit bir canlı olarak ele almanın zorunlu
olduğunun farkına varmak durumundayız. Ankara’da yaşamını yitiren pek çok
insanın sorumlusu yarattığımız ölüm melekleridir.
“Sandığımızın tersine
Dili
geliştikçe insan türü
Gerileyip fakirleşti.
Başta doğaya açıkken sezileri
Sonunu getirecek nokta
Elektronik ortamda
Soyutlanıp dijitalleşmesi.
Eşek, kedi, kertenkele
Neler yok ki
Alfabesiz dillerinde.
İnsan türü
İster yersin kendini
İster yüceltsin
Vazgeçmedikçe
İnsan merkezli seçiminden
Dünyayı kavrayamayacak kibrinden”… (‘İstanbul’da Kedi- Gündüz Vassaf’ S:289 YKY)
Gerileyip fakirleşti.
Başta doğaya açıkken sezileri
Sonunu getirecek nokta
Elektronik ortamda
Soyutlanıp dijitalleşmesi.
Eşek, kedi, kertenkele
Neler yok ki
Alfabesiz dillerinde.
İnsan türü
İster yersin kendini
İster yüceltsin
Vazgeçmedikçe
İnsan merkezli seçiminden
Dünyayı kavrayamayacak kibrinden”… (‘İstanbul’da Kedi- Gündüz Vassaf’ S:289 YKY)
Peki birey nasıl insan olabilir? İnsan nedir ve kime
denir? Okuma kabiliyeti olan kişilerin patlama sonrası bu soruları kendisine
defalarca yönelttiğine inanıyorum. Bu sorulara verilecek cevabı kısaltmaya ve
düşünce evrenimize yeni bir yön vermeye çalışacağım. Okur olarak, eksik
olduğunu düşündüğünüz parçaları lütfen kendi zihin dünyanızda yerleştirmeye
çalışın. İnsan politik bir varlıktır. Günümüzdeki lümpen bireylere bakarak,
insanı politik süreçlerin dışında değerlendirmemek gerekir. Unutmamalı ki
lümpenlikte politik bir durumun yansıması sonucunda oluşmaktadır. Bireyin insan
olabilmesi için us dünyasında muhalif evrene kanalize edilmesi şarttır. Çocuk,
itiraz etmeyi öğrendiği andan itibaren arzu edilen doğru bir gelişim süreci
izlemeye başlar. Muhalif beynin geliştirilebilmesi için katıksız bir özgürlüğe
ve despotik bir eğitim sürecine ihtiyaç vardır. Burada karşıtların birliği
yasasından söz etmekteyim. Çocuğun bir canlıya zarar verme özgürlüğünden
bahsetmiyorum. Oyun oynarken kirlenme, üretim yeteneğini oyunların içerisine
harmanlayarak, zihinsel gelişimine katkıda bulunmamız gerektiğine işaret
ediyorum. Sokaklardan, topraktan ve sosyal evreden yalıtılmış çocukların bütünü
psikozludur. Sanal evrende yaratılan oyun alanlarının ne derece tehlikeli
olduğu tartışma götürmez bir gerçektir. Bu alanda anti-tez üretmeye
çalışanların kaygısının tamamı ile tecimsel olduğunu görmek zorundayız. Muhalif
olma; tüketmeye karşı üretme halidir. Esasen, dış dünyanın farkına vardığımız
andan itibaren bu durumun içersin de yer alırız. Çünkü eşitsiz bir dünyanın
içerisine doğmuşuzdur. Kuş vuran çocuklarla, mücadele eden çocukların halidir
muhalif olmak. Benim kişisel önerim ailelere muhalif bir tine sahip birey
yetiştirmeleridir. Sisteme “entegre” olmuş bireylerin hali ortadadır. Mesele
özgür bir insan mı? Yoksa bize bağlı bir köle mi yetiştireceğimiz meselesidir.
Neden oturup bunca satırı çocuklara ayırdığımı düşünecekseniz parçalanmış
cesetleri, sonu gelmez katilleri artık anlatmak istemiyorum. Masum olmayan bir
canlıdan, daha da büyük bir canavar yaratan sistemi deşifre etmeden,
yaşadığımız sorunları çözemeyeceğimizin farkına varmamız gerekiyor.
"Korkmaz Tedik- 10.10.2015-Ankara"
Tek tek
ailelerin iyi niyetine çocuklarımızı emanet edemeyiz. Sorun çok net bir biçimde
sistem sorunudur. Toplumsal normların ivedilikle değiştirilmesi gerekmektedir.
Burjuvazi kriz yaşadıkça, insanlık barbarlık sürecine doğru hızla
ilerlemektedir. Yukarıda ise en azından aile olabilmiş iyi insanların kısaca
çocuklarına nasıl bir eğitim vermesi gerektiğini anlatmaya çalıştım. Aile içi disiplini
göz ardı etmeden, çocuğun özgürlük halesini belirlemelerini unutmamaları
gerekmektedir. Dışarıdan gelen tüm olumsuz etkiyi çocuğun bertaraf edebilmesi
için muhalif kültürle disiplinize olması gerekmektedir. Özetle; çocuk insani
olmayan bir edime karşı direnç gösterebilecek araçlara sahip olmalıdır. Ancak
mevcut sınıflı toplum yapısı içerisinde bunların lokal önlemler olduğunu
unutmamakta fayda var. Çünkü komşunun çocuğu hangi şartlar altında
yetişmektedir ve neden köktendinci (fundamentalist) örgütlere meyletmektedir
bilemezsiniz. Dünyanın iyi bir yer olabilmesi için Marksist praksisin harekete
geçirilmesi ve işçi sınıfının örgütlenerek sömürücü sınıfı sürekli bir devrimle
alt etmesi şarttır. Aksi halde biz çocuklarımıza gerekli eğitimleri versek dahi
birileri o çocukları paramparça etmenin yollarını bir şekilde bulacaktır. Sonuç
olarak bir sistem değişikliğine gitmek zorundayız. Bu değişim gerçekleşmediği
takdirde sınıflar birbirlerini yok edecek ve insanlığın sonunu getirmiş
olacağız. Rosa Luxemburg’unda dediği gibi: "Ya Barbarlık, Ya Sosyalizm!"
"Rosa Luxemburg"



Yorumlar
Yorum Gönder