Ana içeriğe atla

Kayıtlar

EROS VE UYGARLIK

Modern dünya; hepimizin yaşadığı, elektronik ağlarla çevrili ve bir bölümü tamamı ile çöplüğe dönmüş olan uygar gezegenimize verdiğimiz bir ad. Yaşadığımız hayat, buharlı makinelerin ardından insanlığın kendi yarattığı metaların kontrolüne girdiği, duygu dünyasının, düşünce ve akıl eksenin büyük oranda ters düz olduğu muazzam bir yapay zeka medeniyeti. Korkmayın bu yazı bir filmin senaryosundan ya da hazırlanmakta olan bir belgeselden alınmamıştır. İdeoloji; kimine göre korkutucu, kimine göre var olduğu yaşama yönelik olarak geliştirdiği düşünüş biçimi ve bazı sığ düşünürlere göre ideoloji komünizm anlamına gelmektedir. Küçük bir not; yaşadığımız yüzyılda herkes kendisini önemli bir düşünür sanmaktadır. İdeoloji; çevremizde bulunan her an ve her dakika gördüğümüz ve yaşadığımız sistemin aslında ta kendisidir. Reklam panoları, büyük alışveriş merkezleri, toplu taşıma araçları, yazılı ve görsel medyada yer alan mesajlar özetle zihnimize aktarılan her çeşit bilgi ideolojidir. Birey, ...

SANATÇI OLMAK YA DA OLMAMAK

Antalya sanatçılar derneği 1992 yılında; Ressam, Şiar, Öykücü ve Müzisyenlerin bir araya gelerek kurdukları bir dernek. Derneği ülke gündemine taşıyan neden ise kurulduğu günden itibaren faaliyet yürüttükleri mekanın, Antalya Büyükşehir Belediyesi tarafından kapatılıyor olması.  Antalya'nın  kale kapısı  mevkinde  bulunan derneğin merkezi pek çok sanat organizasyonuna ev sahipliği yapmış. Antalya sanatçılar derneği başkanı Cahit Çakçıl yaşanan gelişmelerin Antalya da sanatı bitirme noktasına getirdiğinin altını çiziyor. Sadece Antalya yereli için değil, Türkiye genelinde sanatın içinde bulunduğu durumu Ansan başkanı Cahit Çakçıl ile değerlendirdik. Antalya da gerçekleştirilen sanat faaliyetlerine katkılarınız nelerdir? Antalya sanatçılar derneğinin (ANSAN) şuanda 250 üyesi var. Kentin sanatsal duyarlılığının gelişmesi adına pek çok organizasyon düzenliyoruz. Resim sergileri, Şiir ve öykü günleri gibi faaliyetlere öncülük ediyoruz. Yeni yetişen şair v...

SUÇ VE CEZA

    Prof. Dr. Mustafa Ruhan Erdem “Yeni bir anayasa istiyorsak cumhuriyetin kazanımlarını göz ardı edemeyiz. Yeni yapılacak olan anayasanın merkezinde insan olmalıdır.” Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof.Dr. Mustafa Ruhan Erdem, son dönemlerde ülkemizde ve dünyada yaşanan radikal değişimleri, ortaya çıkan güncel sorunların ve hukuki dönüşümlerin ne gibi sonuçlar doğurduğunun ayrıntılarını paylaştı. Yeni bir Anayasanın yapılması gerektiğini vurgulayan Erdem, Evrensel hukuk normlarının dikkate alındığı ve toplumun tüm farklılıklarının kucaklanabildiği bir toplum sözleşmesine ihtiyaç duyulduğunun altını çizdi. Hukuk sistemimizde gerçekleştirilen köklü değişimleri nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu köklü değişimler karşısında hukuk fakültelerinin sessiz ya da tepkisiz kaldığını düşünüyor musunuz? Özellikle 2004 yılında Avrupa Birliği ile tam üyelik müzakerelerinin başlamasıyla birlikte, hukuk alanında bazı düzenlemeler ve reformlar yapıldı. Gerçekleştiril...

SAVAŞA KARŞI YAŞAMAK

İnsan olmak nedir? Soru hepimize sert gelebilecek kapasitededir. İnsan olmak; herkese göre değişebilir. Göreceli kavramlar dünyasında yaşıyoruz artık. Yazdığım cümlede size göreceli gelebilir. Diğer yandan gözlerimizi bağlayıp, ceplerimize girecek olan üç kuruşun kaygısı ile her denilene inandığımız bir çağdayız aynı zamanda. Kitap okumak sancılı bir süreçtir. Bu sancının boyutları da elbette ki kişiden kişiye göre değişecektir. Sessiz bir ortam arayışı klişe ve bilinen bir şeydir. Yüksek katlı bir apartmanda ve çok çocuklu ailelerin yaşadığı bir sitede, sessizlik emin olun paha biçilemez bir lükstür. Otobüslerde ya da toplu taşımada gamsız bir biçimde kitap okuyan insanlara hep hayranlık duymuşumdur. Belki de öldürücü bir kıskançlık. Ancak onlarda bilmeliler ki bu şehrin gürültüsünden kaçmak imkansız. Sayfaları anlamadan çevirmek, iyi bir okur için savaşın kaybedildiği anlamına gelmektedir. Sen sayfaları çevirirsin, bebek kendini yırtarcasına ağlar. Sinirlerin gerilir, eve gelen ...

ÖLÜMÜN KOKUSU

Kırmızı bir araba duruyor küçük çocuğun önünde. Kapıya doğru uzatıyor ellerini. Egzoz kokusu sarhoş ediyor sokaktan geçenleri. Kaldırımları siyaha boyuyor arabaların dumanı. Bir şehir neden sizce hep siyahtır? Pencerenin hemen dışında geride kalıyor yaşlı bir adam. Radyoda pek bilinmeyen bir şarkı pop sanki; cıstak cıstak ediyor yaylandıkça koltuklar. Yabancı bir adam sürüyor arabayı, sağ koltukta ise bir kadın gözleri yaşlı. Korkutucu bir sessizlik! bugün neden doğmak ister insan. Bir çocuk neden hep arabanın arkasından bakar. Kaçırmamak için düşleri, geride kalanları unutmamak için, her defasında döner ve bakar arkasına. Gidilecek yere varıldığında açılan sadece bir kapıdır. Dünya neden böylesine büyük, şu inşatta çalışan adamın elleri kocaman, yan fırından sıcak ekmek kokusu burnuma işlerken canımın ne çektiğini bilmiyorum. Kırmızı ayakkabılarımı bağlıyorum daha dün öğrendim ayakkabı bağlayabilmeyi. Defalarca kurdele atıyorum tekrar tekrar bağlıyorum her defasında hiç s...

NEDEN PİYANO?

1977 Kışı, aylardan şubat. Antalya fırtınalı ve korkutucu şimşek gürültüleri ile sarsıldığı bir gecenin ardından sakin, güneşli bir kış sabahına uyanıyordu. Mehmet yatağının içinde gerinerek uyandı. Annesinin mutfakta çıkardığı gürültüden rahatsızdı. Köyden göçeli daha altı ay olmamıştı. Sıdıka hanım şehir yaşamının koşullarına kafa tutan cefakâr bir Yörük kadınıydı. Bakkaldan alınan ekmeğe, sofrada süremediği tereyağına bir de geride bıraktığı komşularına hasretti. Şehirli kadınların saçları, boyalı tırnakları ona hep uzaklığı ve yalnızlığı anımsatıyordu. Belki de kocasının aklını  çekebileceklerini  düşündüğünden düşman belliyordu bu kadınları. Sıdıka kadın Güllü şalvarından, başına bağladığı işlemeli örtüden vazgeçemezdi. Ülke siyaseti o dönemlerde oldukça karışıktı. Soğuk savaşın etkisi; Sovyetler birliğinin varlığı, altmış bir anayasasının sağladığı görece özgürlük ortamı, işçi sendikalarını geliştirmiş sol muhalefeti yükseltmişti.  77 Kışında göçebe ...

PATİKLERİMLE BAŞ BAŞA

Karanlık bir köşede elimde arkadaşımın verdiği kalem ve defterim, avuçlarımın arasında. Karalıyorum yarım kalan hatıraların yalnız düşlerini not ederken; yine sıradan bir gün ve ben. Sahi bebek arabasında otururken ağzımdan emziğimi kapıp beni korkutan o maymun nerelerde acaba? Böyle enteresan sorular da zaten hep benim aklıma gelir. Beş ya da altı , hani o küçük parmaklarla dördü  üç diye gösterdiğimiz dönemlerde. Kreşin bir hayvanat bahçesi gezisinde, çocukluk aşkımın elinden tutup timsahlara simit atarken, onun saçlarına da bulaştırıyorum parmaklarımdaki küçük susamları. Ama o gün en çok aslanların kafesini deli gibi merak eden ben, aslanları görür görmez kafeslerine doğru çılgınca koşarken bir yandan bulutları midilliye ya da bir balığa benzetiyorum. Kafesteki dişi aslan bana bakıp şaşırıyordu buna eminim; çünkü demirlere yapışmış kükrüyordum. Dişi aslan karşılık verip bana doğru kükreyerek geldiğinde kendimi öğretmenimin bacaklarında ağlarken buluyorum. Gözyaşlarını emmeyi se...