Ana içeriğe atla

PATİKLERİMLE BAŞ BAŞA

Karanlık bir köşede elimde arkadaşımın verdiği kalem ve defterim, avuçlarımın arasında. Karalıyorum yarım kalan hatıraların yalnız düşlerini not ederken; yine sıradan bir gün ve ben. Sahi bebek arabasında otururken ağzımdan emziğimi kapıp beni korkutan o maymun nerelerde acaba? Böyle enteresan sorular da zaten hep benim aklıma gelir. Beş ya da altı , hani o küçük parmaklarla dördü  üç diye gösterdiğimiz dönemlerde. Kreşin bir hayvanat bahçesi gezisinde, çocukluk aşkımın elinden tutup timsahlara simit atarken, onun saçlarına da bulaştırıyorum parmaklarımdaki küçük susamları. Ama o gün en çok aslanların kafesini deli gibi merak eden ben, aslanları görür görmez kafeslerine doğru çılgınca koşarken bir yandan bulutları midilliye ya da bir balığa benzetiyorum. Kafesteki dişi aslan bana bakıp şaşırıyordu buna eminim; çünkü demirlere yapışmış kükrüyordum. Dişi aslan karşılık verip bana doğru kükreyerek geldiğinde kendimi öğretmenimin bacaklarında ağlarken buluyorum. Gözyaşlarını emmeyi seven kaç kişi var peki aramızda? Tuzlu tadı hoşuma giderdi bazen.


Mahallede bisiklet yarışı yapıldığında sona kalmayı severdim. Zaten pek birinci de olamazdım. Ne gerek var bu saçma rekabete, sakin olup kendini rüzgara ve güneşe bırakmak varken... İlk defa aşık olduğum an! - onu gördüğümde- karşı kaldırımda, ben ise o an park halindeki bir arabaya çarpıyordum. Sanırım yine ağlıyor, ne kadar şapşal gözüktüğüme hayıflanıyordum. Sıyrılan dirseğime bakıp üfleyerek ilk tedaviyi uyguluyordum kendime. O kızın daha sonra komşumuzun kızı olduğunu öğrendiğimde evin içinde ayaklarım yerden bir metre havada uçuyordum. Anneme bütün bir hafta ''Hatice teyzelerle denize gidelim'' diye yalvarıp, kumsalda onun yanında kova ve kürekle güç gösterisi yaparken şimdi aynaya bakıp gülümsüyorum. Ellerim buz kesmiş, heyecandan altına kaçıracak kadar kendimi kaybetmiştim. Bir de o çocukken giydiğim kırmızı slip mayo yok mu; sanırım onun üzerine birden fazla kitap yazılabilir. Şimdi o kız nerelerde ve kimle acaba? Çocukken de sorardım böyle sorular. ''Şu bizim Gürkan'ın kafası neden bu kadar yamuk acaba diye?'' Bir keresinde herkesin içinde çişi feci halde gelip annesinden cevap alamayan bir kız arkadaşıma: ''Sana ben yardım edebilirim'' demiştim. Pek tabi kahkahalar yükseldiğinde yanaklarım bebek poposu gibi kızarmıştı. Hiper aktif olmanın da ağır bedelleri olabiliyor.
Yere uzanmış ellerimi bacaklarımın arasında birleştirmiş ağlıyordum. O sabah, Ördeğim'in gittiği yerde bensizliğe dayanamayıp öldüğünü öğrenmiştim. Bugün top oynamak, kızların eteğini kaldırmak benim için yasaktı; çünkü yastaydım. Kreşten kaçmamış, arkadaşlarımın mendillerini çalıp tuvalete atmamıştım. Ördeğim'in yasını tutuyordum. Okkalı bir küfür savurdum sonra içimden ''Ulan Gürkan bir ördeğe sahip çıkamadın!'' diye söylendim.
Kreşte saklandığım dolaba girmiştim, kız arkadaşımın yanaklarından öpüp ''beni unutma'' demiş, saklanmıştım tüm dünyadan. Bilemezdim dolabın içinde uyuyup kalacağımı... Kimsenin aklına gelmemişti dolaba bakmak. Çünkü kreşteki tüm çocuklar dışarı çıktığımı, ağaca tırmandığımı söylemişlerdi. Gerçekten de öğle uykusuna yatmamak için tırmandığım ağaçta görmüşlerdi beni en son. Polisler, annem ve kreş yönetimi çıldırmıştı. Sonunda yanaklarını öpücüklerimle ödüllendirdiğim o minik kız, gizli karargahımı ispiyonlamıştı. Terden su gibi olan bedenimi, annem ağlayarak kollarına almıştı. Boynuna gömülüp ben de ona eşlik etmiştim. Suçumu böylece bastırmıştım. Yine kıyamamışlardı bana ördeğim ölmüştü ve ben yastaydım.

Bugün çayı demlerken gördüm patiklerimi; ona çıkıp gitmesini söyledim. Sert sözlerle kırdım kalbini, patiklerimle baş başa kalıp dolabıma saklandım. Kimse görmesin gözyaşlarımı diye…

Yorumlar